DÜNYAMAKALELERManşet

Kapatılan tekstil fabrikasının düşündürdükleri

Myanmar’da, mücadelelerle kazanılan ‘asgari ücret artışı’ karşısında kapatılan fabrika sayısında artış var

Ege Deniz

Myanmar’da yine bir tekstil fabrikası kapatılmış; yüzlerce işçi bir anda kapının önüne konmuş.

Çin orjinli bir hazır giyim firmasına ait fabrikanın sahibi “İşçi maliyetlerinin yükselmesini” gerekçe göstermiş.

Bu ülkede son aylarda tekstil-konfeksiyon alanında “aniden” kapatılan fabrikaların sayısında artış var.

Diğer şeylerin yanında bunun nedeni gerçekten de “Emek maliyetleri”ndeki yükseliş. Myanmar’daki -ezici çoğunluğu kadın olan- tekstil işçileri son yıllarda çok çetin mücadeleler verdiler. En temel işçi haklarını elde etmek için çok uğraştılar. Örgütlenmeye başladılar, sendikalar kurdular, grevler yaptılar. Nihayet çok önemli bir kazanım olarak “Asgari ücret”te ciddi bir artış sağladılar.

Dünya tekstil-konfeksiyon üretiminin Güneydoğu Asya’da yükselen “yıldız”larından olan ülkede hükümet, işçilerin yoğun tepki ve mücadelelerini biraz olsun ‘dindirmek’ için bir adım atarak günlük asgari ücrete yüzde 33 oranında bir artış yaptı. Yeni ücretler Mart 2018’den itibaren uygulanmaya başladı.

Bir parantez açarak hatırlatmakta fayda var: “Emek maliyetleri” burjuva bir kavram. Kapitalist üretimin -gerçek- içsel süreçlerini ve ‘Emek Süreci’nin başını sonunu, içeriğini yansıtmadığı gibi, tam tersine onun üstüne sis perdesi çeker, görünmez kılar.

Eğer ortada -yüksek kar oranlarını bir miktar aşağıya çekecek ölçüde- bir ücret artışı varsa, bunun anlamı, işçinin ödenen emeği ile ödenmeyen emeği arasındaki nicel ilişkide kısmi bir değişiklik olduğu, yani ödenmeyen emek kısmında göreli bir azalma yaşandığıdır.

Oysa her iki durumda da Nitelik değişmemektedir. Kapitalistler ‘Değer’in ve ‘Artı-değer’in yaratıcısı işçilerin emeğinin önemli bir kısmını gasp eder, karların gerçek kaynağı (Sermaye değil!) budur zaten. Parantezi kapatıyorum.

Myanmar’da 2018 Mart’ından itibaren geçerli olan asgari ücretin, yüsek karları az bir miktar aşağıya çeken etkisini başka şeylerle (iş günlerini fiili olarak uzatma, molaları azaltma, çalışmanın temposunu artırma gibi) telafi edemeyip bu yeni durumu daha fazla sürdürmek istemeyen kapitalistler çareyi fabrikayı kapatmakta buluyorlar.

İşçilerin onca mücadelelerle elde ettikleri ekonomik-sosyal kazanımlar ise bir anda “boşa düşmüş” oluyor. İşsizler ordusuna katılıyorlar. Ve yeni bir iş bulmak giderek zorlaşıyor.

Peki boşuna mı mücadele ettiler? Elbette hayır! Ekonomik-sendikal mücadelede -klişe söyleyişle- pişiyorlar. Birleşerek, örgütlenerek kazanmayı öğreniyorlar.

Beri taraftan, söylemeden de edemeyeceğiz; ücretler için, temel ekonomik-sosyal-sendikal haklar için verilen mücadeleler -başarıyla sonuçlansa bile- geçici ve görelidir. Üstelik, işçilerin yaşamı üzerindeki kısmi rahatlatma etkisi her an sıfırlanabiliyor. Kapitalistler, örneğin, ücretlerdeki artışları ya da iş günlerindeki kısalmaları ve iş saatlerinin kuralllara bağlanmış olmasını bin bir çeşit yöntemle telafi etmenin yolunu buluyorlar.

