GÜNCEL

Yumruğu sıkılı bir kadın: Türkan Albayrak

albayrakdireniscii

Paşabahçe Devlet Hastanesi önünde işe geri dönme talebiyle oturma eylemi başlatan Türkan Albayrak‘la direnişinin 41. gününde bir söyleşi yaptık:

Paşabahçe Devlet Hastanesi‘nde taşeron işçi olarak çalışırken sendikal çalışmaları nedeniyle işten atılan ve işe geri dönme talebiyle oturma eylemi başlatan Türkan Albayrak‘la direnişinin 41. gününde bir söyleşi yaptık:

Alınteri: Öncelikle merhabalar, direnişinizin 41. günündesiniz. Sizi direnişe götüren nedenler neler? İçeride sendikal bir örgütlenme başlattığınız için işten atıldınız. Sendikal çalışmalar yürütmeye başladığınız süre içerisinde, hastane yönetiminin önünüze çıkardığı engeller nelerdi?

Türkan Albayrak (TA): İşten atılmadan önceki son dört ay içinde tehdit alıyordum sözleşmeyi imzalamamla ilgili -taşeron şirketin hazırladığı sözleşme bu. Onu imzalamam için başhekim ve müdür yardımcıları beni sürekli tehdit ediyorlardı. Sözleşme, benim geçmişe ait bütün haklarımdan vazgeçtiğime dair bir içerikteydi. Beni hastanede işe yeni başlayan bir işçi gibi gösteren bir sözleşme. Ben de bunu imzalamayı reddettim. Geçtiğimiz 5 yıl boyunca da ben onu imzalamayı reddetmiştim. Her sene ihaleyle taşeron firma değişir. O sözleşmeyi getirirler ve işçiye imzalatırlar. Ben 5 yıl boyunca da bunu imzalamamıştım. Ama bu seneki farkı şuydu: Sendikaya üye olmamızdı. Türk-İş‘e bağlı Sağlık-İş sendikasına üye olduğumuz için, sözleşmeyi imzalamamızda çok ısrarcı davrandılar. Reddettiğim zaman, diğer arkadaşlar da reddetti. İşten atılmakla tehdit edildim.

Alınteri: 5 yıldır bu hastanede çalışıyorsunuz. Sendikal örgütlenme mücadelesi içerisindesiniz. Sendikal çalışma yürütürken karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

TA: Şimdi ben 5 yıldır buradayım, geliş sürecimi de buradaki arkadaşların çoğu biliyordu. İşe iadeyle geldiğimi, daha önceki çalıştığım yerde yaşadığım problemi arkadaşlarım biliyorlardı.

Alınteri: Peki oradaki insanlar sendikayı ne kadar tanıyorlardı ya da sendikalaşmanın ne demek olduğunu ne kadar kavramışlardı. bu insanlar ne kadar bilinçliydi?

TA: İş arkadaşlarım, taşeronda sendikalaşmanın olamayacağına inanıyorlardı. Çünkü her yerde o söylenir: “Taşeronda işçi-sendika olmaz”. Sendika olabileceğini düşünemiyorlardı arkadaşlar. Yani sendikalaşınca işten atılacaklarını düşünüyorlardı. Taşeronda çalışmak, iş güvencesiz çalışmak bir kader gibiydi. Sendikayı ilk konuştuğum zaman -sürekli konuşuyorduk ama “hadi gidelim!” dediğim zaman-, hepsinde çekingenlik vardı. “İşverenin haberi olursa, işten atılırsak…” diye kaygılanıyorlardı. Bir de, sendikayı şöyle görüyordu işçiler -haksız da değiller-; sadece aidat alan, işçinin hakkını savunmayan, işten atılsa bile sahip çıkmayan… Öyle görüyorlardı. Sınıf bilinçleri yok ama, bazı kurumların ne işe yaradıklarını gerçekten de biliyor işçiler.

Alınteri: Peki bunu yıkabildiler mi? Siz onlara, gerçek bir sendikal örgütlenmeyi anlatabildiniz mi, taşıyabildiniz mi?

