Geçtiğimiz yüzyıllara damgasını vuran çelik tekellerinde önde koşan İngiltere’de fabrikalar bir bir kapanıyor.
1770’lerde İngiltere’nin Güney Yorkshire’da Sheffield kasabası, dünyanın en büyük çelik üretim merkezlerinden biriymiş. Öyleki “Çelik Şehir” lakabını almış. Sheffield kasabasında 1770 yılında sadece beş çelik fabrikası varken, 1856 yılına gelindiğinde bu rakam 135’e yükselmiş. Şehrin bu durumuna uygun bir sıfat olarak, arması Roma tanrısı Vulcan figürü olmuş. Vulcan ki; ateşin ve yanardağların tanrısı, sanatın, silahların, demirin ve tanrılarla kahramanların zırhlarının üreticisi olarak mitolojiye geçmiş.
Emperyalist kapitalizmin kendisi gibi hiç bir “tanrının ürettiği zırhların koruyamadığı“ İngiltere’de Merkez Bankası, 2008’den bu yana en ciddi ekonomik durgunluk diyor. Hayat pahalılığının toplumu gitgide daha fazla etkilediği ve sağlık sisteminin “çöküşün eşiğine” geldiği ülkede, çelik fabrikaları da bir bir kapanıyor. (Temmuz ayında ise artan gıda fiyatları nedeniyle ülkedeki bazı okulların yemek öğünlerinde et yemeklerinin artık verilmeyeceği bildirildi)
Bu bütünsel kriz ve toptan göçüşe paralel; son yıllarda ülke işçi ve emekçilerin grevleriyle sarsılıyor. Ulaşım ve telekomünikasyon çalışanlarının yanı sıra itfaiyeciler, doktorlar, liman işçileri, (İngiltere’nin en büyük ticari limanı olan Felixstowe’daki işçileri Ağustos’ta ilk kez 8 günlük bir grev yaptı) hemşireler, öğretmenler, postane işçileri, havalimanı çalışanları, yüksek öğrenim görevlileri ve avukatlar greve çıkan iş kollarından bazıları.
İngiltere’nin yüksek fırınları soğuyor
İşin gerçeği soğuyan sadece İngiltere’nin çelik fırınları değil. Dünyanın en büyük çelik tekelleri, artan elektrik maliyetleri sebebiyle üretim miktarını 3 milyon ton azaltma yoluna gitti.
Almanya’da Salzgitter çelik fırını kapattı, ArcelorMittal 3 tesiste üretimi azalttı, ThyssenKrupp Steel üretimi düşürdü.
Fransa’da Arcelor Mittal üretimi 3’te 2 oranında azalttı.
İtalya’da Arvedi ve Ferriere Nord üretimi durdurdu, Acciaierie d’Italia, fırınları kapattı.
İspanya’da Arcelor Mittal iki tesiste üretimi azalttı, Acerinox çelik fabrikasının faaliyetini askıya aldı, Celsa Group bir tesiste üretimi durdurdu ve Megasa SA iki tesiste üretime ara verdi.
İngiltere’de Liberty Steel, bir tesisinde üretimi planlanandan önce bitirdi.
Belçika’da Aperam bir fabrikasını kapattı, bir tesisinde üretimi kıstı.
Polonya’da Arcelor Mittal üretimi durdurdu. Çekya’da Liberty Steel, üretimi yarıya indirdi. Slovakya’da United Steel üretimi yarıya düşürdü. Sırbistan’da HBIS üretimi azalttı.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın da etkisiyle hızla yükselen doğal gaz ve elektrik fiyatları, Avrupa ağır sanayisini de eşi benzeri görülmemiş bir krize soktu.
Avrupa doğal gaz piyasasında geçen aylarda fiyatlar tarihi zirvelere çıktı. Kıta genelinde doğal gaz referans fiyatlarının tespit edildiği TTF’de sözleşme maliyetleri Ağustos ayında 350 euroya kadar tırmandı. Böylece Avrupa’da gaz fiyatları 1 yıl öncesinin 12, 2 yıl öncesinin 20 katını aştı.
İngiltere’ye tekrar dönersek; iktidardaki İşçi Partisi hükümeti büyük sübvansiyonlarla bu endüstriyi ayakta tutmayı umuyor. Burjuva uzmanlar ise bunu şüpheli buluyor. Kömür endüstrisinin kırk yıl önce çöküşünün ardından, adanın çelik üretimi de duraklamaya başladı. Galler’in Port Talbot kentindeki iki büyük yüksek fırından sonuncusu iki hafta içinde kapatılacak. İlki Temmuz ayında faaliyetlerini durdurmuştu.
