Keşmir, kendisi küçük Güneydoğu Asya’da süren emperyalist ve bölge gerici devletlerinin hegemonya yarışı açısından önemi büyük bir bölge.
Çiğdem Devran
Hindistan’a bağlı Keşmir bölgesinde 22 Nisan’da gerçekleşen ve 26 sivilin hayatını kaybettiği saldırıdan Pakistan’ı sorumlu tutan Hindistan, Pakistan’da üç ayrı bölgeye hava saldırıları düzenledi, Saldırıyı “Direniş Örgütü” isimli bir örgüt üstlendi. Hindistan’ın Keşmir’deki terör saldırısı gerekçesiyle Pakistan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yer yer çatışmalar sürüyor. Pakistan Ordusu, Hindistan’a ait 25 SİHA’yı düşürdü ve Hindistan’a ait iki karargahı vurdu.
ABD ve Çin emperyalistleri başta olmak üzere bazı ülkelerden Hindistan ile Pakistan arasındaki tansiyonun düşürülmesine yönelik çağrıları sürerken, büyük nükleer cephanelikleri olan her iki devlet de birbirlerini savaşa girmekle tehdit etmeyi sürdürüyor. Çin emperyalizmi Pakistan’ı destekleyen bir tutum takınarak bir savaş durumunda daha geniş bir bölgesel çatışma tehdidinde bulunuyor.
Cephane adacıklarından biri
1971’de yaşanan son savaştan 54 yıl sonra Hindistan ve Pakistan’ın bir kez daha savaşın eşiğine gelmesi, Keşmir gibi bir barut fıçısının üzerinden Güneydoğu Asya cephesinde yuvarlanması potansiyeli taşıyor.
14 milyonluk bu bölge 1947’den beri emperyalistler ve bölge devletlerinin paramparça ederek her parçasını kontrolleri altında tuttukları dünyanın en militarize bölgelerinden olma özelliğini hep korudu. Her savaşta etnik dini kökenler üzerinden çatışmaların kaşındığı, her defasında yüzbinlerce insanın katledildiği bir kan deryası olma özelliğini de.
Sonda söylenecekleri baştan söylemek gerekirse; tarihsel olarak geçmişte kalmış, bugün “Şu ülkeye bağlıydı“, “Yok diğer ülkenin sınırlarındaydı“ denilen Keşmir gibi bölgelerin hemen hepsi ayrı dini, etnik kökenlere sahip birçok halkı barındırmasından kaynaklı bölgesel ve emperyalist çok yönlü aktörlerin kirli hesaplarına açık olmuştur.
Bu yüzden diğer krizli bölgeler gibi Keşmir halkı kendi kaderini kendi belirlemeli, bütün emperyalist ülkeler ve bölge gericiliklerinin kirli ellerini çektikleri bağımsız bir bölge mi olmak istiyor, Hindistan ya da Pakistan’a bağlı bir eyalet gibi mi yaşamak istiyor demokratik bir referandumla belirlenmelidir. Diğer türlü tarihi haklılık meşruluk tartışmaları üzerinden yükselen öneriler yaraların kaşınması, bütün aktörlerin bölgede tepinmesinden başka işe yaramayacaktır.
Tam da bundandır bugüne dek yüzbinlerce insanın katledildiği bölgede Birleşmiş Milletler’in 1948 savaşının ardından aldığı “Kendi kaderini tayin için referandum” kararı da bugüne dek asla uygulanmadı.*
Hindistan ile Pakistan arasındaki kanlı çatışmalar, sömürgeci İngiliz emperyalizminin 1947’de Hindistan’dan çekilirken bu ülkenin din temelinde ikiye bölünmesini kışkırtarak ardında korkunç bir çatışma dinamiği bırakmasıyla başladı. On milyonlarca Müslüman bu temelde kurulan Pakistan’a gitmek zorunda bırakıldı, Hindular da Hindistan’a göç ettirildi. Bu iki devlet, bölünmenin hemen ardından Keşmir bölgesinin paylaşımı için savaşa tutuşmuştu. 1948’de gerçekleşen ve Keşmir’in Hindistan ve Pakistan tarafından işgal edilerek parçalanmasıyla sonuçlanan bu savaşı 1965’te ikincisi izledi. Keşmir’in doğusundaki bölge için 1962’de bu kez Hindistan ve Çin karşı karşıya geldi ve bu bölge Çin’in kontrolüne girdi.
On yıllardır, Keşmir’in güneyindeki Cammu, Keşmir Vadisi ve Ladak bölgeleri Hindistan’ın, kuzeyindeki Azad Keşmir ve Gilgit-Baltistan bölgeleri Pakistan’ın, doğusundaki Aksai Çin bölgesi ise Çin’in işgali altında bulunuyor.
