Yasanacakdunya.org, yasanacak. dünya , isci sinifi, alinteri ,
X

Almanya’da Dört Eyalet Seçimlerinin Gösterdikleri

Almanya’da eylül ayında dört eyalette yapılacak eyalet parlamentosu seçimlerinde seçmenin yüzde 64’ü, ırkçı faşist AfD’nin hükümette yer almasını istemiyor.

Özellikle doğu eyaletlerinde yükselen AfD’nin, seçim sonuçlarının ardından ilk kez bir eyalet hükümetini tek başına kurabilecek bir konuma ulaşma ihtimali bulunuyor. 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta, 13 Eylül’de Aşağı Saksonya’da, 20 Eylül’de ise Berlin ile Mecklenburg-Vorpommern’de eyalet parlamentosu seçimleri yapılacak.

Güncel anketlerde oy oranını yüzde 42’ye kadar yükselten AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta sandıktan birinci parti çıkması bekleniyor. Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından eyalet düzeyinde “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan AfD, ilk kez bir eyalet hükümetini tek başına kurabilecek çoğunluğa ulaşabilir. Anketlere yansıdığı kadarıyla federal düzeyde ise partinin hükümete katılmasına seçmenlerin yüzde 64’ünün karşı çıktığı görülüyor.

AfD’nin yükselişi, gençlik örgütünün federal düzeyde “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılması ve partinin Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın gözetimi altında bulunması, diğer reformist partilerdeki tartışmaları hızlandırdı.

AfD’nin yükselişi tesadüf değil

Ancak AfD’nin yükselişin arkasında yıllardır uygulanan burjuva politikalarının yarattığı ekonomik ve toplumsal sorunlar bulunuyor.
Konut kiralarının yükselmesi, ücretlerin gerilemesi, sosyal hakların budanması, güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, yoksulluğun derinleşmesi ve savaş harcamalarının emekçilerin sırtına yüklenmesi, geniş kitlelerde öfke ve güvensizlik yaratıyor.

Burjuva partileri ile AfD’nin yükselişi ilişkisi burada ortaya çıkıyor. AfD, ırkçı ve göçmen düşmanı söylemin sınırlarını sürekli genişletiyor. Buna karşılık sosyal demokratlardan Yeşillere, liberallerden muhafazakârlara kadar burjuva partileri, göçmen ve mülteci düşmanı politikaların uygulanabilirlik alanını genişletiyor; sosyal yıkımın ve militarizmin sonuçlarını emekçilere ödetiyor. Böylece AfD’nin propaganda yaptığı zemini de kendileri hazırlıyor. Dolayısıyla AfD’nin yükselişinin sorumluluğu yıllardır ülkeyi yöneten burjuva hükümetlerine de aittir.

“Yangın duvarı” çökerken reformizmin çıkmazı

Seçimler, yalnızca AfD’nin yükselişini değil, reformist solun bu yükselişe nasıl yanıt verdiğini de gösterecek. AfD’ye karşı kurulduğu söylenen “yangın duvarı”nın pratikte aşınmasıyla birlikte, reformist partiler içerisinde “AfD hükümetini nasıl engelleriz?” tartışması yoğunlaşıyor. Sol Parti içinde ise AfD’yi hükümetten uzak tutmak adına CDU ile iş birliğini savunan sesler yükseliyor.

Saksonya-Anhalt’ta yaklaşık yüzde 13 oy alması beklenen Sol Parti’nin hükümete katılmadan CDU-SPD koalisyonunun kurulmasına destek vermesi gündeme geliyor. Sol Parti yönetiminin eyalet örgütünün alacağı kararı onaylayacağı yönündeki açıklamalar, bu tartışmanın somut bir politik tercihe dönüşebileceğine işaret ediyor.

Burada sorun yalnızca bir seçim taktiği değildir. Sol Parti’nin programında “Kapitalist ilişkileri aşma hedefi“ yazar. Aynı kapitalist düzenin burjuva partileriyle birlikte sistemi AfD’ye karşı korumaya çalışması, reformizmin temel açmazını bir kez daha derinleştiriyor.

Wagenknecht’in BSW’sinin “ne sağ ne sol” iddiası da bu tablo içerisinde ayrıca değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, giderek faşistleşen argümanlara “soldan” unsurlar ekleyerek onları meşrulaştıran bir “çapraz cephe” siyasetine dönüşmektedir.

Berlin’de farklı bir tablo

Berlin’de ise tablo diğer eyaletlerden farklı. Sol Parti’nin seçimleri önde tamamlayacağı öngörülüyor. Zira özellikle eyalet örgütünün ve ilk sıra adayı politik mülteci devrimci bir ailenin kızı Elif Eralp’in yürüttüğü kampanya, emekçilerin gündelik sorunlarına doğrudan temas ediyor.

