Bunların nerelere evrilip hangi sonuçları doğurabileceği, uzağa gitmeye gerek kalmadan bu topraklarda yaşanan 6-7 Eylül, Çorum, Maraş gibi tarihsel örnekelere bakıldığında bile görülebilir. Halklar arasında, insanın aklına getirmek istemediği gerici bir boğazlaşma zemini ve tehlikesi İnegöl, Erzurum ve Hatay’daki şovenist kışkırtma ve çatışmalarda nabız yokladı. İnkar ve imha politikalarının sonucu, yıllardır iç içe yaşayan insanlar arasında dahi yaşanan ruhsal kopuş ve ötekileştirme, ötekileştirenlerin şovenizm zehrini kusmasıyla parelel hız kazandı. En küçük kıvılcımda patlayabilen, şovenist kudurganlıkla yönlendirilebilen bu durum, işçi ve emekçileri bir birine boğazlatmanın yolunu da açmış oluyor.
Kanlı referandum
Bunun üzerine binen referandum gündemi kapsamında herkes kendi oyununu oynamaya soyununca da işler çığrından çıkıyor. Eli kanlı MHP başta olmak üzere, faşist rejimin geleneksel yapısı içerisinde bulunan örgütlü güçler, “refleks karargahları” düymeye basmış gözüküyor. İktidar gücünün yeniden paylaşımı kavgasında eski konumlarını kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya kalan “ulusalcı” cenah, şovenist hezeyanları körükleyip, Kürt düşmanlığı üzerinden kafatasçı saldırganlıkla prim yapmaya oynuyor.
Bahçeli’nin Dörtyol’da yaşanan şovenist saldırganlığı “haklı infial” olarak selamlaması, bu “infial”lerin fitilinin nasıl ateşlenmiş olduğunu ele veriyor. Yine İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın; “Dün İnegöl’de, akşam da o acılı ortamda Dörtyol’da, vatandaşlarımızı tahrik eden, birbirine karşı kışkırtanlar, bunun karşılıksız kalacağını düşünmesin. En hassas olduğumuz ortam odur. Birileri bunu istiyor.” açıklamaları anlamak isteyene işin rengini anlatmış oluyor. Hükümet cephesi referandum hamlesinin boşa düşürülmesine dönük “ulusalcı cenah”ın yapmış olduğu çıkışın arka planını biliyor. Çünkü aynı tezgahları zaman zaman danışıklı dövüş misali birlikte planlayıp hayata geçirdikleri de olmuştur.
Egemenler ve onların resmi-sivil örgütlü güçleri, sergilediklerù referandum oyununu, iktidar gücünün yeniden paylaşım kavgası içerisinden, kendi emelleri doğrultusunda hareket seyrini emekçilerin gündemine taşıyor. Kirli yöntemler kullanılarak inkar ve imha politikasına kurban edilen Kürt halkı her biçim ve yöntem kullanılarak hedefe çakılıyor.
AKP Milletvekili Vahit Erdem‘in: “Kürtler artık her şeyi eline alıyor. Böyle giderse Türkler azınlık olacak.“ sözleri de, MHP ve CHP‘nin kolkola yürüttüğü kafatasçı politika ve propaganda da, iktidarıyla-muhalefetiyle burjuva düzen partilerinin, bırakalım Kürt sorununu çözmeyi, onların, “en iyi Kürt ölü Kürt”, olmadığı durumda “en iyi Kürt asimile edilmiş Kürt‘tür“ anlayışı ve politikası güttükleri açıktır. Bu Kürtsüz “Kürt çözümü” arayış ve politikalarının kirli savaş konsepti içerisinden yeni bir düzleme oturtulmasıdır.
Kardeşlik bilinci ve eylemini güçlendirelim
Bugün Kürt halkının fiziki imhasına, soykırım provalarına karşı her düzeyde kardeşlik bilinci ve eylemini güçlendirmeye ihtiyaç var. Faşist saldırganlığın, kudurgan şiddetinin terse çevrilmesinde, hesap sorulmasında, eylemlerin örgütlenip geliştirilmesinde, emeğin kardeşlik köprüsünün kurulup ilerletilmesinde, kardeşlik müfrezelerine ihtiyaç var. Kürt emekçilerine kalkan hel el, Kardeşlik Müfrezeleri üzerinden kırılmalıdır!..