Almanya’da yapılan federal parlamento seçimleri kimi küçük sürprizler dışında beklendiği gibi sonuçlandı.
Irkçı faşist AfD oylarını ikiye katlayarak ana muhalefet konumuna yükseldi. Seçimlerden birinci parti olarak çıkan CDU/CSU ikilisinin sadece göçmen düşmanlığı konusunda değil sosyal hakların budanması konusunda da AfD’den bir farkının kalmamış olduğu gerçeği gözönüne getirilecek olursa „Almanya’da sandıktan AfD çıktı“ demek yanlış olmaz.
Seçimlerin beklenmedik iki sonucundan biri, iki ay öncesine kadar barajı geçemeyeceğine kesin gözüyle akılan Sol Parti’nin (Die Linke) yüzde 8,77 oranında oy alarak 64 federal milletvekili çıkarmasıysa diğeri de katılım oranının yüksekliğiydi. Katılım yıllardan beri ilk kez yüzde 82,5 oldu. Bu aslında siyasi kutuplaşmanın keskinleşmesinin bir sonucuydu. Hem faşist AfD hem de onun yükselişinden kaygı duyan ilerici kesimler bu seçime asıldılar. Her iki kutupta da özellikle gençler bu kez çok aktif bir faaliyet yürüttüler.
Die Linke dışındaki partilerin seçim kampanyalarına mülteciler ve göçmen düşmanlığıyla ülkenin militaristleştirilmesi ve savaş politikalarında ısrar damgasını vurdu. