GENÇLİKGÜNCELİŞÇİ SINIFI

Her sınıfın kendi çıkarı

Her sınıf, her sermaye kesimi süreci kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda fırsata dönüştürmeye çalışıyor

Her sınıfın kendi çıkarı

Ulusal Hareket, Demokratik Özerklik stratejisinin fiili olarak örgütlemeyi sürdürüyor. Bunun bir gereği olarak “İki dilli yaşam” kampanyası kendi kulvarında start aldı, ilerliyor. Somutluk temelinde sürecin hızlanmasıya birlikte, sınıfsal yol ayrımlarının yansıması olarak, aynı zamanda her sınıf, her sermaye kesimi süreci kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda fırsata dönüştürmeye çalışıyor.

Öncesinden rejim tarafından dile getirilen “açılım” teranelerinin gerçek yüzü açığa çıktı. Somut adımlar karşısında getirilen ilk şart “Devletin üniter yapısına dokunmamak kaydıyla” oldu. Hezeyanla karşılandı.

Start verilen programın içersinde, burjuva milliyetçiliği en fazla “özsavunma“, “bayrak“, “flama“yı demogoji konusu yaptı. “Kırarız, biçeriz” saldırganlığı dozunu artırdı.

Ordu “Ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman tarafız” diye gürledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu asıl olarak bölgeler arası ekonomik eşitsizlik ve rant paylaşımından kaynaklı çelişkilerin olduğu Belçika örneğini andı. “Farklı dil konuştukları için ikiye bölünmüş durumda. Bu çıkışlarla toplumu kaynaştıramazsınız. Türkiye, ayrışma sürecine giriyor…Göğsümüzü gere gere göndere çektiğimiz, önünde saygı duyduğumuz tek bir bayrağımız var, her yurttaşın bayrağı” gibi ırkçı şoven bir tepki verdi.

Kafatasçı faşist MHPMilli devlet üniter yapının tahribatına müsade edilemez” hezeyanında bulundu…TÜSİAD‘dan, orduya, liberal “Kürt dostları”ndan, Kemalistlere, faşistlere kadar incesiyle, kalınıyla Türk şovenizmi pervasız bir saldırganlıkta birleşiyor; “Ne olacaksa, üniter devlet yapısına dokunmadan olsun!

Bununla çelişik değil, tamda uyumlu olarak her yanımız “Birlik, kardeşlik” vurgusuna kesti. Öyle ki, geçtiğimiz aylarda sermaye örgütü TÜSİAD başkanı Ümit Boyner, Diyarbakır’da “Birlik, kardeşlik, eşitlik” çağrısını bu kez Kürtçe kelimelerle dillendirmişti.

Sermayenin neoliberal birikim politikalarında yaşadığı tıkanmayla birleşik kendi önünü açma yönünde hızlı bir sıçrama yapma ihtiyacı, bunun içinde bölgenin daha hızlı stabilizasyonu Türk Tekelci Burjuvazisi açısından öylesine yakıcı ki, seçimleri beklemek dahi onun için zaman kaybı.

Ulusal Hareketin “Demokratik Özerklik” savunusuyla esas noktalarda örtüşme halinde olan “Kürt realitesinin tanınmasında Kuvveden fiile geçme” sıkıştırmasının içeriği, seçimleri beklemeden yeni bir “Sivil demokratik anayasa vizyonu”, “Yerel Yönetimlere Özerklik tanınması” olarak tekrarlandı.

Özal döneminden başlayıp, 1990‘ların başından beri gündemde olan Kürt sorununda yerel-bölgesel özerklik temelinde bir “çözüm” arayışında artık somutluk kulvarına girilmesi, TÜSİAD’ın “Geç kaldık, cesaretle savunanlarımızı ortadan kaldırdık” diyen “özeleştiri”si, burjuva köşe yazarlarının “Otuz yıl kaybettik, ah rahmetli Özal” dövünmeleri ile gündemleşti.

Kürtçe konuşturan?

