GENÇLİKGenelGÜNCEL

Yaşasın Gazi direnişimiz!

gazi3_156e30892b4b87O gün, o zamanlar hemen her gün her saat yaşadığımız coşkulu ve yoğun günlerden biriydi. Genç Komünarlar’ın liselerde yürüttüğü çalışma, liseli yoldaşların aileleri üzerinden birçok emekçi semtine taşınmıştı.

Sadece Halkalı Mehmet Akif Ersoy Lisesi üzerinden Halkalı, İkitelli, Altınşehir, Bayramtepe ve çevresinde etkili bir konuma gelmiştik. Bu semtlerden İkitelli’de TİKB’nin geleneksel bir etkinliği vardı. Fakat Halkalı, Altınşehir ve Bayramtepe semtlerindeki çalışma, gençlik üzerinden şekillenen yeni alanlardı. Hem devrimci militan yeraltı, hem bunun üzerinde yükselen açık alan aktivitemiz alabildiğince dinamikti. Buralardaki işkollarında ve kitle örgütlerinde azımsanmayacak bir ilişki ağı yakalamış ve güç biriktirmiştik.

Lisedeki örgütlenme ve eylem hattımızın büyümesinin yanında bölgedeki grev ve eylem alanları da Liseli Genç Komünarlar’ın taşıdığı enerjiyle doluyordu. Kitle örgütlerinde devrimci bir soluk yaratıyordu. Yürüttüğümüz devrimci çalışmanın düzeyi, emekçi halk içerisinde yaşımıza takılmaksızın ciddi bir güven duygusu uyandırmıştı.

O günlerde hepimizde bir özgüven patlaması vardı dersek abartı olmaz. Bu özgüven, kaynağını, kişisel özelliklerden daha çok örgütün geliştirdiği dönemin ruhuna uygun politikalardan alıyordu. Bu politikalardan biri de militan kitle hareketinin proleter sosyalist bir çizgide örgütlü bir biçimde geliştirilmesini öngören Antifaşist Mücadele Komiteleri (AFMK) politikasıydı. Faşist rejim ve sivil uzantılarının saldırganlığına karşı “Örgütlen, silahlan, savaş!” sloganı temelinde sanayi havzaları ve emekçi semtlerinde antifaşist militan bir kitle mücadelesinin yaratılması hedefleniyordu.

Dönemin özellikleriyle örtüşen bu politika sayesinde emekçi semtlerinde geniş bir etki alanı yaratılmıştı. Öyle ki, bulunduğumuz semtin bir başından 3 hilalli bir araba ya da kuşkulu birileri girdiğinde, bölgenin çocukları ya da halkı bir biçimde bize haber ulaştırırdı.

İşçi sınıfı ve emekçi kitle hareketinin ’80 askeri faşist darbesi sonrası kendisini yeniden hissettirdiğr ’89 bahar eylemleri ve ’90’lı yıllar… Kürdistan’da gelişen mücadeleye karşı devlet terörünün zirve yaptığı, köy boşaltmaların, faili meçhullerin, kontra cinayetlerinin yaşandığı zamanlar…

Bu yılların en derin ekonomik krizi 1994’de yaşandı. Kirli savaşın faturası olarak kamu borçlarının şaha kalktığı, hiper enflasyonun yaşandığı ’94 ve sonrası daha fazla sokağa inmeye başlayan işçi sınıfı ve emekçi halk kitleleriyle birlikte militan devrimci hareket de güç kazanmıştı. Faşist rejim, hem krizin hem Kürt halkına dönük tırmandırdığı kirli savaşın batı illerinde yarattığı sonuçlarla da boğuşuyordu.

Gelişen sokak muhalefetini bastırmaya dönük resmi ve sivil faşist saldırganlık tırmandırılıyordu. Kirli savaş hükümetini oluşturan Tansu Çiller başkanlığındaki DYP-SHP koalisyonunda İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, dönemin emniyet müdürleri Necdet Menzir ve Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun sorumluluğunda Gazi Mahallesi üzerinden bir oyun tezgahladılar. Emekçi semtlerinde rejime karşı birikmiş antifaşist öfkeyi, Alevi-Sünni çatışması zeminine çekerek yolundan saptırmaya, bu öfkenin adresi olan semtlerde bir toplumsal çöküntü ve yıkım yaratmaya oynadılar.

