Yasanacakdunya.org, yasanacak. dünya , isci sinifi, alinteri ,
X

Suçlu Biz Değiliz, Suçlu Bu Düzendir!

14 Haziran 2026’da İsviçre’de Sandığa Gidilecek. Adı “Sürdürülebilirlik Girişimi!” Özü İse Bildik Bir Düşmanlık: Göçmenleri Suçlamak!

Tanur Oğuz Gündüzalp

14 Haziran 2026’da İsviçre’de sandığa gidilecek. Bu sefer oy verilecek mesele sıradan bir teknik düzenleme değil. SVP’nin (Schweizerische Volkspartei- İsviçre Halk Partisi) -Siz adına aldanmayın, ırkçı-faşist partidir- önerdiği bu halk girişimi, ülkenin nüfusunu 2050 yılına kadar 10 milyonun altında tutmayı anayasal bir zorunluluk haline getirmeyi amaçlıyor. Adı “sürdürülebilirlik girişimi!” Özü ise bildik bir düşmanlık: Göçmenleri suçlamak!

Bizler, Avrupa’da, İsviçre’de ve dünyanın dört bir yanında alın teri döken, emekleriyle bu ülkelerin zenginliğini yaratan göçmenler, ilticacılar, mülteciler, yurdundan sürülenler, savaşlarla, kıyımlarla yerinden edilenler olarak sesleniyoruz: bir kez de aşina olduğumuz bir senaryo sahneleniyor: İşçi sınıfının gerçek acıları, yükselen kiralar, düşen alım gücü, dolup taşan hastaneler, çöküşe geçen kamu hizmetleri birilerine yıktırılıyor. O “birileri” her zamanki gibi biz: göçmenler, mülteciler, yabancılar…

Konut krizi kimin eseri?

SVP’nin en güçlü iddiası bu: Göç, konut krizini yaratıyor; daha az insan olsa kiralar düşer. Bu iddia hem basit hem de kasıtlı biçimde yanlış ve biz göçmenleri bilinçli olarak hedefe çakma girişimi!
İsviçre’de kiracılar yasal sınırın yılda 10 milyar frank üzerinde kira ödemektedir. Bu rakamlar Zürih ya da Cenevre’nin sokaklarında değil gayrimenkul şirketlerinin hesaplarında dönen bir gerçektir. Lüks daireler aylarca boş bekliyorken orta ve düşük gelirli kesimler barınak bulmakta zorlanıyor. Zürih’te, Basel’de, Bern’de eşi benzeri görülmemiş köklü bir dönüşüm süreci yaşıyoruz: “soylulaştırma! Emekli hemşireler, market kasiyerleri, fabrika işçileri şehir merkezlerinden birbir sürülüyor. Bunun nedeni göç değil; konutu meta, insanı müşteri olarak gören bir piyasa mantığıdır.

İnşaat şirketleri kar sınırı tanımaksızın lüks konutlar dikiyor; yatırım fonları binaları birer hisse senedi gibi alıp satıyor, kiracı hakları zayıflatılıyor, sosyal konut stoğu bilerek eritiliyor. Şimdi soruyoruz; bu tablonun içinde biz göçmenlerin rolü ne? Aynen sizin kadar kiraya mahkum olmak…

Ekonomik kriz ve gerçek sorumlular

Anketler açık bir tablo ortaya koyuyor: Bu girişime destek verenlerin yüzde 68’i sağlık sigortası primlerini, yüzde 18’i ise konut maliyetlerini gerekçe gösteriyor. Yani insanlar haklı bir öfkeyle oy veriyor. Sorun şu: SVP bu öfkeyi doğru hedefe değil, komşuya yöneltiyor.

İsviçre’nin ana motoru olan sermaye çok uluslu ilaç devleri, büyük bankalar, sigorta holdingleri, saat ve makine sanayii sadece İsviçre’deki çalışanlarını değil, dünyanın her köşesindeki 2,5 milyon emekçiyi istihdam ediyor. Bu şirketler, işçileri pasaportlarına göre seçmiyor; azami kar hesabına göre seçiyor. Göç, bu sistemin bir sonucu; nedeni değil.

Her yıl işgücü piyasasından ayrılanların sayısı, yeni girenleri 20.000 kişi aşıyor. Yaşlanan nüfus, sağlık ve bakım sektöründe açık büyüyor. Eğer bugün İsviçre hastanelerini ayakta tutan göçmen hemşireler, doktorlar ve bakıcılar yarın gönderilseydi, kim hasta başında bekleyecekti? Bu soruya SVP’nin yanıtı yok, onun derdi başka, o kirli hesapların peşinde…

İklim krizini kim yarattı?

