GENÇLİKGÜNCELİŞÇİ SINIFI

Mağripliler isyanda (Tunus-Cezayir )

İşsizlik, yoksulluk ve baskı, dipplomalı işsizler ve gençlik kitlesi başta olmak üzere emekçilerin eylemli öfkesine çarptı

Mağripliler isyanda

Dünyanın farklı bölgelerinde işsizlik, yoksullaşma ve gelecek belirsizliği arttıkça, sosyal tepki patlamaları da uç veriyor. Mağripliler Tunus ve Cezayir’de birbiri ardına, işsizlik, geleceksizlik ve temel gıda maddelerine yapılan fahiş zamlara karşı sokağa çıktı.

Her iki ülkede de polisle şiddetli çatışmalar yaşandı. Yaşanan çatışmalarda polisin silah kullanması sonucu bugüne kadar Tunus’ta resmi rakamlara göre yirmiiki, sendika kaynaklarına göre elli kişi yaşamını yitirdi. Cezayir’de üç kişi katledildi. Başta, geleceği işsizliğe gömülen “eğitimli gençler“ olmak üzere, emekçiler, kapitalizmin yarattığı vahşete boyun eğmeyeceklerini haykırdılar.

Çeyrek asırda Tunus’ta bir ilk

Tunus’ta sistem içerisinde geleceğine bıçak atılmış üniversite mezunu 26 yaşındaki Muhammed Bouazizi, iş bulamadığı için sokaklarda meyve-sebze satarak yaşama tutunmaya çalışır. Seyyar satıcılık yaptığı arabasına polis tarafından el konulunca, 17 Aralık’ta Sidi Buzid şehrindeki belediye binası önünde bedenini ateşe verir. Alev topuna dönen Bouazizi hastanede yaşamını yitirir.

Tunus’un yoksulluğa boğulmuş kentlerindeki sokaklar Bouazizi’nin öfkesini, kendi öfkesiyle birleştiren işçi ve emekçilerin sesiyle doldu. Öfke kınından çıkmıştı bir kere. Dalga dalga yayılmaya başladı. İşsizlik, yoksulluk ve baskı, dipplomalı işsizler ve gençlik kitlesi başta olmak üzere emekçilerin eylemli öfkesine çarptı.

Yine genç şarkıcılarından Hamada Ben-Amor’un kendi web sitesinden yayınladığı “Devlet başkanı, halkın ölüyor” adlı şarkı nedeniyle tutuklaması da tepkiyi körükledi. Ülke genelinde yüzde 13 olan işsizlik rakamının, iç kesimlerde yüzde 70′i bulduğu söyleniyor.

23 yıldır Devlet Başkanlığı koltuğunda oturan Bin Ali, Bouazizi’yi ölümünden önce hastanede ziyaret etmesine, olaydan sorumlu tutulan İletişim Bakanı’nı görevden almasına rağmen öfkeyi dindiremedi. Yaşanan olaylarda elli kişi polis kurşunuyla yaşamını yitirdi.

Devlet başkanlığında bulunduğu yaklaşık çeyrek asırlık dönem boyunca Bin Ali, benzer kapsamdaki sokak tepkilerine pek alışık değil. Fakat işsizliğin, yoksulluğun ve geleceksizliğin çığ gibi büyümesiyle birlikte Tunus’ta da sokak hareketi kendisinden söz ettirmeye başladı.

Bugüne kadar “hükümet güdümünde” bir konfederasyon olarak bilinen Tunus Genel Emek Sendikası da (UGTT) eylemlere destek veren açıklamalar yapmakla kalmadı eylemler içerisinde fiili olarak yeraldı.

Cezayir sokakları yangın yeri

İki haftadan fazla bir zamandır Tunus’ta süren sokak eylemleri Cezayir’e sıçramakta gecikmedi. İsyan damarı güçlü olan Cezayirliler, her geçen gün biraz daha fazla cehenneme dönen yaşam koşullarının iyileştirilmesi için sokağa çıktılar.

