Yasanacakdunya.org, yasanacak. dünya , isci sinifi, alinteri ,
X

AB emperyalist ülkelerinin İran saldırısını fırsat bilmesi

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırı körfeze yayılarak sürüyor.

Çiğdem Devran

ABD Başkanı Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açacağız çıkışı ve boğazdan geçen lojistik kesintisinden etkilenen bütün ülkeleri savaş gemileri yollamaya çağırması, siyonist İsrail’in Lübnan’a başlattığı kara harekatı ile savaş kıvılcımları yayılıyor. Trump’ın “Özellikle İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişiminden etkilenen birçok ülke, Boğaz’ın açık ve güvenli kalmasını sağlamak amacıyla, ABD ile eşgüdüm içinde bölgeye savaş gemileri gönderecek” ifadelerinin yer aldığı sosyal medyadan yaptığı açıklama sıcak savaşın bütün dünyayı sarabileceği üst bir aşamayı anlatıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin petrol tedarik eden ülkeler tarafından sağlanması gerektiği yönündeki çağrısına Avustralya, Japonya, İtalya ve Almanya’dan şimdilik mesafeli yanıt geldi. Dört ülke de bölgeye askeri gemi gönderme planları olmadığını açıkladı.

Baştan beri savaşın göbeğindeki AB ülkelerinden Almanya

Filistin, İran, Lübnan saldırılarında silah ve sınırsız desteği olan AB emperyalist ülkeleri de kendini savaşın yeni aşamasına göre konumlandırıyor. ABD ve İsrail saldırılarında sadece Lübnan’da 106 çocuk 2 bin kişinin öldürüldüğü, İran devletinin açıklamasına göre İran’da 1270 kişinin öldüğü savaşta, AB ülkeleri İran’a yönelik gözdağı açıklamalarını sürdürüyor. İran gerici rejimi ise İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerine misillemelerle karşılık vermeyi sürdürüyor.

İran gerici rejimi 17 gününe giren savaşta asıl olarak Hürmüz Boğazı kozu da içinde olmak üzere “Asimetrik dayanıklılık“ ve “Maliyet artırma“ stratejisi ile karşılık vererek savaşı sürdürmenin ekonomik ve siyasi bedelini ABD ve İsrail için katlanılmaz hale getirmeye çalışırken saldırıyı destekleyen emperyalist kapitalist tüm ülkeleride burdan sıkıştırmaya oynuyor. Zira uluslararası dev tekeller sadece enerji akışındaki kesintiden değil, ara malı tedarik zincirlerine ve bunların en ucuz maliyetle taşınmasındaki krizlerden de çok ciddi etkileniyor. Bu nedenle bugün Ortadoğu’daki savaşın tetiklediği ham madde sıkıntısı benzer bir mekanizmanın yeniden devreye girebileceğini gösterdi. Bu yanıyla da yediği ciddi darbelere rağmen İran gerici devleti Hürmüz Boğazı’ndan soluk borularından birini tıkama kozuyla ciddi bir avantaj elde etti. Maliyeti yukarı çekmede ise ABD ve İsrail’in sadece 1 veya 2 milyon dolarlık pahalı önleyici füzeleri (Demir Kubbe, Arrow, THAAD) kullanımı dahi bu iki saldırgan ülkenin savunma maliyetleri günlük 1 milyar dolara yaklaştırdı.

Saldırıda hatırlanmayan “Uluslararası hukuk“

ABD-İsrail’in İran ve Lübnan’a yönelik saldırılarında AB ülkelerinin saldırgan tarafı kollayan tutumları ve ancak İran misilleme yapınca hatırladıkları “Uluslararası hukuk“ çıkışlarına her gün yenisi ekleniyor. Almanya, Fransa ve İngiltere’nin “İran’ın füze ve insansız hava aracı fırlatma kapasitesini kaynağında yok etmeye yönelik gerekli ve orantılı savunma tedbirlerini desteklemek de dâhil olmak üzere adımlar atacağız” ortak açıklaması bunlardan biridir.

1 Mart’ta Almanya, Fransa ve İngiltere liderleri tarafından yapılan ortak açıklamada, ABD-İsrail’e tam destek verilirken, İran attığı füzeler nedeniyle “Uluslararası hukuku” ihlal ettiği gerekçesiyle mahkum edilmişti. Almanya ve Fransa başta olmak üzere İran’a yönelik her açıklama yapacak durumda olsalar aynı saldırıları ABD ve İsrail yerine kendilerinin yapmak istediği minvalinde açık sözlü konuşuyorlar.