TA: Hepsine anlatamadım. Anlatmamda da başarılı olup olmadığım tartışılabilir. Geldiğim süreç zaten işçileri sendikadan tamamen soğuttu. Bu süreçte sendikal örgütlenmeyi yapan, canla başla çalışan kişi işten atılıyor ve sendika sahip çıkmıyor. Dışarıdaki duyarlı kesim sahip çıkıyor. İşçiyi hepten soğuttu yani. Zaten çok zorlu bir şekilde örgütlenmiş bir işçi, sendikadan haliyle soğur.

Alınteri: İşçilerin zaten sınıf bilinci yok, sendikal anlamda korkuları var. Peki siz 5 yıl içerisinde şu şartlar altında tek başınıza yürüttüğünüz sendikal anlamdaki bu örgütlülüğü nasıl koruyabildiniz? 5 yıl boyunca kendinizi o çevrede nasıl koruyabildiniz; kendinizi nasıl dik tutabildiniz, nasıl ayakta durabildiniz?

TA: Ben 5 yıl boyunca sürekli sendikal çalışma yapmadım. Ama diğer insanlardan farkımı koymaya çalıştım. Çok dikkat ettim, dürüstlüğümle ilgili, insanlara bakış açımı, insanlara karşı ilgimi, alakamı… çok dikkat ettim. Yarın ben bir sendikal örgütlenme yaparsam, insanlar benim için şunu söylemesin: “Ya bu yalancıdır, dolandırıcıdır, işte hastaya kötü davranır, ya da arkadaşlarına kötü davranır, ispiyoncudur, işverenle ilişkileri şöyledir…” bu tür şeylerle muhatap olmamak için, bunlara meyal vermemek için çok dikkatli davranmışımdır. Ta ki hani hastane bahçesine geldiğimden beri, sendikal örgütlemeyi kafama koymuştum zaten. Mesela şun niye böyle oluyor, bu neden böyle diye insanların kafalarını açmaya çalışıyordum.

Alınteri: Bütün bunlara rağmen hastane yönetimi hakkınızda ne gibi söylentiler çıkarıp ve iftiralar attı? Arkadaşlarınız ve personel bunlara ne kadar inandı?

TA: İnanmadılar zaten; bu söylentileri Sağlık-İş sendikası ve işveren çıkardı. Başlangıçta “Bölücü, terörist…” dediler; başka bir şey söyleyemediler zaten. Hakkını isteyene ne denir? “Bölücü, terörist”, onu dediler.

Alınteri: Direnişinizin 41. günündesiniz; bugüne gelene kadar zabıta, hastanenin özel güvenliğin ve polislerin tacizine uğruyordunuz. Bu tacizler direnişin 25. gününde alçakça bir saldırıya dönüştü. Ardından basın açıklaması yaptınız. Devrimci-demokrat kurumlar süreç boyunca yanınızdaydılar. Yanı sıra sendikalar, odalar da desteklerini sundular. Özellikle bu saldırıdan sonra sizin sendikanızın tepkisi ne oldu? Ya da bu saldırıya sendikanız tarafından herhangi bir cevap verildi mi?

TA: Yok canım… sendika beni tanımıyor. Benim işten atılmama onay veren de sendika şube başkanıdır. Çünkü atılmadan 3 gün önce onları burada görmüştüm, başhekimlikte müdür yardımcılarıyla birlikte. Bizim şirketin proje müdürleriyle falan toplantılarını biliyorum. Toplantının sebebi de benim işten atılmamın onayıydı.

Alınteri: Peki sendikanın bu tutumuna karşı herhangi bir tepki gösterdiniz mi? Onlara hitaben bir mail attınız mı, bir görüşme yaptınız mı?

TA: Ben henüz atılmamışken bir toplantı vardı sendikayla işveren arasında; orada ben tepkimi gösterdim zaten. Yani onların yaptığı yanlışları söyledim. Orada bana; “Bölücü, terörist” dedi. Bana; “Sen kim oluyorsun, benimle ilgili, sendikayla ilgili araştırma yapıyorsun” dediği anda “Sen kim oluyorsun, biz burada işçiyiz” diye gösterdim tepkimi.

Alınteri: Direnişinizin 25. gününe kadar, polisin hastane yönetimiyle işbirliği halinde yaptığı saldırının arkaplanını nasıl değerlendiriyorsunuz? Hastane yönetimi hangi noktadan sonra sıkıştı ki böyle bir saldırıya başvurdu?

