KADIN

Analarımızı öldürmek istiyorlar

Analarımızdan duyduğumuz ilk nennilerdir diller… İlk onlardan duyduk ağıtlaşmış, katliam öykülerini. Onlar işkence ettikçe dil Kürtçe haykırıyordu, vurdukça Kürtçeydi dildeki slogan; onlar astıkça Kürtçe boğulurdu nefesler..


(…)
Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü…

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü…

Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.

(Ahmet ARİF)

İlk onlardan duyduk ağıtlaşmış, türküleşmiş katliamların hikayelerini; ilk dersimizi analarımız verdi daha biz kundaktayken… Komşu köyün delikanlılarını, körpe gelinlerini, analarını nasıl götürdüklerini, nasıl işkence yaptıklarını söylüyordu anaların dillerindeki ağıtlar. Bunları duydu da büyüdü Adiloş bebeler…

Onlar işkence ettikçe dil Kürtçe haykırıyordu, onlar vurdukça dildeki slogan Kürtçeydi, onlar astıkça Kürtçe boğulurdu nefesler… Ama ne astıkça, ne vurdukça kayboldu diller. Fırat’lardan, Dicle’lere uzandı dillerin ağıdı. Öldükçe daha gür akmaya başladı ve birleşti Fırat’la Dicle Kürtçe ıslıklarda, Kürtçe düştü oyalı yazmalar sulara.

Analarımızdan bizlere kalan en büyük mirastır andilimiz. En doğruyu onlar söyledi bize. Kirletemediler, kirletemezler de o doğallığı bizlerde. Şimdi çok korkuyorlar dilimizden; çünkü uzun zaman önce kaydetti analarımızın dilleri yapılanları; inkarları, imhaları… Şimdi büyüdü Adiloş bebeler, şimdi, hesap soruyorlar. Artık Yüksekova sokaklarında, Amed’de panzer karşısında, ünivesitelerin fakültelerinde, işçi direnişlerinde ön saflarda Kürtçe… Daha fazla büyümemeli diyorlar Adiloş bebeler. Çünkü büyüyen dil; büyüyen kimliktir esasında.

Onyıllardır, akılalmaz işkenceler denediler, bir kimliği yok etmek için. İşkenceler kar etmedi. Bulmuşlardı, daha doğrusu; bulduklarını zannetmişlerdi bir kimliği öldürmenin yolunu! 38’lerde sürgün ettiler bir dili. Dili diyorum, çünkü kimliğimizi vareden dilimizdir. Dersim’in kızları sürgün edildi, Anadolu’nun dört bir yanına. Çünkü onlar da ana olacaklardı, onların da Adiloş bebeleri olacaktı. Dersim’in kızları kaybedildi; ama dilini kaybedemediler. Kürdün kültürünü, inadını, Anka’lığını tanımamışlardı daha. Nehirler, dereler taştı Kürdün kanıyla; can verdi Kürt düştüğü topraklara, biner biner filizlendi tohumlar.

Şimdi siper aldılar bir kimliğe, bir dile. Sokaklarda, okullarda, hastanelerde… Çok duyarız yazın haberlerde, sezonluk Kürt işçilerine yapılan linç girişimlerini, fakültelerde Kürtçe ıslık çaldığı için bıçaklanan gençlerimizi, Türkçe bilmediği için muayene edilmeyen annelerimizi ya da bir işçinin yüreğinden dökülen Kürtçe selamın “Türklüğe ve Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle” yargılanmasını… Şimdi Meclis kürsülerinden kusuluyor Kürde olan kin, korku ve tehdit… En başta analarımıza kalkıyor artık coplar, çünkü biz direncimizi analarımızın öfkesinden alıyoruz, analarımızın dilinden besleniyoruz. Bu yüzden artık önce analarımızı, yani dilimizi öldürmek istiyorlar. Analarımzın ağıtları karşısında titriyor faşist beslemelerin kemikleri. Bizler analarımzın ağıtlarının gölgesinde büyümeye devam edeceğiz, analarımzın diliyle yürek yürek barikat olmaya devam edeceğiz sokaklarda… Bir kere daha haykırıyoruz “Bé zıman jiyan nabe!” (Dilsiz yaşam olmaz!) Kürt emekçiler, yaşamak için direnmeye devam edecektir!

http://www.alinteri.org/?p=13111

Etiketler
Daha fazlası

Check Also

Close
Close