KAPİTALİZM ELEŞTİRİSİMAKALELERManşet

‘Fırtına öncesi sessizlik’ derken?

IMF Birinci Başkan Yardımcısı David Lipton, neo liberalizmin barutunun tükendiğini itiraf etti

Ege Deniz

ABD merkezli finans haber ajansı Bloomberg tarafından düzenlenen bankacılık konferansında konuşan Uluslararası Para Fonu (IMF) Birinci Başkan Yardımcısı David Lipton, “Fırtına öncesi sessizlik” uyarısında bulunmuş.

“Küresel ekonomi üzerinde fırtına etkisi yaratabilecek koşulların oluşmakta olduğu uyarısında bulunarak hükümetler ve merkez bankalarının durumla mücadele etmek için yeterince hazırlıklı olmayabileceğini” söylemiş.

2008 küresel krizine karşılık olarak “Hükümetlerin mali genişlemeye gittiğini ve kamu harcamalarını artırarak büyüme oranlarını ve istihdamı desteklediğini” belirten Lipton, “Ancak 10 yıl öncesindeki gibi bir manevra alanı artık yok” diye eklemiş.

Böylece Lipton, aslında tekelci (küresel) sermayenin birikim modeli olarak, çoktandır sonuna gelinmiş neo liberalizmin barutunun tükendiğini itiraf etmiş.

2008 krizinin etkilerini hafifletmek ya da daha doğru bir ifadeyle ötelemek için atılan adımların, emperyalist kapitalizmin yapısal bunalımını aşmaya yetmediğini, tam tersine, kriz koşullarının, bir sonraki aşamada katlanarak tekrar ortaya çıkmakta olduğunun beyanıdır bu sözler.

Tıkanmış bir sermaye birikim modeli olarak neo liberalizmin yerine koyacak başka bir model bulamayan dünya kapitalizminin yaşadığı zorluklara ilişkin, Lipton’un alt çizmelerinden anlaşıldığı kadarıyla önerilen ise “sosyal” ve “kamusal” harcamaların daha fazla kısılması. Yani işçi ve emekçilerin tarihsel kazanımlarının gasp edilmesine yönelik saldırıların artırılarak sürdürülmesi…

“Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu zorlukların politika yapıcıları daha önce hiç karşılaşılmamış türden sıkıntılarla burun buruna getirebileceğini” vurguladığı konuşmasında Lipton “En büyük riskin ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları” olduğunu da belirtmiş.

Dünyayı tek bir ekonomik sistem içerisinde birleştirmiş kapitalizmin zamanında tekelci hakimiyet kurup (ve küresel kapitalist ortaklıklar oluşturarak) dünya işçilerini ve halklarını tatlı tatlı sömüren mali sermayelerin birikim süreçlerinin belirli periyotlarla duvara toslamasının kaçınılmaz olduğuna dair -tarihsel bakımdan yüzeysel de olsa- burjuva bilincin söylettiği bir “risk”tir bu.

Burada sözü edilen “risk”i ortaya çıkaran çelişki, maddi üretimin-dağıtımın olduğu kadar para-sermaye dolaşımının ve mali fonların dünya çapında “düzenlendiği” günümüz küresel ekonomisinde mülkiyetin, mülk edinmenin, sermaye birikiminin ‘özel’ karakterde oluşudur.

İşlerin görece iyi gittiği dönemlerde genelde tekelci sermayeler özelde mali sermayeler birbirleriyle iyi geçinerek, “ulus-ötesi” ortaklıklar kurarak, üretimin-dağıtımın küresel-toplumsal karakterinden faydalanırlar, azami karları tatlı tatlı paylaşırlar.

İşler iyi gitmediğinde, azami karlarda bir azalma filan ortaya çıktığında, bununla birleşik olarak emperyalist rekabet ve yeniden paylaşım kavgaları kızıştığında tekelci kapitalist (özel) mülkiyet gerçek sınırlarını göstermeye başlar.

“Ekonomik milliyetçilik”, “Ticaret savaşları”, “Yeniden paylaşım savaşları” ivme kazanır. Gümrük duvarları yükselir, önce “ortak” olanlar şimdi “düşman” olurlar, emperyalist blokların kendi içindeki çatlaklar büyür vs.

Küresel kapitalist sistemdeki -“globalleşme“ yalanına karşın -aslında hiç ortadan kaldırılamamış- ekonomik bölünmüşlük derinleşir, politik bölünme ve parçalanma süreçleri tetiklenir.

Ama bir dakika! “Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu zorlukların politika yapıcıları daha önce hiç karşılaşılmamış türden sıkıntılarla burun buruna getirebileceğini” söyleyen Lipton’un kastettiği bununla sınırlı olmasa gerek!

“Hükümetlerin mali genişlemeye gittiğini ve kamu harcamalarını artırarak büyüme oranlarını ve istihdamı desteklediğini” belirten Lipton’un, “Ancak 10 yıl öncesindeki gibi bir manevra alanı artık yok” sözleriyle birlikte düşünüldüğünde, onun zihninin kıvrımlarında gizli asıl riskin, dünyanın birçok yerinde yükselen ve birleşerek genişlik kazanma eğiliminde olan (son sarı yelekliler isyanının özellikle Avrupa’da yarattığı etkide olduğu gibi) işçi ve emekçi mücadelelerinin taşıdığı potansiyeller olduğunu söylersek sanırım haksızlık etmiş olmayız!

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Close