Bir an önce “Kuvveden fiile” sıkıştırmasında ve TÜSİAD’ın popülizminde, sermayenin ortak sorunu olan, sermaye birikiminin aciliyetinin yanısıra, bölgeye yatırım yapanların başını TÜSİAD üyelerinin çekmesinin de ayrı bir ağırlığı söz konusu. Sermayenin diğer ortak hedeflerinin yanısıra “Osmanlıdan sonra bölgesel güç olma” stratejisinin en önemli ayağı olan enerji nakil hatlarının güvenliği ve Türkiye’nin güvenli enerji geçiş güzergahı, Avrupa’nın enerji terminali haline getirmede de “Kuvveden fiile” adımlarının hızlandırılması istemleri belirleyici bir etken.

TÜRKONFED‘in Dicle Üniversitesi Konferans Salonu’nda yapılan, 14. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi’nin “Bölgesel kalkınma ve iş dünyasının rolü” içerikli toplantıda niyet “Diyarbakır ve bölgeyi yerli-yabancı sermayenin evi haline getirme” olunca, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner konuşmasına Kürtçe “Barış için, eşitlik için, kardeşlik için hepinize merhaba. Diyarbakır bizim de evimizdir” diyerek başlar elbette. Hal böyle olunca, yerli ve yabancı yatırım planlarına klavuzluk edecek özel bir yatırım konseyininin Kürtçe mi Türkçe mi dile getirildiğinin hiçbir hükmü kalmıyor.

Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak

Konferansta konuşan TÜRKONFED başkanı “Taşlar yerinden oynadı, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demişti. Sermaye gurupları arasındaki rekabet ve bölge üzerinde hegemonya yarışında da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu sermaye kesimleri arasında kıran kırana süren rekabetin kızışmasının bir yansıması olan, “Doğu’ya kim daha çok yatırım yaptı” çekişmesinden de görmek mümkün. Hükümet kanadının “İster TÜSİAD, ister MÜSİAD, ister TUSKON, ASKON olsun. Hepsiyle birlikte Türkiye’nin içeride ve dışarıda yapması gereken siyasi ve ekonomik hamleleri müzakere etmek, birlikte adım atmak önemlidir” diyerek sermaye barıştırıcısı rollerine rağmen, tekelci sermaye guruplarından AKP‘ye yakın olanlar ve Fetullah Gülen Cemaati‘ne bağlı Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) aracılığıyla bölgede ataklarını hızlandırdı. TÜSİAD ve TÜSİAD’a bağlı Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Kürdistan çıkarmalar kızışan rekabetin yansımaları.

Bu doğrultuda her kesim kendi toplumsal dayanaklarını ve bağlantılarını genişletme yarışında. Yüzde 70‘i yeşil kartla sağlık sorunlarını çözmeye çalışan, korunaklı villa siteleri, alışveriş merkezleri  ile dipdibe yoksul barınaklarıda yaşayan, kirli savaş sonucu Kürt metropollerine yığılmış bir kısmı işçileşen emekçileşen, kent yoksullarının en altındakileri oluşturan milyonların yoksulluk ve yoksunluğuna oynayan politikalarla. “Gözleri yaşartan” “Bölge insanının kalkınması uğruna, Amerika‘daki kariyerini yakarak, çamurlu çizmelerle tarlalarda dolaşan işadamları”, TUSKON ve TÜRKONFED’in yanyana iftar çadırları, gıda ve eşya yardımları, Ümit Boyner’in Kürtçe konuşması ve halayları..

Yıllardır bölgede, TÜSİAD’ın bayiliklerini, taşaronluğunu, acenteliğini yapan, iktidarla siyasi ilişkilerini kullanarak ihaleler kopararak palazlanan Kürt burjuvalar ise, Kürt Halkın bir takım kırıntı haklar karşılığında, kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda, “Biz Kürt burjuvalarıyız” diyerek kendi planlarını dayatması işleyen sürecin bir başka yanı. Onlarda ortaya çıkan gelişmeyi kendileri açısından fırsata çevirmeye çalışıyorlar.