Hintli çelik fabrikası sahibi Tata, İngiliz hükümetinden yarım milyar pound sübvansiyon almasına rağmen, en az 2 bin 500 çalışan yakında işsiz kalacak. Aynı zamanda İngiltere’nin kuzeyindeki Scunthorpe’da çalışan çok sayıda işçi ve aileleri de yılsonundan önce buradaki çelik üretiminin durmasından korkuyor.
Scunthorpe ve Port Talbot’taki tesisler bugüne kadar İngiltere’deki geleneksel çelik üretiminin temel direkleri olmuştu. Yüksek fırınların kapatılmasının ardından ülke, G20 ülkeleri arasında artık çelik üretemeyen tek ülke olacak.
Asırlık endüstrinin sonu mu?
Port Talbot önümüzdeki birkaç yıl için çelik üretiminin en azından bir kısmını kurtarmaya çalışıyor. Daha düşük CO2 emisyonu ile “yeşil” gerekliliklere daha uygun olan elektrikle çalışan bir tesis, 2027’nin sonundan itibaren 500 işçi tarafından işletilecek.
Port Talbot’un sahibi Hintli şirket Tata ile İngiliz hükümeti arasında yapılan bir anlaşmayla üretimin bu yeni haliyle devam etmesine karar verildi. Tata “elektrik ark ocaklarının” inşası için 750 milyon pound yatırım yapmayı planlıyor. Hükümet ise 500 milyon katkıda bulunuyor. Aynı miktarın Scunthorpe için de mevcut olduğu bildiriliyor.
Hurda demirden yapılan çelik silah üretimi için uygun mu?
Yeni teknoloji denilince silah sanayi tabiki ilk akla gelenlerden. Geri dönüştürülmüş hurda malzemeye dayanan yeni çelik türünün, örneğin askeri sektörde silah üretiminin devamını sağlamak için yeterli kalitede olup olmayacağı konusunda da kapitalistlerin şüpheleri var.
Geçmişte, Scunthorpe fabrikası Çinli Jingye grubuna ait olan Tata ve British Steel, İngiltere’deki çelik üretiminde günde bir milyon pound kaybettiklerinden şikayet etmişlerdi. Nispeten zayıf talep ve giderek artan ithalat oranı, çelik üretiminin geçen yıl 1930’lardaki Büyük Buhran’dan bu yana en düşük seviyeye ulaşmasına katkıda bulundu.
Genel olarak, kömür endüstrisinden sonra çelik endüstrisi de son 50 yılda sürekli küçülerek çöküşün eşiğine gelmiş görünüyor. 1970 yılında Birleşik Krallık hala 28.3 milyon ton çelik üretiyor ve 320,000 işçi istihdam ediyordu. O dönemde İngiltere dünyanın en büyük beşinci çelik üreticisiydi.
Önce özelleştirildi, şimdi ise çöküyor
Londra’da yayımlanan Financial Times gazetesi, Scunthorpe ve Port Talbot’taki yüksek fırınların kapatılması halinde ülkenin “tarihi bir dönüm noktasına” ulaşacağını yazdı.
Çelik tekellerinin durumu burjuva siyaset sahnesine de damgasını vurdu. İşletme Bakanı Greg Smith, bir süredir öngörülebilir olan bu gelişmeyle şimdiden alay etti: “Bu gerçekten de İşçi Partisi’nin yeni planı mı? İşleri hurdaya çıkarmak mı? Üretimi hurdaya çıkarmak mı? diyerek bir süredir gündemde olan bu gelişmeyle dalga geçti.
Giderek daha popüler hale gelen İngiliz sağcı partisi Reform UK ise “elektrikli ark ocakları” hakkında hiçbir şey duymak istemiyor. Gerçekte, eski yüksek fırınların kaybının “her iki büyük partinin de Net Sıfır takıntısıyla”, yani CO2 karbon emisyonlarının sıfıra indirilmesi hedefiyle ilgili olduğuna bağlıyor.
Bu arada Warwick Üniversitesi’nden Profesörü Nigel Driffield gibi burjuva ekonomi uzmanları “Diğer ülkeler çelik endüstrilerini sübvanse ediyorsa, biz de burada aynısını yapmalıyız – ya da kamu mülkiyetine almalıyız. Bunu yapmayıp özelleştirmeye ve yabancı şirketlere satmaya karar verdiğimiz anda, şu anda karşı karşıya olduğumuz gelişmenin başlangıcını işaret eder.” diyorlar.
Gelişmeler karşısında bütün burjuvalar, Vulcan’da içinde olmak üzere savaş tanrıları ile birlikte çıldırmış vaziyetteler. Bu çıldırmayı daha ileri taşıyacak olan her gün bir başka sektörde ayakta olan sınıf ve emekçilere, işsizliğe doğru fırlatılan çelik işçilerinin de katılacak olması.