Hindistan, çoğu sivil 100 binden fazla Keşmirliyi katletti. Büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu bu bölgede halk büyük bir baskı altında ezilirken 30 binden fazla Müslüman kadın tecavüze uğradı. Yoksullukla birlikte hayatlarını çekilmez kılan bu zulüm karşısında Keşmir halkı pek çok kez kitlesel isyanlara kalkıştıysa da herbiri katliamlarla bastırıldı.
Silahlanma bahanesi
Keşmir aynı zamanda her iki ülkenin devasa silahlanma harcamalarının da bahanesi yapılmaktadır. Nüfuslarının büyük bir bölümü yoksulluğun en dibinde kıvranan Hindistan ve Pakistan, Asya kıtasının en yüksek askeri harcama yapan ülkeleri arasındadır.
Her iki ülke de aynı zamanda dünyada atom bombasına sahip sayılı güçler arasında yer almaktadır. Sonuçta bugün hem Hindistan hem de Pakistan gerek nükleer gerekse konvansiyonel silahlar açısından büyük bir yıkım gücüne ulaşmış durumdadır.
Çin- Pakistan orta koridoru
Çin emperyalizmi cephesine gelirsek, Çin-Pakistan Orta Koridoru denilen malumun ilanı; geçtiği yerlerdeki yeraltı ve yerüstü kaynaklarını soğurmanın yanı sıra kaynak ayırdığı bu projenin içinde serbest ticaret bölgeleri ile sınırsız sömürü, geçtiği yerlerin kontrolü ile hegemonyasını pekiştirme hedefleri düşünüldüğünde bölgeyi olağanüstü cazip kılmaktadır.
Bunların yanı sıra, dış borçları için acil kaynağa ihtiyaç duyan Pakistan, Çin’den on milyarlarca dolarlık borç alarak bağımlılığını artırmıştır. Pakistan’ın Çin’le olan ittifakı, ABD emperyalizminin Hindistan üzerinden Pakistan’ı zayıflatmaya ve Pakistan-Çin Ekonomik Koridoru‘nu kırmaya çalışmasına sahne olmaktadır. Zira otoyollar, enerji santralleri, barajlar, demiryolları ve Karaçi’de yeni bir nükleer santral inşasını içeren 50 milyar dolarlık CPEC projesi, ABD’nin Çin’i ve Pakistan’ı kuşatma hedeflerini sonuca götürmesinde engel teşkil ediyor.
Çin Pakistan’ı Hindistan’a karşı denge unsuru olarak kullanırken ABD de Hindistan’ı Çin’i dengeleyecek bir güç olarak görmektedir. Emperyalist güçlerin kendi nüfuz alanları haline getirmek için kıyasıya mücadele verdikleri bu bölgede gerilim verili konjonktüre göre artmakta ya da düşürülmektedir. Keşmir gibi kronik bir sorunda, “Terör Örgütü“ denilen örgütleri kimin desteklediği, kimin göz yumduğunun da bir önemi kalmamaktadır.
Burjuva güçler kendi çıkarları temelinde hesaplar yapıp adımlar atarken yüz milyonlarca emekçinin korkunç bir savaş tehlikesiyle karşı karşıya kalması umurlarında mıdır?!
Bugün dünyada olduğu gibi bu bölgede de; Hindistanlısı, Pakistanlısı, Keşmirlisi, Çinlisiyle tüm emekçilerin çıkarları ortaklaşmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi bu kıtada da işçi ve emekçilerin ortak mücadele adımları krizli bölgelerin krizini çözmede en ileri ve ciddi adım olacaktır.
(*)1947-48’de Hindistan ve Pakistan arasında çıkan savaşa Birleşmiş Milletler (BM) müdahale etti ve Keşmir’in fiilen ikiye bölündüğü bir ateşkes sağlandı. BM, gelecekte tarafsız bir referandum yapılması çağrısında bulundu ancak bu asla gerçekleşmedi. Hindistan-Pakistan bölünmesi esnasında prensliklere hangi ülkeye katılmak istedikleri soruldu. Keşmir, nüfus olarak Müslüman çoğunluğa sahipti ama Hindu Maharaca Hari Singh tarafından yönetiliyordu. Singh bağımsız kalmak istedi, Ancak Pakistan’ın saldırısı üzerine Hindistan’dan yardım istemek zorunda kaldı. Keşmir özel statülü bölge olarak kaldı. Fakat, Narendra Modi yönetimi 2019’da Anayasa’nın bunu sağlayan 370. maddesini kaldırarak Keşmir’in özel statüsünü iptal etti ve doğrudan merkez yönetimine bağladı.