Merz “İran’a saldırıyı onaylıyoruz ama kendimiz gerçekleştirebilecek durumda değiliz”

Almanya Savunma Bakanı Pistorius başından beri “Almanya savaşın tarafı değildir. Alman federal ordusu bu savaşa katılmayacak” diyor fakat Amerika kıtası ile Ortadoğu arasında merkezi bir bağlantı noktası olan Rehinland-Pfalz eyaletinde bulunan Ramstein hava üssünden Boeing C-17 Globemaster III ve Lockheed C-130 Hercules tipi nakliye uçaklarındaki hareketlilik Alman basınına dahi yansıyor. Personel ve malzeme Ramstein üzerinden Al Udeid (Katar) ve diğer üslere naklediliyor. Bu anlamda Almanya başından beri saldırının göbeğinde yer alıyor.

ABD ordusunun Avrupa’daki en büyük ve önemli askeri üsleri ve en fazla askerinin Almanya’da bulunduğunu bilmeyen yok. Bundan önceki Ortadoğu ve Afrika ülkelerine saldırılarda olduğu gibi İran saldırısında da bu üsler kullanılmadan ABD ordusunun Afrika ve Ortadoğu’da hareket etmesi mümkün değil. Dolayısıyla İran’a saldırı sırasında Almanya’daki üsler kullanılıyor.

Bunun en çıplak siyasal yansıması Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in, ABD-İsrail’in İran’a saldırısının ardından ABD Başkanı Trump ile görüşmesi oldu. Görüşmeye İran saldırısı ve Ortadoğu’nun yeniden dizaynı damgasını vururken, Merz savaşı “İran’daki terör rejimiyle mücadele” olarak tanımladı. Merz AB emperyalist ülkelerinin isteyipte yapamadıklarını “Şu anda ortaklarımıza ve müttefiklerimize ders verme zamanı değil. Çünkü onların hedeflerini paylaşıyoruz, ancak kendimiz gerçekleştirebilecek durumda değiliz” diyerek hiç süslemeye gerek duymaksızın söyledi.

Bu anlamda emperyalist paylaşım mücadelesinde AB ülkeleri, İran’da rejim değişikliği olması durumunda ne kadar pay kapabilecekleri, Ortadoğu’nun yeni dizaynında rollerini ilerletmenin hesabını yapıyorlar. Almanya elimizden gelen her şeyi yapıyoruz derken, Fransa Kıbrıs’ı savunma iddiasıyla yol almaya çalışıyor, İngiltere Ortadoğu’da nüfusunu artırmanın derdinde.

Fransa burjuvazisi bu hatta Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un demeçlerine yansıtılan biçimiyle “Fransa’yı yeniden küresel bir aktör haline getirme“ olarak ilerlemek istiyor. Bu iddia; dünya çapında süren savaşlar, derinleşen emperyalist rekabet ve Avrupa Birliği’nin kriz hali düşünüldüğünde fazlaca bir ağırlık taşımıyor. Yine Fransa’nın sık sık dillendirdiği “Avrupa ordusu” , “Avrupa’nın stratejik özerkliği” söylemi ile ABD ve Çin emperyalizmi arasındaki rekabette dengelere oynayan çıkar odaklı duruşu arasındaki uçurum da derinleşiyor. ABD’nin NATO üzerindeki belirleyici gücü ya da onları artık takmaması duvarına çarpıp geri dönüyor. Savaş bölgelerinde kapışma uzayıp yayıldıkça Fransa silah tekelleri (Dassault, Thales, KNDS/Nexter) dev sözleşmelerine imza atıyorlar.

Fransa’da Filistin’in yanında duran güçlü bir gençlik kitlesi, sendikaların tavır göstermesi, göçmenlerin duyarlılığı Fransa’yı söylemde İsrail ve ABD saldırılarını kınama mesajlarına dönüşüyor. Fakat İsrail’le silah, güvenlik teknolojileri ve ticaret alanlarında stratejik ortaklık tam gaz gidiyor.

Almanya’da savaşa karşı sokaklardaki binler tepkilerini büyütüyor. Son olarak taban baskısıyla sosyal kesintilere uğrayan yardım kuruluşları ve sendikalar, siyaset ve sermaye odaklarının sosyal haklara yönelik saldırılarına karşı bir ittifak kurdular. 20 milyon kişiyi temsil eden Caritas, VdK, SoVD, IG Metall, Verdi sendikası ve BUND’un da bulunduğu 14 örgüt, Merz’in “sosyal budama” politikalarına savaş açtığını ilan etti. Emeklilik, sağlık ve bakım hizmetlerine bütçe ayrılmadığı gibi var olanların da budanmasını savunan Merz ve partisi SPD’ye sözde savaş açanlar, sosyal haklardaki kısıtlamalarda en büyük gerekçesi olan askeri harcamalar ve savaş politikaları hakkında ise tek kelime etmiyor.

20 milyon kişiyi oyalayan eylemler ve savaş politikaları karşısında pasifize etme çabalarının karşısında sokaklardaki milyonlarla buluşmayı sürdürerek “Savaşa karşı savaşmaksızın“ yaşamlarımızın daha altlara bastırılmasına dur denilemeyeceği bilinciyle ilerlemek gerekmektedir. Biz de buradan ilerleyeceğiz.

Yasanacak Dünya:
Related Post