Adres olarak da bu çelişkilerin yoğun olduğu semtlerden Gazi Mahallesi seçildi.

12 Mart 1995 akşamı Gazi’de, çoğunlukla Alevi emekçilerin gittiği üç kahvehane ve bir işyeri tarandı. Bu saldırıda, alevi dedesi olan 75 yaşındaki Halil Kaya katledildi. Bu cinayet, gaspedilen bir ticari taksiyle gerçekleştirildi. Olayı gerçekleştirenler şoförü öldürüp, taksiyi de ateşe verdiler. Bu provokasyonda kullanılan maşaların, Abdullah Çatlı’nın çetesi olduğu sonradan açığa çıktı.

O zamanlar cep telefonları ve internet başta olmak üzere iletişim olanakları bu kadar gelişmemiş. AFMK faaliyeti kapsamında İkitelli’de çeşitli çalışmalar yapmışız. Üzerimizde tatlı bir yorgunluk var. Mahalleden çıkıp eve gitmek çok mümkün değil. Saat geç olduğu için aileleri de rahatsız etmek istemiyoruz. O semtte oturan yoldaşları evlerine gönderiyoruz. Bir yoldaş zaman zaman kendisinin de çalıştığı babasının kuaförünün anahtarını veriyor. Geceyi geçirmek için oraya gidiyorum. Kuaför koltuğunda henüz daha uyumamıştım ki dışardan belli belirsiz bir slogan sesi çalındı kulağıma. Sonra ses uzaklaştı. Alışık olduğumuzdan, “devrimci örgütlerden biri korsan gösteri yaptı herhalde” diye geçirdim içimden. Bu düşünceden hareketle güvenlik nedeniyle dışarı çıkmadım.

 

Sabahın erken saatlerinde çıktım dışarı. Ortalık sakin görünüyor. Biraz dolaşıp kahvaltı için semtin merkezindeki bir börekçiye girdim. Çay ve Kürt böreği geliyor önüme. Daha ilk lokmayı almışım ki gözüm televizyona takılıyor. Gece Gazi Mahallesi’nde yaşanan saldırının haberi geçiyor. O sırada beni nerede bulabileceklerini bilen yoldaşlar geliyorlar. Birbirimizle hiç konuşmadan gözlerimizle anlaşıyoruz. Bulunduğumuz börekçiden başlayarak, “Ne duruyoruz? Görmüyor musunuz, Gazi’de bir katliam ve direniş var. Haydi sokağa!” minvalinde ajitasyon yaparak caddeleri, sokakları dolaşıyor, herkesi eyleme geçmeye çağırıyoruz.

Hafta sonu olmasının etkisiyle de o an hiç ummadığımız kadar geniş bir kitle akıyor sokağa. “Sokağa, eyleme, hesap sormaya!” sloganıyla her geçen dakika artıyor sayımız. Parseller, Mehmet Akif başta olmak üzere bütün mahalleleri boylu boyunca yürüyoruz. Polis karakolu ve İkitelli’nin girişindeki camları tellerle kaplı Ülkü Ocağı’nı hedef alıyor taşlarımız. Jandarma ve polis, öfkenin farkında olduğu için saldırmaya cesaret edemiyor. Semti dolaşıp yürüyüşün başladığı noktaya, Parseller’e geri geliyoruz.

Şimdi ne yapacağız diye soruyoruz birbirimize? Çok düşünmeden Gazi’ye gitmeliyiz diye karar alıyoruz, doğal öncüler ve yoldaşlarla. O noktadaki otobüs durağının üzerine çıkıp kararımızı kitleyle paylaşıyoruz. “Gazi’de bir devlet provokasyonu ve katliamı var. Oraya gitmeli, Gazi’de sokağa çıkanların yanında olmalıyız” diyoruz. Kitle onaylıyor bu kararı. Dolmuşları çeviriyor, parça parça bindiriyoruz kitleyi. Dolan dolmuş, diğerini bekliyor. Özel araçlar ve dolmuş konvoyuyla Gazi’ye gidiyoruz.

Değişik semtlerden Gazi girişine akan kitleyle buluşuyoruz. Gazi’nin iç taraflarından kurşun sesleri geliyor. İçinde bulunduğumuz kitle öfkeli, bir o kadar da tedirgin ve kararsız. Çatışmanın olduğu noktaya yürümek istiyoruz. Fakat çeşitli Alevi “büyüklerinin”, dernek başkanlarının etkisiyle de kitle yürümeye yanaşmıyor. Alevi derneklerinden pankartları ters tarafa çevirip, kitleyi geri yürütmeye çalışanlar da var. Kalabalıktaki kararsızlık ve ne yapacağını bilememe haliyse had safhada.