İşin en acı yanı, Kürt halkına bir takım kırıntı haklar karşılığı, sermayenin bölgede sömürüyü derinleştirmesi aceleciliğine, aynı toplantıda konuşan, yurtsever insanların oyları, ödenen bedellerin bir sonucu olarak seçilen Kürt belediye başkanının sermayeye kalplerin açık olduğunu söyleyen serenadıyla karşılık verilmesiydi.

Nasıl bir cazibe merkezi?

Doğu ve Güneydoğu İş Adamları Dernekleri Federasyonu’nun (DOGÜNSİFED) açıklamasına göre, Diyarbakır OSB‘de doluluk oranı yüzde 98‘e ulaşmış, Mardin ve Urfa OSB‘lerde yer bulabilmek neredeyse imkansız hale gelmiş.

Sudan ucuz işgücünün yanısıra, özellikle Kalkınma Ajansları vasıtasıyla, Güney Kürdistan, İran, Suriye ile ekonomik anlaşmalar geliştirme olanakları, devletin vize, gümrük kapısı ve serbest ticaret bölgeleri için bürokratik duvarları kaldırması cazibenin diğer nedenleri arasında.

Sermaye, vahşi sömürü cenneti Kürt bölgelerine öylesine hızlı akıyorki, Marmara, Akdeniz, İç Anadolu hatta yurtdışından üretimi bölgeye kaydırıyor. “Türkiye’nin Çin’ini yaratma” sevdasıyla gelişen tekstil sektörü, bölgenin sektörel dağılımında ilk sırayı alıyor (Yüzde 26) önümüzdeki 5 yılda Marmara ve Ege’deki tekstil yatırımlarının yüzde 30‘unun daha bölgeye taşınacağı söylenirken, yabancı tekeller de ihracat potansiyelini göz önünde bulundurarak bölgede birbiri ardına yatırım kararı alıyor.

Örneğin, bölgedeki on şehirde, 6 çimento fabrikası ve enerji ile birlikte yatırımlarının toplamı 3 milyar doları bulan Limak. Siirt‘te Türkiye’nin üretim lisanslı en büyük özel sektör HES’i Alkumru Barajı, fabrikalarının tümü Irak için üretim yapan Limak Çimento bunlar arasında.

30 bin dönüm arazide en modern teknoloji ile ziraat yapan Koç Topluluğu ve Anadolu grubu tarımsal üretimde hedeflerini katlarken, Kosifler Group‘un ise Mardin ve Urfa‘da Hilton Oteller zinciri inşaatları. vb. vb

Bölgenin ve bölge devletleri içinde özellikle Irak’ın içme suyu ihtiyacı, yerli ve yabancı su tekellerini susuz karacalar misali bölgeye koşturuyor. Bunlar arasında, Temmuz 2010‘da İngiliz firması MSA Brother International tarafından Hakkari’de 6 milyon dolarlık Berçelan Su Paketleme Fabrikası’nın temeli atması, bu güne dek 25 Milyar Euro‘luk yatırım yapan Yunanistan‘ın en büyük plastik hammadde üreticisi Plastika Of Crete, Gaziantep‘te yatırım yapmak için çalışmalara başlatması bulunuyor.  Güney Koreli GP Group LLC ise, Uzman Yatırım Holding‘le, Diyarbakır, Urfa, Mardin‘de devasa araziler satın aldılar.

Enerji, maden, telekomünikasyon, konut tekelleri, yüksek teknoloji ile üretim yapan tarım ve sulama sektörleri, çimento ve inşaat malzemesi, mermer ile ilgili sektörler, birbirini ezercesine bölgede alanını genişletmeye çalışıyor.

DOGÜNSİFED Başkanı Tarkan Kadooğlu bölgeye yatırımın nedenlerini öylesine arsızca anlatıyor ki; “İstanbul’da bir işçi bin lira maaş alırken, burada 600 liraya aynı iş yapılabiliyor. Dolayısıyla yüzde 30-35 gibi bir avantaj söz konusu. Ortadoğu’ya yakın olduğu için navlun daha ucuza geliyor, bu da rekabet gücünü artırıyor” diyor.

