GÜNCELKADIN

"Cüret ettim!.."

Rosa Luksemburg ve Karl Liebknecht, yaşamları gibi ölümleriyle de sınıf mücadeleleri tarihine kazınmıştır

"Cüret ettim!.."

O zamanlar [Ocak 1919’da] Karl Liebnecht ile Rosa Luxemburg’un konuşma yaptıkları bir KPD toplantısına katılmıştım. İkisinin devrimin önderleri oldukları kanaatine varmış ve onları öldürtmeyi kararlaştırmıştım. Emrim üzerine ikisi de yakalandı. Hukuk normlarına aykırı davranılması konusunda karar verilmesi gerekiyordu… İkisinin yok edilmesi kararını kolay vermedim… Halen bu kararımın ahlaki-teolojik açıdan savunulabilir olduğu inancındayım.
Yüzbaşı Waldemar Pabst, 1962

Ya barbarlık içinde yok oluş, ya sosyalizm!” Ölümsüz devrimci önderler Rosa Luksemburg ve Karl Liebknecht‘in ideallerinin yön verdiği sözleri, bugün her zamankinden çok daha fazla güncel.

Bir yanda kapitalizmin yeni unsurlar eklenerek derinleşen bütünsel krizi, diğer cephede dünya proletaryası ve emekçilerinin genişleme, yayılma sıçrama eğilimleri taşıyan direnişleriyle uzun yıllar aradan sonra, tarih sahnesinde yeniden çıkmasını yaşıyoruz.

Aynı zamanda, militan sosyalizm mücadelesini geliştirmek açısından, kaçırdığımızda vebalini taşıyamayacağımız tarihsel fırsatlar dönemindeyiz. Tıpkı onlar gibi, kapitalizme karşı militan sosyalizm mücadelesini, sınıf işbirlikçiliğinin, reformizmin ve sosyal şovenizmin çelmelerine karşı da yükseltmenin kaçınılmaz olduğu bir eşikteyiz.

Rosa Luksemburg ve Karl Liebknecht’i yaşamları gibi ölümleriyle de, sınıf mücadeleleri tarihine silinemeyen önderler olarak geçiren de budur. Ortaya çıkan devrimci durumu “Cüret”le iktidara taşımaya bütün varlıklarıyla çalışmaları, iktidar perspektifidir.

Bu yüzden, 19 Ocak 1919‘da Berlin‘de alçakça katledilme kararlarının altında belki Sosyal Demokrat hükümetin imzası vardı. Fakat, Alman Hükümeti’nin arkasında tüm dünya gericiliğinin desteği bulunmaktaydı.

Rosa ve Karl, Almanya‘da varolan siyasal altüst oluşun “Devrim ve sosyalizmin kaçınılmaz olduğu” gerçeğini gösterdiğini pratikleriyle birleşik savunan devrimci önderlerdi. Dünya gericiliği, gelişen devrimi boğabilmek için önderlerini katletti.

Sokaklarda barikatlar kuran işçiler, emekçiler, askerler bu siyasal depremi derinleştiren özneler olmuşlardı. Emperyalist burjuvazi ve Sosyal Demokrat uşakları, devrimin önünü almakta zorlandıkça saldırganlıkları da artmıştı. Sınıf işbirlikçiliğine, reformizme ve sosyal şovenizme karşı ödünsüz devrimci önderler bu koşullarda katledildiler.Almanya’da devrim yenildi.

Rosa’ların da uğruna can verdikleri sosyalizm ve sınıfsız toplum idealleri, ölümlerinin üzerinden 92 yıl geçmesine karşın, bir heyhula gibi dolaşmaya devam ediyor. Bugün de, onları anmak için dahi olsa, kapitalizme karşı sosyalizm alternatifinin tartışılmasından ürküyorlar.

Ve hiçbir unutturma, içeriksiz soyutlama, ehlileştirme çabası tutunamıyor. Onları, komünistler, devrimciler, dünya proletaryası ve emekçilerinin ortak belleğinden silemiyorlar. Her ölüm yıldönümlerinde dünyanın dört bir yanından Berlin‘e akan onbinlerin Berlin’i sosyalizm sesleriyle çınlatması, sosyalizmin sembolleri ile donatması bunu somutlayan göstergelerden biri.

Ya barbarlık ya sosyalizm!


Bugün, dünya proletaryası kapitalizmin krizinin faturasını sermayenin başına çalmak istiyor. Her an, hangi kıta ya da ülkeden patlayacağı belli olmayan direnişler gelişiyor. Sokaklara akan milyonlara rağmen, sınıf ve emek hareketinin, kapitalizme karşı sosyalizmi hedefleyen militan devrimci bir önderlikten yoksunluğu, kendisini yakıcı biçimde dayatmaya devam ediyor.

92 yıl önce Rosa’ları katleden emperyalist burjuvazi, yıllara yayılan savaşımlarla kazanılmış bütün hakları sıfırlamaya çalışıyor. Yoksullaştırmanın, yoksunlaştırmanın düşkünleştirici dehlizlerinde çürümüşlüğü derinleştiriyor. Yükselen mücadeleler ve patlama dinamikleri karşısında ise, tüm gerici yönünü açık bir şekilde konuşturmaktan geri durmuyor.

İşte bugün “Sistemin, ekonomik, siyasal, ideolojik krizinin bu boyutuna karşın, istikrarın hüküm sürdüğünü -krizin sınırlandırıldığını- sanan, budala zaptiyeler” ve “budala zaptiyelerin gücünü abartanlara” inat “Vardık! Varız! Varolacağız!” demenin anlamı, militan sosyalizm mücadelesini yükseltmekte toplanıyor.

Her gün bir yenisi patlayan direnişlere siyasal önderlikte Rosa’lar gibi ”Cüret ettim!” diyen atılganlıkta toplanıyor. Önümüzde duran tarihsel fırsatları kaçırmamanın, değerlendirebilmenin anlamı burada saklı. Bu yüzden;

Rosa ve Karl militan sosyalizm mücadelemizde yaşıyor!

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Check Also

Close
Close