Kitleyi oraya birlikte taşıdığımız üç yoldaşla öne fırlıyoruz: “Buraya geri dönelim diye gelmedik! Gazi halkı burada provokasyonun başı devlet güçleriyle dövüşüyor. Halka akrepler ve silahlarla saldırıyorlar. Gelen olur ya da olmaz. Biz oraya gideceğiz! Eğer başımıza birşey gelirse, oraya gitmekten imtina eden hiçkimse bizim cenazemizi kaldırmaya da gelmesin!..”

Bu konuşma üzerine ortalık buz kesmişti. Kitlede derin bir sessizlik hakim. Üç yoldaş kol kola girip kitleye arkamızı dönüp yürüyoruz. Bir süre yürüdükten sonra kafamızı çevirip baktığımızda, peşimizden binlerin aktığını gördük. O an tarifsiz bir duygu yaşadık. “Katil devlet hesap verecek!” sloganı yankılandı hep bir ağızdan.

Artık Gazi halkıyla omuz omuzaydık. Sokak sokak, barikat barikat dövüştük. “Bizsiz olmaz bu işler!..” diyerek Sarıyer’den koşup gelen yoldaşlar arasındaki Zeynep Poyraz gibi dövüşerek düşenlerimiz oldu yanıbaşımızda. Kurşun delikleri açıldı elbiselerimizde.

***

Gazi’de katliamı planlayıp, gerçekleştirenlerin tezgahları tutmadı.

Gittiğimizde öğrendik, kahvelerin saldırıya uğradığı ve ölenlerin olduğu duyulunca Gazi halkı anında sokaklara boşalmış. Önce Halil Kaya’nın vurulduğu kahvenin ve taranan diğer dükkanların önüne gidilmiş. Sonra Gazi’nin ana caddesi üzerinde ne yapacağını bilemez halde bir aşağı bir yukarı gidip gelir olmuş o öfkeli kalabalık. Olay duyulur duyulmaz kitleyle birlikte sokağa dökülen Gazi’deki yoldaşlarımız, yaşananları anlatırken “bastığı yeri delmeye çalışan kızgın bir boğa gibiydi topluluk” diye tanımladılar. O belirsizlik içinde o zamanlar TİKB’nin Gazi’deki sorumlularından biri olan ve Gazi emekçilerinin çoğunun tanıdığı biri yoldaşların omuzlarına çıkarak sözlerini “Katiller karakolda!..” diye bağladığı kısa bir ajitasyon konuşması yapmış. O slogan yön vermiş, hedef açıklığı kazandırmış ne yapacağını bilemeyen o öfkeli kalabalığa… “Katiller karakolda!..” sloganı yoksulluğun, dışlanmışlığın, horlanmışlığın biriktirdiği öfkenin kıvılcımı olmuş.

 

O ilk gece Mehmet Gündüz de polis kurşunuyla katledildi, onlarca yaralı vardı. Ölüm gözlerde küçüldü. Kurşunların, panzerlerin üzerine yüründü. Hesap devletten soruldu. Taş, yürek ve barikatlarla faşist rejimin üstüne yüründü. Tıpkı bugün Kürt halkının yürüttüğü direniş gibi…

Provokasyon örgütlenirken camilere yönelmesi hedeflenen kitlenin bu oyuna gelmeyip karakola yönelmesiyle Gazi, faşizme karşı tarihsel anlamını kazandı. Olayı duyarak mahalleye akın eden onbinler, özel tim destekli polisle çatıştı. Çekiçlerle panzerlerin üzerlerine çıkıldı. Yoğun çatışmalar ve barikat savaşları yaşandı. O gün Zeynep Poyraz yoldaşın da içinde bulunduğu oniki kişi yaşamını yitirdi. İlan edilen sokağa çıkma yasağına rağmen binlerin direnişi devam etti. Geniş çaplı bir halk direnişiyle devlet köşeye sıkıştı, çaresiz kaldı.