Yatırım yapan hemen her tekel sözcüsü, GAP‘ın 2008-2012 planları arasında olan bölgesel asgari ücret uygulamasının yasallaştırılmasını hatırlatıyor. Sermaye sömürüde sınırsızlığı aynı arsızlıkla, “İstanbul’da yaşayan insan 500 liraya geçinemez fakat bölgede bu para ya da daha altında ücret dahi yeter” diyerek dillendiriyor.

Enternasyonalist proletaryanın çıkarları

Ulusal Hareket’in fiilen örgütlemeye giriştiği “iki dilli yaşam” ve “yerel özerklik” yönelimleri, demokratik bir haktır. “Kürtsüz Kürt çözümleri” ile dayatılan tasfiye planlarını boşa düşüren, desteklenmesi gereken meşru, siyasal hamlelerdir.

Bu noktada; Yerel Özerklik, asıl olarak Kürdistan’da kapitalizmin derinleşmesine hizmet edecektir. Aynı zamanda ekonomik ve toplumsal yaşamın düzenlenmesinde yerelin söz sahibi olabilmesi gibi burjuva demokratik adımları getirecektir.

Fakat, bu sınırlı taleplerin, ulusal sorunun çözüm stratejisi olarak gösterilmesine ideolojik karşıtlığımız sürecektir. “Kürt halkının kendini yönetme iradesidir, karşısında durulamaz” gibi gerekçelerle kayıtsız koşulsuz desteklenmesi de mümkün değildir. Asıl önemli olan, “İki dilli yaşam” ve “demokratik özerklik” gibi burjuva demokratik taleplerin, enternasyonalist proletarya açısından taşıdığı anlamdır.

İkili karakter

Süreç, Kürt halkına yönelik yeni bir saldırganlık dalgası ile birleşik yürüyecektir. “Üniter devlet” çığırtkanlığı karşısında, kalınıyla incesiyle her türlü şoven ve sosyal şoven saldırganlığın karşısında, Kürt Ulusu’nun ‘kendi kaderini tayin hakkı‘ şiarını bu gün her zamankinden daha yüksekte tutmak gerekmektedir.

İki dilli yaşam” ve bölgelerde yaşayan insanlara günlük yaşamlarını kendi karar ve tercihleri doğrultusunda düzenleme hakkının tanınması vb. gibi katı merkeziyetçi devlet yapılanmasını aşındıracak burjuva demokratik adımlar, sınıfsal ayrışmaları ve kutuplaşmaları keskinleştireceği gibi, her ulustan emekçilerin kaynaşmasını da beraberinde getirecektir.

Her iki ulustan emekçilerin sınıfsal çıkarlar temelinde olabildiğince geniş örgütlenmelerin zeminini güçlendireceği için bu talepler nesnel olarak ileri, bu yönüyle desteklenebilir taleplerdir. Diğer yandan, bu gün korkunç boyutlarda işsizliğin ve gizli işsizliğin yanısıra, ücretlerde ve güvencesiz çalışmada Türkiye’nin Çin’i haline getirilmesi hedeflenen Kürdistan‘da, ulusal baskıyla harmanlanan vahşi kapitalizm koşullarını katmerleyecektir. (TMMOB’un 2006-2007 yıllarında GAP bölgesinde yaptığı araştırmalarda, sadece bu kentlerde “resmi işsiz” olarak saptanan işgücünün sayısı 121 bin). Bu yönüyle bu süreç, Kürdistan işçi sınıfı ve emekçilerine asıl olarak yeni acılar ve felaketler getirecektir.

Biz yüzümüzü asıl olarak, Kürdistan’da kapitalizmin derinleşmesi ile birleşik olarak, işçileşmiş emekçileşmiş, en altakilere kent yoksullarına döneceğiz. Türkiye ve Kürdistan metropollerine yığılmış, ulusal ve sınıfsal taleplerin içiçe örülmesinin imkan ve potansiyellerini sunan Kürt işçi ve emekçilerine.

İşçilerin birliği, halkların kardeşliği” ruhunu ve bilincini her iki ulustan emekçiler içinde de geliştirip güçlendirecek somut politikaların, örgütlenme ve eylem biçimlerinin hayata geçirilmesi temelinde pratik adımlar sergilenebilecek en küçük fırsatın

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Close