KESK’e önderlikle övünenler, KESK tarihine ve devrimci misyonuna sırtlarını döndüler
KESK Olağanüstü Genel Kurulu, olağanüstü çürümenin devamı niteliğinde sayılabilecek bir düzlemde gerçekleştirildi. Taciz, komplo iddilarıyla gelinen OGK, siyasal, ahlaki, kültürel çürümeyi aklama, üzerinden atlama, unutma, hasıraltına süpürme kuruluna dönüştü.
İlkesiz, programsız, geleceksiz oluşturulan koltuk kapmaca ittifakıyla yeni yönetim belirlendi. Tarihinde ilk kez kadın genel başkan seçilmesiyle gururlanan reformistler, ortada duran çürümeyi yine kadınların üzerine yıktı. Yapılan bu makyajın da tutmayacağı açıktır.
Bugün yönetime gelen siyasal anlayışlar, yıllardan beri KESK yönetimindeki anlayışlardır. “Yeni” diye yutturulmaya çalışılan, aslında eskinin tekrarından başka bir şey değildir.
Yönetim kurulunda kadın sayısının fazla olması KESK’i düzlüğe çıkaramaz, ‘bir senden bir benden’ ittifakı olsa olsa yerinde saydırır KESK’i. Öngörüsüz, programsız, bürokratizmin içine batmış sendikal anlayışların heleki son düzlemde yönetim kurulunda artan kadın sayısıyla sorunlara cinsiyetçi ve de feminist bakış açısının damgasını vurması kaçınılmazdır. Zaten genel kurulda siyasetler arasında yaşananlar, söylenenlerle “Nasıl bir KESK” sorusuna cevap olunamayacağı ortadadır.
Olağanüstü tragedya…
Taciz iddiasıyla birlikte başlayan ittifak görüşmeleri, koltuk pazarlıkları ancak OGK’nin ilk günü öğlene kadar netleşmesiyle birlikte gündemlere geçilebildi. Zaten trajedi de burada başladı. Her siyasal anlayış duruma göre konumlanmıştı. Varılan ilk anlaşmadan sonra kürsüye her çıkanın birbirine methiye düzmesi, taciz iddiasında bulunanların uslu uslu yerinde oturmaları, komplo diyenlerin ise nerdeyse gündemle ilgili hiç konuşmamaları, “birlik olsun da ne olursa olsun” diyenlerin tutumuydu. Öğleden sonra kutsal ittifak bozulunca, bu kez kılıçlarını kuşanarak çıktıkları kürsüde aslan kesildiler!
KESK sokağı sakinleri
OGK’da altmıştan fazla delege söz aldı. KESK’i OGK’a sürekleyen süreci yedi-sekiz delegenin dışında dile getiren olmadığı. En fazla, sağından solundan dolanarak üstü kapalı bir şekilde dillendirenler oldu. Komplo iddiasında bulunanların da pek sesleri çıkmadı. Kadın beyanını esas alan tüzük maddesini kendilerine göre yorumlayanlar bile oldu.
Sınıf mücadelesine, 1 Mayıs ihanetine, geleceğe ilişkin konuşmalar ise Mahmut Konuk, BTS İstanbul 1 nolu Şube, SES Gaziantep Şube Başkanı tarafından yapıldı. Onların dışında sadece bir-iki konuşmacı sınıfsal vurguları öne çıkarmaya çalıştılar.
Diğerleriyse;
Devrimci Sendikal Dayanışma (ÖDP çizgisi): Taciz olayının gündem gelmesiyle birlikte ittifakta eli güçlenen anlayış… Sabah yapılan anlaşmayla birlikte birlik beraberlik mesajları veriyordu. İttifak bozulunca ise, sürecin tamamlanması, sorumluların hesap vermesi, kurulların işletilmesini, Sami Evren ve diğerlerinin istifasını eleştiriken, KESK’te olacaksa kadın başkan olması önerisinden de vazgeçmedi. Konuşmalarında KESK oluşumundaki dinamiklerin dışarıda bırakılmasının KESK’teki çürümeyi derinleştirdiğini söylemekle birlikte, -deyim yerindeyse- genel kurul salolunda bir daha görünmediler. Salonu neredeyse terk ettiler.
Demokratik Emek Meclisi (EDP çizgisi): Referandumdaki “Yetmez ama evet…” duruşları KESK içerisinde güç kaybetmelerine neden olmuştu. Başlarda, geniş tabanlı bir bileşimden kapsayıcı olmasını istemesi söylemini kullanırken daha sonra tacizi gündemleştirerek sorumluların açığa çıkartılmasını istediler. KESK başkanının istifasına sahip çıkarak dik duruş sergilediklerini beyan etmelerine rağmen, sanki süreçlerde hiç payları yokmuş gibi bir kenara çekilerek salonda esameleri dahi okunmadı.