Şeker, yağ ve un gibi temel gıda maddelerine durmaksızın yapılan zamlar, 2003 depremi sonrası söz verilen bir milyon yeni lojmandan sadece 10 bin tanesinin tamamlanmış olması ve emekçierin konut sorunu öfkeyi tetikledi.

Ülkenin her köşesine yayılan gösteriler sırasında polisin ateş açması sonucu üç kişi yaşamını yitirdi.

İç savaşların acısıyla dövülmüş, emperyalist sömürücülerin talan ettiği, zengin petrol kaynaklarının, emperyalist ve işbirlikçi tekelleri beslediği Cezayir’de de işsizlik, yoksulluk ve geleceksizlik dizboyu.

Geleceksizliğe isyan

Cezayir’de de yankılanan bu fitilin ateşini Tunus’ta onyıllardır “oku adam ol, bilginin mükafatını alacağın parlak bir gelecek seni bekliyor” demagojileriyle yedeklediği gençlik kitlesi yaktı. Çünkü kapitalist özel mülkiyet düzeni ve neoliberal yağma politikaları artık kendilerine koyu bir karanlık ve belirsizlik dışında birşey veremiyor. Mahkum edildikleri geleceksizliği iliklerinde-kemiklerinde yaşayan eğitimli genç işsizler, bir hareket dinamiği olarak kendisinden sözettirmeye başladı.

İşsizliğin, geleceksizliğin kırbacını yiyerek sokağa çıkan bu dinamik, kapitalizmi tehdit eden bir güç olarak dünyanın birçok yerinden ses vermeye aday… 21. yüzyılın ilk on yılı işçi ve emekçilerin, gençliğin geleceksizliğe karşı verdiği patlamalı tepkinin sesiyle yankılanarak tamamlandı. İkinci onyıl bu yangının büyüyeceğinin işaret fişekleriyle açıldı.

Bu patlamalar kapitalizmin “sarsılmaz” görünen hegemonyasındaki çatlakları büyütüyor. Göreceli “toplumsal istikrar” vaazlarının dikişleri, kapitalist dünya zincirinin farklı halkalarından peşpeşe patlıyor. Bu sosyalizmin güncelliğine ve gelecek bilincinin yeniden şekillenmesine ebelik edecek bir nesnelliğe işaret ediyor. Bu, zemin üzerinden politika yapabilmenin olanakları genişliyor. Kendini kapitalizmin “istikrar”ına değil, onun yarattığı yıkım ve istikrarsızlığın kapsamına uygun konumlandırıp, örgütlenebilen güçler geleceği kazanmaya adaydır!..

Her iki ülkede yaşananlar da “kötü yönetim“ edebiyatıyla geçiştirilmeye, sokağa çıkanlar bununla aldatılmaya çalışılıyor. Oysa dünyanın her tarafında, emekçilerin yaşamının, işgücü maliyetinin daha gerilere bastırılmak istendiği, herkesin çıplak gözle gördüğü ve yaşadığı bir gerçek. Sınıflı toplumun, emek-sermaye, ezen-ezilen çelişkisinin kuralları işliyor.

Kriz toplumsal ve ideolojik cephede yeni boyutlar kazandı. Bulaşma eğilimi giderek güçlenen siyasal krizlere dönüşme potansiyellerini büyüttü.

Emekçilerin yaşam ve gelecek kavgası artık her an her yerde patlayıp gelişmeye, sıçrayıp genişlemeye açık bir hal almış durumda. Bunun yarattığı gerilim hattı bütün dünyayı sarmış durumda. Emek hareketinin en büyük boşluğuysa, sosyalizmi hedefleyen militan devrimci bir önderlikten yoksunluk olarak kendisini yakıcı biçimde hisettirmeye devam ediyor!..

Sınıf mücadelesinin seyri ve militan sosyalizm mücadelesinin büyütülmesi açısından, yeni tarihsel fırsatlar dönemindeyiz!.. Yaşananlar umut, bilinç ve kararlılığı büyüten nesneliğe işarettir!..

[Alınteri‘nin Ocak 2011 tarihli sayısından alınmıştır]

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Close