Kiraların yasayla sınırlandırılması, kamu eliyle sosyal konut üretiminin artırılması, tahliyelerin durdurulması ve emlak tekellerinin kamulaştırılması gibi talepler, kentte yaşayan işçi ve emekçilerin gerçek ve yakıcı sorunlarına karşılık geliyor.

Berlin Sol Parti örgütü eyalet parlamentosunda burjuva partileriyle iş birliğine mesafeli duruyor ve seçim kampanyasını AfD’nin güçlenmesine zemin hazırlayan toplumsal koşullara karşı yürütüyor.

Ancak seçim vaatlerinin ne kadarının gerçekleştirilebileceğini belirleyecek olan Sol Parti’nin parlamentodaki tutumu olmayacaktır. Asıl belirleyici olan, bu talepler etrafında gelişecek toplumsal mücadelelerdir. Kiralara, yoksulluğa, işten çıkarmalara ve sosyal hak gasplarına karşı örgütlü mücadele olmadan parlamentodaki vaatlerin sınırları bellidir.

Militarizme karşı tutarlı bir tutum şart

2021’de kurulan SPD-Yeşiller-FDP koalisyonu, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Almanya’nın militarist yönelimini hızlandıran bir hükümet işlevi gördü. Savaş hazırlıkları, silahlanma ve askeri harcamalar büyürken, bunun bedeli de emekçilerin yaşam koşullarına yansıtıldı.

Bugün Almanya’da parlamentarizmin giderek daraldığı, sosyal hakların budandığı ve militarizmin güç kazandığı bir ortamda, solun bir yandan işçi ve emekçilerin taleplerini savunduğunu söyleyip diğer yandan burjuva partileriyle kapitalist düzeni korumaya çalışmasındandır inandırıcılığını her geçen gün biraz daha yitiriyor.

Savaşa ve militarizme karşı açık, tutarlı ve bağımsız bir mücadele yürütmekten kaçınan reformist solun anti faşist söylemleri de AfD’nin yükselişini durdurmaya yetmeyecektir. Faşizme karşı mücadele, onu besleyen toplumsal zemine; savaşa, yoksulluğa, ırkçılığa ve sosyal yıkıma karşı mücadeleden koparılamaz.

Alman emperyalizminin militarist ve yayılmacı yönelimlerine karşı çıkamayan bir sol, Rosa Luxemburg’un 1914’te SPD’ye yönelik söylediği, “Kokuşmuş bir cesetten ibaret” olmaktan kurtulamayacaktır.

Faşizme karşı birleşik mücadele

AfD’nin yükselişi karşısında yalnızca sandığa endekslenmiş bir anti faşizm anlamsızlaşmaktadır. Faşizmin güç kazandığı koşullara karşı mücadeleyi yükseltmeden yalnızca faşist partinin seçimlerde geriletilmesini beklemek parlementer hayalleri beklemekten ötesi olamaz.

Savaşa, ırkçılığa, faşizme ve yoksulluğa karşı birleşik bir mücadele bugün her zamankinden daha yakıcıdır. Almanya’da yaşayan göçmen ve yerli işçi ve emekçilerin ortak talepler etrafında birleşmesi, faşist propagandanın etkisini kırmanın ve AfD’nin yükselişini geriletmenin temel koşullarından biridir.

Faşizme karşı mücadele, emekçilerin yaşam koşullarını savunan sınıf mücadelesiyle birleştiğinde gerçek bir güç kazanabilir. Irkçılığa karşı çıkarken işsizliğe, düşük ücretlere ve yüksek kiralara; savaşa karşı çıkarken silahlanmaya ve militarizme; faşizme karşı çıkarken sadece ırkçı faşist partilerin oy oranını geriletmeyi anlamayan bir hatta ilerlemeksizin ırkçı faşist partileri en azından geriletmek dahi başarılamaz

Eylül seçimlerinde bağımsız sınıf tutumu

Bundandır 2026 Eylül seçimleri sadece “AfD kazanmasın” anlayışına indirgenmez. Savaşa, ırkçılığa, faşizme ve yoksulluğa karşı mücadeleyi savunan; kapitalizme karşı bağımsız bir tutum alan adayların desteklenmesi de faşizme karşı birleşik mücadelenin büyütülmesine hizmet ettiği oranda anlam kazanır.

Asıl mesele, seçim sandığının ötesinde, seçimlerden önce ve sonra işçi ve emekçilerin birleşik mücadelesini büyütmektir. Çünkü faşizmin yükselişini durduracak güç, burjuva partileriyle kurulacak seçim pazarlıklarında değil; savaşın, sömürünün, ırkçılığın ve yoksulluğun karşısında örgütlenen işçi ve emekçilerin birleşik mücadelesindedir.

Bu açıdan MLPD’nin adayları ile diğer sol partiler içerisinden çıkan anti faşist, anti kapitalist ve yurtsever adaylar, bulundukları seçim bölgelerindeki tutumları ve mücadeleleri üzerinden değerlendirilebilir ve desteklenebilir.

Yasanacak Dünya:
Related Post