MAKALELERManşetPOLEMİK

Yanılgı ya da kafa karışıklığı kimin?

Kaos dönemlerinde yaşanan kafa karışıklığını perdeleyecek şekilde başka yerlerde „yanılgı“ aramanın kimseye bir faydası olmaz

Ege Deniz

T24’te Barış Soydan’ın „AKP-burjuvazi ilişkisi: Yoksa Marx yanıldı mı?“ başlıklı bir yazısı yayımlandı.

Aslında, Marks’ın görüşlerini -ona yöneltilen haksız eleştirilere cevap vermek manasında- savunmak açısından, üzerinde durmayı gerektirecek ehemmiyette bir yazı değil. Daha ziyade „popüler bir şeyler kaleme alayım“ kafasıyla yazılmış bir yazı.

Öyle ya, bir vesileyle Marks’ın görüşlerine değinmek ya da herhangi bir konuda derinlemesine çözümlemeler yapmak yerine Marks’ın söyledikleri üzerinden iki çift laf etmek çabucak „popüler“ hale gelebiliyor.

Hele konunun içerisinde „burjuvazi“ „kapitalizm“ „devlet“ „kriz“ kavramları geçiyorsa, Marks’ın görüşleri, işçi sınıfının dostları ve düşmanları açısından bir duruş noktası, düşünme ve fikir ekseni, bir ölçü olarak alınmadan edilemiyor.

Elbette,yapıp ettikleriyle söyledikleriyle tarihe geçmiş her birey gibi Marks ta eleştirilebilinir. Yalnız, eleştirilen kişinin duruş noktasının ve görüşlerinin, yani neyin eleştirildiğinin gerçekten biliniyor olunması kaydıyla. Aksi ciddiyetten uzak olurdu.

Ama demeye çalıştık ya, Soydan’ın bu yazıdaki „niyeti“ Marks’ın görüşlerini eleştirmek ya da olumsuzlamak değil. Yazısının Marks üzerinden çok okunmasını sağlamak. Türkiye bağımlı kapitalizminin içine girdiği kriz (bununla birleşik burjuvazinin kendi içindeki rekabet konularında artış olduğu) koşullarında, üstelik işçi ve emekçi kesimlerdeki tepki ve öfke birikiminin üst seviyeye çıktığı bir ortamda AKP iktidarının yaşadığı çıkmazlar, bunların hem devlet katında hem burjuva sınıflar arasında, hem de AKP’nin her biriyle olan sürtüşme ve çıkar çatışmalarında yarattığı süreçler üzerine detaylı bir analiz yapmak üzere kafa yormak yerine yazının başlığına „Marks yanıldı mı?“ sorusunu çıkarmasının sebebi bu.

Öyle ya yazının içine bir de „Her şeyden önce Marx’ın yazılarına kutsal kitaptan ayetler muamelesi yapmanın anlamı yok. Marx bir peygamber değil bir düşünürdü…“ şeklinde liberal bir klişe yerleştirirsin, böylece, postmodern ve pozitivist burjuva düşüncelerin okuyan-çizen kesimler üzerindeki yaygın etkisine -onların yüzeysel bilincine- hitap edersin.

Dolayısıyla söz konusu yazıda Soydan’ın, Komünist Manifesto’da Marks ve Engels’in „Modern devlet gücü, tüm burjuva sınıfının ortak işlerini yürüten bir komiteden ibarettir.” ifadesini kullanmış olmasından „acaba bu bir yanılgı mı?“ diye söz etmeden önce „Marks ve Engels acaba burada ne demek istemiş?“ „K. Manifesto’da ortaya konulan bütüncül görüşler içerisinde bu cümle ne anlama geliyor?“ gibi sorulara doğru ve hakkaniyetli yanıtlar bulacak bir kavrayışla düşünmesi ve yazması beklenemezdi.

Oysa, Komünist Manifesto’daki „Modern devlet gücü, tüm burjuva sınıfının ortak işlerini yürüten bir komiteden ibarettir.” ifadesine imzasını atan aynı Marks aynı çalışmanın diğer bölümlerinde burjuva kapitalist düzenin özsel çelişkileri gereği, bizzat burjuvazinin kendi saflarında (kendisini rekabet biçiminde ortaya koyan ve onun sonuçları olarak „görünen“) nasıl bir alt üst oluş ve yıkımın gerçekleştiğinden bahseder.

„Üretimde sürekli dönüşüm, tüm toplumsal kesimlerin aralıksız sarsıntıya uğratılması, sonsuz güvensizlik ve hareket, burjuva döneminin tüm ötekilerden ayırt edici niteliğidir.“ tespitinin de bulunduğu K. Manifesto’da bir başka bölümde „Ticaret krizlerinde, yalnız üretilen ürünlerin değil, oluşturulmuş üretici güçlerin de büyük kesimi düzenlice yok oluyor.“ der Marks ve Engels.

Bu ve benzeri belirlemeler üzerinde biraz kafa yorulduğunda kapitalist kriz döngülerinde yıkıma uğrayan üretici güçlerin, ticarete konu olan malların kendinde şeylermiş gibi tek başlarına yok olmadıkları anlaşılabilir. Bunlar burjuva kesimler içerisinden bazılarını da alıp beraberinde götürürler.

Kriz dönemlerinde burjuvazinin kendi içindeki rekabet keskin biçimler alır. Bu da devlet katında ve burjuva siyaset alanıyla ilişkilerde değişik biçimler alarak yansımasını bulur. Temel (ortak) sınıf çıkarı işçi sınıfı üzerindeki sömürü çarklarını döndürmek olan burjuvazi homojen bir sınıf olmadığı gibi çeşitli burjuva kesimlerle siyasal iktidar arasındaki ilişkiler de tekdüze değildir.

Öte yandan, „modern devlet“ andaki hükümetlerden ibaret değildir. Andaki siyasal iktidarlar devleti idare ederler ama bazı momentlerde ve bazı konularda popüler bir deyişle „derin devlet“le kapışırlar. „Derin devlet“ de kendi içinde kapışır. AKP hem devlettir hem değildir. Devlet hem AKP’dir hem değildir. Bugünkü devlet hem TÜSİAD’ın hem MÜSİAD’ın devletidir. TÜSİAD ve MÜSİAD’ın hem ortak çıkarları vardır hem de aralarında çıkar çatışmaları vardır. Derinleşmiş çok yönlü kriz dönemlerinde burjuva cenahındaki taşlar da yerinden oynar, alt üst oluşlar yaşanır.

„Tüm burjuva sınıfının ortak işlerini yürüten bir komiteden“ ibaret olan devletin „sürekliliği“ özellikle bazı momentlerde egemen burjuvaların temel saiklerinden biri olarak kendini gösterir. İşçi ve emekçilerin kitlesel isyanlara durduğu anlarda devletin „tüm burjuvazinin ortak işlerini“ yürüttüğü gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar.

Bu kadar yeter. Soydan’ın „Yoksa Marks yanıldı mı?“ sorusunu başlığa taşımasına gerekçe olan cümlede geçen „ortak işler“ tanımlaması bile „ortak olamayan“ işlerde burjuva cenahta ortalığın karışabileceğine gönderme yapar!

Son olarak, bu tür kaos dönemlerinde yaşanan kafa karışıklığını perdeleyecek şekilde başka yerlerde „yanılgı“ aramanın kimseye bir faydası olmayacağını söyleyelim.

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Ayrıca bak..

Close
Close