TA: İlk başlarda da onlar beni zorladılar, sıkıştırdılar; ama saldırı değil, taciz şeklindeydi. Baktılar başaramadılar, bıraktılar. “Bu süreç içinde bıkar gider” diye düşündüler. Direnişin 25. gününe gelene kadar bu kadar çok sıkışmamışlardı. Direnişimin basında yer alması, burada basın açıklamalarının yapılması, onları rahatsız etmeye başladığı noktada saldırıya giriştiler. Baktılar ki “Yok bu kalkmıyor, biz bunu bu şekilde kaldırabiliriz” diye düşünüp saldırıyı yaptılar.

Alınteri: Çadırınız burada, pankartlarınız, dövizleriniz, aileniz, buradaki devrimci-demokrat kurumlardan insanlar… İlk anlardan 41. güne kadar; hastanedeki çalışanların, bu bahçede oturan vatandaşların; hastalarını ziyarete gelen insanların tepkileri nasıl?

TA: Burada durduğum sürece çalışanların saygısı daha da arttı, zaten seviyorlardı beni; ama sevgiyle beraber saygıları daha fazla arttı. Gelen hasta yakınlarının da ilgisi, basında çıktıktan sonra ya da bu süreç uzadıktan sonra daha fazlalaştı tabii. Önceden biz insanlara tek tek anlatıyorduk, “Neden buradayım, nedir bu” diye… Basında çıkmasıyla beraber insanlar artık kendiliğinden geliyorlar, destek imzası atıyorlar. İmza föyü dosyanın içerisinde, kendileri çıkarıp atıyorlar imzayı. Buradaki çalışan arkadaşlarım olsun, temizlikteki arkadaşlarım olsun, yeni gelen işçiler, doktorlar, hemşirelerin bana karşı sevgilerinden ziyade saygılarının arttığını farkediyorum.

Alınteri: Hem bedenen, hem emek gücü yönünden çok fazla sömürülen kadın işçiler genelde direnişe geçmiyorlar. Geçenler de çok azdır. Bir kadın direnişçi olarak, sizi bu kadar zaman bu hastane bahçesinde tutan, direnişinizi bu kadar süreklileştirmenizi sağlayan şey nedir? Bunda ailenizin rolü ne, sosyal yaşantınızın etkisi ne, buraya kadar sizi getiren şey ne?

TA: Buraya kadar beni getiren sınıf bilincidir. Ben işe geri dönüşle bu işyerine geldim. Geldiğimden bugüne kadar gelen süreçte bu kadar fazla yolu çekmemin, gelip gitmemin nedeni kazandığım haktı. Ben işe geri dönüşle bir kazanım elde ettim ve burada çalışıyorum. Bu kazanımı kullamalıyım. Atılma sebebimi devam ettirmeliyim. Yani sendikalaşmaktan dolayı atmıştı beni, burada onu devam ettirmeliyim, sınıfıma hizmet etmeliyim, varolan sınıfıma hizmet etmekti beni bu sürece getiren. 5 yıldır gelip gittiğim sürecin emeği, 4 aylık sendikal çalışmamamın, örgütlenme çalışmamın emeği… Onu bırakıp gidemezdim, onu bırakıp: “Siz bu çaılşmamdan dolayı beni işten atıyorsunuz, ben de kabul ediyorum gidiyorum, bunu yasal yollarla arayacağım”ı kabul edemezdim. Onun bir karşılığı olmalıydı. İşverenin bana yaptığının karşılığı direniş olmalıydı. Ben de onu yaptım. Hem çok büyük bir şey yaptığıma da inanmıyorum, yapmam gerekeni yaptım.

Alınteri: Direnişçi olmanın, kuşkusuz birçok zorluğu vardır. Peki kadın direnişçi olmanın zorlukları nelerdir?

TA: Ben bir kadın olmasaydım, içerdeki işveren benim üzerime bu kadar gelemezdi. Onların bana yaptığı hakaretler, başhemşirenin, kadınları fuhuşla itham ettiği toplantı. Müdür yardımcısının beni her yakaladığı yerde, tüm insaların içinde beni işten atmakla tehdit etmesi… Ben kadın olmasaydım onları yapamazlardı bana, bir erkek olsaydım açık açık yapamazlardı onları. Erkeklerden rütbeleri görevleri ne olursa olsun çekinir idareciler.

