GÜNCEL

Büyüyen sorumluluk

4-sayı(*) 26 Mayıs’a sayılı gün kaldı. Fakat sendikalar cephesinden göze çarpan ciddi hiçbir hazırlık yok

Özellikle de konfederasyonların başına çöreklenmiş sendika ağaları, 26 Mayıs’a hazırlanacakları yerde, birbirlerinin sırtını sıvazlayan gerici ittifaklar peşindeler. Ankara mitinginin ardından 1 Mayıs kürsüsünde de dersini alan Türk-İş ağası Mustafa Kumlu‘yu sahiplenip sınıfın diri ve öncü unsurlarına karşı tecrit kararları alıyorlar.

78 gün boyunca TEKEL işçilerinden bir selamı dahi esirgeyen Hak-İş, Memur-Sen ve Kamu-Sen‘in gerici faşist ağalarının aynı soydan geldikleri Mustafa Kumlu’ya böyle hararetle sahip çıkmalarında şaşırtıcı bir taraf yok. DİSK ve KESK‘in “farklı ve ilerici olmak” iddiasındaki yöneticilerinin böylesine rezil bir ittifakta işleri ne? Daha doğrusu, hangi yüzle nasıl savunacaklar bunu tabanlarının karşısında?..

Fakat iyi oluyor. Sadece sendika ağalarıyla da sınırlı kalmamak üzere kim, gerçekte kimlerin yanında, kimlerle kol kola, kimlere karşı daha net çizgilerle açığa çıkıyor. Zaten eylemin, mücadelenin, pratiğin en güzel taraflarından biri de budur. Pratik mücadele, işçi sınıfını sadece kendine getirip kaslarını açmakla kalmaz. Onu aydınlatır ve eğitir, gücünün ve yeteneklerinin farkına varmasını sağlar. Bu arada herkesi ve her şeyi yerli yerine oturtur. Yüzlerdeki maskeleri indirir, makyajları siler, palavraları açığa çıkarır, dostu-düşmanı, gerçeği-yalanı belirginleştirir. Öte yandan sınıfın özellikle de öncü unsurlarına sorumluluklarını hatırlatır. Bunların büyüklüğü yanında çözüm imkanlarının nerelerde yattığının ipuçlarını ortaya koyar.

TEKEL Direnişi ile birlikte silkinip yeni bir hava, yeni bir ruh, yeni bir ivme yakalayan işçi sınıfı hareketinin son aylardaki gelişim sürecinde de bunları görebiliriz.

Bu yolu açan TEKEL işçileri de yaptıklarının çoğuna başlangıçta hazırlıklı değillerdi. Örgütlü gibi görünmekle birlikte aslında örgütsüzdüler. Sendika ağalarının ağzına bakıyorlardı. Sendika ise göstermelik bir-iki çıkışın ardından işi bir an önce bağlamanın hesabı içindeydi. Ne zaman harekete geçilip eylem zeminine adım atıldı, gerisi arkasından geldi. Önceleri sendikanın bağımlısı işçiler, kısa bir süre sonra sadece kendi sendikalarını değil sendika ağalarının alayını peşlerinden sürükleyen öncü bir konuma yükseldiler. 4 Şubat‘ın arkasından 26 Mayıs’taki “genel eylem” kararını da bu basınç aldırdı.

Pratikte elde edilen bu öncülük, sınıfın diğer kesimleri gözünde de öncüleşmeyi beraberinde getirdi.

TEKEL’in alevlendirdiği ateş İtfaiyeyi, İSKİ‘yi, Marmaray‘ı sardı, Esenyurt belediyeye, TÜBİTAK‘a, Çemen tekstile, Çapa‘ya sıçrayıp yayıldı. Bu aradaDirenişteki İşçiler Platformu gibi eylem birliği temelinde yükselen bir örgütlenme biçimi ortaya çıkardı. Bu örgütlü birliktelik, kendini çok fazla büyütemedi gerçi ama kendi çapında yeni öncü tutumlar geliştirdi. 1 Mayıs kürsüsünün özgürleştirilmesi, bunlar içinde en anlamlı ve unutulmaz olanıydı. Sınıfa ihanet eden sendika ağalarıyla sınıf arasında iki sandalyeye birden oturmaya kalkmanın mümkün olamayacağını İşçi Filmleri Festivali’nin açılış töreninde de hatırlattı.

AKP hükümeti, uzun vadeli iktidar hesapları açısından kritik bir Anayasa değişikliği sürecinde sınıfın militan kesimleri ve devrimci öncüleriyle cephe cepheye gelmeyi göze alamadığı için 1 Mayıs’ta Taksim konusunda yelkenleri baştan suya indirmek zorunda kalmışsa, bunun arkasında da yine pratiğin gücü ve ön açıcılığı vardı.

Şimdi 26 Mayıs’a bunların ışığında ve bu dersleri kuşanmış olarak hazırlanmak gerekiyor. Madem ki sendika ağaları ipe un seriyorlar, hiç yabancı olmadığımız oyalama ve geçiştirme taktiklerine başvuruyorlar; görev o zaman sınıfın öncülerine düşüyor.

En başta bu sorumluluğun görülmesi şart!.. Sendikaların öne düşmeleri beklentisinden artık bir an önce kurtulmak gerekiyor. Onlar içerisinden harekete geçirilebilecek olanların kıpırdatılmaları bile tabanda yaratılacak hareketlenmeye bağlı. Diplomatik görüşme trafikleriyle, laf üretmekten başka hiçbir karar alınamayan kısır toplantılarla, o kaçmasın, bu küsmesin derken aslında geçinmeye gönlü olmayanların peşinde koşmakla yitirilecek zaman yok artık!.. Sonuca kilitlenilmesi gereken son günlere girdik.

Onun için bütün öncü işçiler, bulundukları bölge ve alanlarda öne çıkıp 26 Mayıs’ı örgütlenmesi sorumluluğunu üstlenmelidirler!.. Dikkatler ve çalışmalar, bulunulan bölgede o gün etkili bir grev ve direnişin gerçekleşebilmesi için mutlaka eyleme çekilmesi gereken fabrikalar, işyerleri ve OSB‘ler üzerinde yoğunlaşmalıdır!.. Öncelikle oralarda ve uzanılabilen her yerde 26 Mayıs eylem komiteleri kurulmalıdır. Hem aynı işkolundaki fabrika ve işyerleri arasında hem de birbirlerine yakın sanayi bölgeleri ve OSB’ler arasında iletişim ve koordinasyon bugünden kurulmalıdır. Sanayi bölgeleri ve OSB’lerde yürüyüş kolları oluşturulmalı, ortak gösteri alanlarına oralardan kollar halinde gidilmeli, bu arada 15-16 Haziran Direnişi‘nde de uygulanan bir yöntemle kararsız kalan fabrikaların eyleme çekilmesi için bu yürüyüş kollarıyla kitlesel bir basınç uygulamanın hazırlıkları yapılmalıdır.

Kararlı bir iradeyle harekete geçildiği taktirde, o kendini büyütecek sonuçları da beraberinde getirecektir!..

* Alınteri Gazetesi’nin 15 Mayıs tarihli 4. sayısının başyazısıdır

Daha fazlası

İlgili

Close