 

Gazi’yle birlikte birçok emekçi semtinde de öfke tetiklendi. İstanbul’un emekçi semtleri başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde gösteriler gerçekleşti. 15 Mart günü Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’ndeki gösterilerde beş kişi polis kurşunlarıyla katledildi. Ümraniye’de vurulan yoldaşlarımızdan Hakan Çabuk’u taksisiyle hastaneye yetiştiren Yaşar Aydın adındaki emekçi de hastane dönüşü geçirdiği trafik kazasında can verdi. Hakan Çabuk yoldaş 15 gün hastanede yaşam savaşı verdikten sonra ölümsüzleşti.

Ümraniye de içinde olmak üzere Gazi Antifaşist Halk Direnişi sırasında toplam onsekiz kişi hayatını kaybetti.

Sonrasında Gazi Davası o ilden o ile mahkeme salonlarında süründürüldü. Birkaç tetikçi göstermelik ceza aldı. Maraş, Çorum ve Sivas’ta olduğu gibi Gazi davası da işçi sınıfı ve emekçiler cephesinden henüz bitmedi. Bu katliamların hesabı henüz sorulmadı.

**

Gazi kitleler içerisinde etki alanı bulunan devrimci ve komünistlerin tüm sürtünme ve sıkıntılara rağmen birleşik doğru taktik müdehaleleriyle faşist rejime karşı büyük bir halk direnişi olarak tarihe geçti. Bu direniş, devrimci hareketin yelkenlerini şişirdi. ’96 devrimci 1 Mayısı’na da kitlesellik ve ruh kattı.

Gazi, Türkiye’nin toplumsal mücadeleler tarihinde devrimci bir köşe taşı ve dönüm noktalarından biridir. Onun devrimci harekete kazandırdığı dersler ve ruhsal etki ölümsüzdür.

Ancak Gazi sadece bu olumlu devrimci yön ve etkilerden ibaret değildir. Onu yalnız bu yönleriyle ele alıp kutsamak devrimci hareketin sonraki gelişim süreci üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurmuştur.

Gazi’nin açığa çıkardığı antifaşist dinamik ve o görkemli militan kitlesel direnişin yarattığı baş dönmesi, devrimci hareketi semtlere çeken bir anafor yarattı. Devrimci hareketin genelinde zaten cılız olan sınıf yönelimini büsbütün zayıflattı. Devrimci hareket semtlere hapsoldu. Hatta bazı devrimci örgütler işçi sınıfının devrimdeki rolünü inkar edip önemsizleştirmeyi “teori” düzeyine yükselttiler. Bu anafor, AFMK politikası ortaya konulurken yapılan bütün vurgu ve alt çizmelere karşın TİKB’yi de içine çekti.

Devrimci örgütlerin faaliyet ve yönelimlerinde semtlerin bu denli belirleyici hale gelmesi, başka bozulmaları da beraberinde getirdi. Örgütlerin kadrosal beslenme kaynağını, çoğu yarı emekçi yarı lümpen özellikler taşıyan semt gençliği oluşturur oldu. Hareketin gövdesi bu kesimlerden oluştuğu ölçüde bunların beraberinde getirdikleri kültür örgütlerin siyasi hatta ideolojik çizgilerini de belirler hale geldi. Sosyalizm tarihsel amacının yerini herkesin meşrebine göre tanımladığı soyut bir “özgürlük”, “eşitlik”, “adalet”, “namus”, “onur” kavramları aldı.

Bu tarihsel kırılma sonrasında içe doğru yeni kırılma ve yozlaşmalar üretti. Sınıf mücadelesinin sürdüğü koşullar, devrimle karşıdevrim arasındaki güç dengelerinde ortaya çıkan değişmelere bağlı olarak, bir zamanlar “devrimciliğin kalesi” olarak bilinen semtler bugün mafyanın, çeteleşmenin, fuhuş ve uyuşturucunun ya da emlak simsarlığı ve rantçılığın cirit attığı yerler haline geldi. Devrimcilik, İstanbul gibi bir metropolde dahi 2-3 semte sıkıştı kaldı.

Lakin dediğimiz gibi, Gazi Direnişi tarihsel değer ve anlamından birşey kaybetmiş değil. O ruh sonrasında Gezi’yle kapsamını genişletip, tazelendi. Kürt halk direnişiyle zirve yaptı.

Şimdi çıkarılan derslerle o ruhu büyütme zamanı.

(Alınteri Gazetesi’nden)

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Check Also

Close
Close