İşçi sınıfı, emek süreçlerinin yürütücüleri, üretim faaliyetinin sonuçlarının gerçek sahipleri olarak işçiler, bu sınıf bilinciyle kapitalistleri fabrikalardan kovmadığı, yani mücadeleyi kapitalizme karşıt eksende (ki bu, her alandan işçilerin kolektif/birleşik hareketiyle olanaklıdır) büyütmediği ve giderek sınıf iktidarını hedeflemediği sürece kapitalistler -tıpkı her kapitalist krizden çıkmanın bir yolunu buldukları gibi- kısmi düşmeler yaşayan kar oranlarını yeniden yukarıya çekmenin araçlarını devreye sokmaya devam edecekler!

Ya da olmadı, fabrikaları -örneğimizde olduğu üzere- bir anda kapatıverirler ve emek-fiyatının daha düşük olduğu yerlere taşıyıverirler. Günümüzün üretim teknolojileri ve yöntemleri bunu yapmaya eskisinden de müsait.

Başka bir ihtimal daha var tabii. Ve bu, iş günlerinin kısaltılıp kurallara bağlandığı ya da ücretlerde ciddi artışlar yapılmak zorunda kalındığı bazı momentlerde burjuvazinin kullandığı temel bir yöntemdir: Daha gelişkin makinaları üretime sokmak! (Somut durumda, eğer işçi maliyetleri devreye sokulması olanaklı yeni makinelerin maliyetinden daha ucuzsa bunu yapmazlar.)

Bu şekilde daha az sayıda işçiyle aynı üretim hacmini tutturmak hatta daha fazlasını, toplamda daha az canlı (Marks’ın deyişiyle, makinenin değerinde varolan şey birikmiş yada ölü emek-zamanıdır) emek-zamanı miktarıyla üretmek mümkün olabilmektedir.

Bizim ilgilendiğimiz ikinci nokta da burasıdır: “Emek maliyetleri” kar marjını istenmeyen ölçülerde azaltttığında kapitalistler yeni makineleri devreye sokmaya yönelirler.

Nitekim, Myanmar’da olduğu gibi, Asya’nın bir çok ülkesinde yeni model tekstil makinelerinin üretime sokulmaya başlandığı haberleri geliyor. Ve burjuva basın bu yöndeki gelişmeyi “İşçilerin yerine makine” söylemiyle işçileri tehdit etmek onların mücadele azmini kırmak hedefiyle duyuruyor.

Ama hep unuttukları, daha doğrusu görmezden geldikleri bir nokta var: İşçilerin kazanımları karşısında, onları bertaraf etmek için kapitalistlerin kullandığı bu yöntem aslında, sosyalizme, üreticilerin, emekçilerin özgür birleşmiş toplumuna doğru tarihsel ilerleyişi hızlandırıyor, onun maddi koşullarını çoğaltıyor!

Özgür toplumun özgür emekçilerinin daha az çalışmayla, daha sınırlandırılmış iş günleriyle toplumun zorunlu maddi ihtiyaçlarını karşılamanın maddi zeminini güçlendiriyor.

Gelecek perspektifiyle, hiç bir zaman elden bırakmamamız gereken bu tarihsel bakış açısıyla baktığımızda, sırf bir ücret artışı için verilen mücadeleler ya da -kapitalistlerin (bugün için) başka yöntemlerle üstesinden gelebildiği- sınırlı ve sistem içi kazanımlara yol açan mücadelelerin hiç biri -tarihsel bakımdan- kesinlikle boşuna değildir! Artı-değeri çoğaltmanın aracı olarak makinenin kapitalist kullanımı, işçiler açısından ağır çalışma koşullarında her hangi bir değişiklik yaratmıyor olsa bile..

Düşen kar oranlarını ya da kapitalizmin yapısal krizlerini aşmaya çalışan kapitalistlerin, her durumda, sosyalizmin maddi koşullarını güçlendirdiklerini hiç bir vakit akıldan çıkarmamakta fayda var..

Son olarak, emperyalist-kapitalist dünya ölçeğinde gelişen işbölümünün sonucu olarak önce Çin’e oradan Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkelerine doğru kayan tekstil-konfeksiyon alanında yeni gelişmelere ve daha sert mücadelelere tanık olacağız. Durum bunu gösteriyor. Tıpkı, demir-çelik ve otomotiv gibi diğer bazı sektörlerde olduğu gibi..

Önemli not: Konuya salt iki yönüyle değindik. Tüm bu süreçlerin aynı zamanda kapitalizmin yapısal krizlerinin seyriyle bağıntılı geliştiklerini biliyoruz.

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Check Also

Close
Close