Emek Hareketi (EMEP çizgisi): Gelişmelerin başından OGK sürecine kadar bu konuda gıkı dahi çıkmayan bu hareket, her zamanki ikircikli fırsatçı tutumunu bir kez daha gösterdi. Yönetimlere gelme adına, ilkesiz, her yöne yanardöner oldular. Yeni Genel Başkan Döndü Taka, konuşmasında birlik beraberlik, ortak mücadele üzerine sürekli vurgu yaparken, yönetimi garantilemişler edasında -suya sabuna dokunmamaya özeng göstererek- KESK’teki çürümenin aşılabileceğini, önümüze bakmamız gerektiğini söyleyip durdu. Aynı siyasetin başka bir konuşmacısıysa öğleden sonra dağılan ittifakta tacizden ilk defa bahsedeken, KESK’in hukukunu hatırlayıveriyor ve kendileri hariç neredeyse herkes tukaka ilan ediyor, her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini propaganda etti durdu…
Devrimci Memur Hareketi (HÖC çizgisi): OGK’da “Kadının beyanı değil insanın beyanı esas alınır” gibi anlamsız, bir o kadar kafa karışıklığıyla malul cümleler kurmasıyla kadına bakış açısını ortaya koyan bu anlayış, istifa önerileri ve istifaları doğru bulmadığını beyan etmiş ancak kurulları da işletmemiştir. Devrimci hukuku, KESK’in hukukuyla özdeşleştirecek kadar da darlaşmıştır. KESK 1 Mayıs’taki sınıfa ihanet belgesine imza atarken, Devrimci Memur Hareketinin aklına devrimci hukuk nedense gelmiyordu. İttifaklara dönük olaraksa, “Birbirimize güvenmezsek 6 ay sonra nasıl ittifak yaparız” söylemi şimdiden koltuk garantisi değil de nedir? Uzun yılardır genel merkez yönetimlerinde bulunan DMH ile KESK’teki reformist sendikal anlayışlarla arasındaki çizgi farkı artık silikleşmiştir. OGK’da son 2,5 yıllık süreci Halkevcilerle birlikte cansiperhane savunmuştur.
Halkevciler ve sendikal birlikçiler yönetim kurullarında yer almak adına demokrasi anlayışlarını Silivri tutuklularına kadar taşıdılar. Ulusalcılığa bulanmış demokrasi mücadelesinin yükseltilmesi vaazında bulundular. Süreç içinde istifamız cebimizde deyip duran Halkevciler ise yönetim kurulunda bulunan temsilcillerini süreci iyi işletememesi faturasını keserek, gerekirse OGK’da birlik olması adına adaylıklarını geri çekecekleri lütfünda bulunarak, büyük bir «özveri» içinde olduklarını göstermiş oldular…
KESK’te sezon finali…
Yukarıda sendikal siyasal anlayışların OGK tutumunu daha iyi anlaşılabilmesi KESK’teki siyasal gerilemenin daha net görülmesi açısından önemlidir. KESK’e siyasal önderlik yaptıklarını iddia eden bu anlayışlar, KESK’in tarihine ve devrimci misyonuna sırtlarını dönmüşlerdir. Sınıfsal hiçbir kaygılarının kalmadığı açığa çıkmıştır. İçinde yer aldıkları kurulların hukukunu nasıl hiçe saydıkları, süreç içerisinde işlerine gelen yönleri abartıp, tabandan gelen eleştirilere kulaklarını nasıl kapattıkları görülmüştür. Kısacası onlar nasıl bir bürokratizme battıklarını, örgüt çürürken ve çürütülürken koltuk ve kariyer hesapları dışında başka bir dertlerinin kalmadığını göstermişlerdir.
2,5 yıllık süreç altmış-yetmiş delegenin oyuyla aklanmış, sürecin üzeri örtülmüştür. Bu tutum halen devam etmektedir. Taciz ve komplo iddialarının havada uçuştuğu, kadın beyanı esas alan tüzük maddesinin ayaklar altına alındığı süreçte hiçbir özeleştirinin verilmediği bir OGK’da, yan yana gelerek ittifak oluşturan anlayışların paylaştıkları yönetim kurulu hangi çözümü üretebilecektir.
Şimdiden kollar sıvanmalı..
KESK’te 6 ay sonra olağan genel kurula gidilecek. Bizler tabandan başlayan bir çalışmayla KESK’te devrimci bir sendikal muhalefet hareketi yaratmalıyız! Bu sırf söylem ve sloganlara dayalı olmayan bütünlüklü bir çalışmayla örülebilir. Kamu emekçilerinin değişen çalışma koşulları, değişen statüleriyle, yeni kamu emekçileri profilini sektör sektör çıkarmalı, yüzünü işçi sınıfı mücadelesine dönmüş, devrimci bir sendikal hareket örgütleyerek ilerlemekten başka yol yok.
Çürümüş bürokratik sendika yönetimlerinin parçalanmasına bir örnek yaratılması açısından da bu önemli. Kamu emekçilerinin, sendikal bürokrasinin krizinin aşılıp, tutarlı bir sınıf sendikacılığının önünün açılmasına esin kaynağı oluşturacak bir yönelim içerisinde olması şarttır. Dişle, tırnakla kazıya kazıya, kopartıla kopartıla kazanılmış KESK’in içinin boşaltılıp, çürütülmesine artık daha fazla meydan verilemez. Şimdi bir adım öne çıkmanın zamanı.