Alınteri: Yumruğu sıkılı bir kadın olduğunuz için zaten bu kadar tepki oldu; bu çok önemli. Bir kadın işçi direnişe geçiyorsa eğer, bu diğer direnişlerden daha farklı bir anlam taşır.

TA: Evet. Bu kadının gece sokağa çıkamamasından kaynaklanan bir olay.

Alınteri: Kadının arka planda görülmesi, kadının sadece ucuz işgücü olarak görülmesi…

TA: Evet. kadının daha ziyade bir de evinde görevleri vardır. Onları terk etmesi oluyor, direnişte olmak.

Alınteri: Evet, kadınları öncü olarak görmezler.

TA: Öncü olarak görmezler ama biraz şey farkı da var. Ben çok genç bir kadın değilim. Buradaki işçilerin çoğunun ablası yaşındayım. Hani konuşurken, işçilerin beni kabul etmesinin, sendikal örgütlenmede beni önder olarak seçmelerinin, erkeklerin beni kabul etmesinin sebebi benim onlardan yaşça büyük olmam. Beni abla olarak kabul etmeleri. Genelde erkekler kadın egemenliğini kabul etmezler ama bir abla olarak, bir anne olarak kabul ederler.

Alınteri: Direnişin sosyal yaşantınıza etkisi nasıl?

TA: Benim gibi çalışan insanların sosyal yaşantısı olmaz. Evden işe, işten eve. Daha önce de konuştuk, hani çocuklarım açsından, eşim açısından nedir? Zaten benim onlara çok fazla zaman ayırdığım yoktu. Sadece benimkisi eve gidip yatmaktı. Eğer biraz dinlenmişsem, yemek yaparım, evin işlerini yaparım. Onlarla oturup sohbet ettiğim falan çok azdır. Çünkü vaktim yok benim onlarla oturup sohbet etmeye. Sadece onların yemeklerini ve temizliklerini yapıyordum. Ama şimdi onlar da yapıyor, bir başkası da yapıyor.

Alınteri: Peki bu direnişten sonra, farklı bir şey var mı? Bu direniş aileniz içerisinde nasıl bir etki yarattı?

TA: Eve gitmiyor olmam onları üzüyor tabii. Evde görmek istiyorlar beni. Ama ben bu direnişten sonra eşimle ve oğlumla sanki eve gittiğimden daha fazla sohbet etmeye başladım burada. Ben eve gidip gelirken bu kadar fazla sohbet edemiyorduk, bu kadar beraber olamıyorduk.

Alınteri: Peki onların size söylemleri nasıl, bu direnişe getirdikleri yorumlar, eleştiriler?

TA: Eşimin hiçbir şekilde eleştirisi falan olmadı zaten; destekliyor. Ufak oğlum mızmızlanıyor. Hani o da yemek, kıyafet… “Sen niye buradasın?” diyen kimse yok. Benim sürecimi biliyorlar çünkü. Buradaki çalışma sürecimi, örgütlenme sürecimi, buraya geliş sürecimi hepsi çok iyi biliyor.

Alınteri: Onurlu direnişinizi sahiplenmeyen sendikanızı, bu direnişe dahil etmek adına bir şeyler yapmayı düşünüyor musunuz?

TA: Direnişi sahiplenmeleri için bu saatten sonra benim onlara yapacağım bir şey yok. Bu direnişi ben ve etrafımdaki duyarlı insanlar buraya kadar getirdi. Bundan sonrasını da dışarıdan destekle götürecektir. Sendikadan daha gelip ne yapmasını isterim ki? Şayet onlar olsalardı bu direniş bitmişti, çoktan satmışlardı. Benim bu saatten sonra onlardan beklediğim hiçbir şey olamaz. Bu direnişi desteklemek onları onurlandıracaktır zaten, bana bir şey yapmayacak. Onlar sendika olarak varolacaklardı aslında beni desteklemekle. Hiç adları sanları yok ki zaten, işçi sendikası olarak görünmüyor ki onlar. Yani bu direnişi desteklemeleri onları onurlandıracak. Ben onları onurlandırmış olacağım, onlar benim için bir yapmış olmayacaklar yani.

Alınteri: Çok teşekkür ederim.

[Alınteri‘nin Eylül 2010 tarihli 8. sayısında yayınlanmıştır.]

Daha fazlası

İlgili

Close