SVP girişiminin “sürdürülebilirlik” adını taşıması tam anlamıyla bir kalpazanlık. Doğayı yok eden, tarihi bir iklim krizini üreten ne göçmenler ne de yoksullar. Karbonun yüzde seksenini küresel ölçekte birkaç yüz şirket üretiyor. İsviçre’nin büyük ham madde ticaret şirketleri, çevre etiketi taşıyan reklamlar yapan gıda devleri, bunlar fosil yakıt ekonomisinin motoru durumda.

Göçmen bir bakıcı Zürih’te tramvayla işe giderken, üst kattaki yatırım bankacısı özel jetle hafta sonu tatilini yapıyor. İkisinin “çevre ayak izi” arasındaki uçurum sınıfsaldır, ulusal değil. İklim sorununun gerçek adresi sermayenin azami kar güdüsüdür; “çok fazla insan var” masalı ise bu gerçeği gizlemenin aracıdır, bizim bunlara karnımız tok!

“Güvenlik” söylemi ve asıl tehlike

SVP belgelerinde “suç patlaması,” “sığınmacı asalakları” gibi ifadeler yer alıyor. Bu dil de rastlantı değil; bilinçli bir kin üretimi. Yıllardır tekrarlanan araştırmalar gösteriyor ki suçun sınıfsal ve ekonomik kökleri, milliyetçi korkuların ürperttiği “yabancı tehdidinden” çok daha belirleyici. Yoksulluk, dışlanma, işsizlik, bunlar suçun tohumları. Bunların da kaynağına inmek gerekirse: sisteme bakmak gerekir.

Bu girişimi destekleyenlerin bir bölümü gerçekten korkan, gerçekten sıkışan, gerçekten çözüm arayan insanlar. Onları aptal ya da ırkçı saymak hem yanlış hem de siyasi açıdan sığ bir yanıt olur bizler için. Asıl görev bu öfkeyi tanımak, ama yönünü değiştirmek, gerçek sorumlulara doğru…

Peki SVP kimin partisi?

SVP kendisini “esnafın, çiftçinin, sıradan vatandaşın” partisi olarak sunuyor. Oysa bu girişimi destekleyen yüzde altı milyonluk seçim bütçesinin büyük bölümü gayet belirli sermaye çevrelerinden geliyor. SVP, serbest ticaret anlaşmalarını savunur ama iş güvencesini zayıflatan politikaları destekler, işçi haklarını kısıtlar ama emeklilik yaşını yükseltmek ister. Göçü kısıtlamak ister ama işveren lehine esnek göç ister. İşçi sınıfının öfkesini liberal kanallara akıtmak için her türlü politikayı yapar ama onun çıkarlarını hiçbir zaman savunmaz, işte böyle bir partiden söz ediyoruz…

Bunu İsviçreli sosyalistler ve devrimci komünist yoldaşlarımız da görüyor: Bu bir sınıf sorusudur ve sınıfsal bir yanıt gerektiriyor. SP ve sendika liderliklerinin sağa sürüklenmesi, işçi sınıfının öfkesine sol kanallar açamaması, SVP’nin bu boşlukta büyümesinin asıl zeminini yaratıyor.

Dayanışmayla savuşturacağız

Bu girişim geçerse ne olacak? “Sürdürülebilir nüfus” adı altında sınır dışı edilmeler kolaylaşacak. Geçici oturma izni alanlar vatandaşlık hakkını kaybedecek. Aile birleşimleri kısıtlanacak. Hastanenizi dolduran hemşire, inşaatınızdaki işçi, marketinizdeki kasiyer hepsi güvencesizleşecek ve hepsi pazarlık gücünü yitirecek. Ve bu yalnızca biz göçmenleri vurmayacak: İşgücü piyasasında güvencesizleşen her kesim, tüm işçilerin ücret gücünü eritecek…

Tarih bize defalarca gösterdi: İşçi sınıfı içinde yarıklar açıldığında biri “yerli” diğeri “yabancı” diye ayrıştırıldığında bu yarıktan geçen rüzgar her zaman sermayenin yelkenlerini şişiriyor.
14 Haziran’da İsviçre’nin dört bir yanındaki emekçiler, göçmenler, sendikacılar, feminist örgütler, iklim aktivistleri ve solun tüm bileşenleri ortak bir hayır diyecek, diyeceğiz. Bu hayır, yalnızca bir girişime değil; işçiyi işçiyle, göçmeni yerliyle karşı karşıya getiren bir siyasi çürümeye verilmiş bir yanıt olacak.

Asıl hesap sorulacaksa hedefimiz net olmalı: Kiralardan servet devşiren emlak spekülatörleridir; işçinin sağlık primini ödeyemediği bir düzende rekor temettü dağıtan holdinglerdir; doğayı tahrip edip faturasını topluma kesen şirketlerdir. Emeği ucuzlatan değil, emeği güvenceye alan politikalar gereklidir.

Göçmenler suçlu değildir. Emperyalist/Kapitalist düzen suçludur!

Yasanacak Dünya:
Related Post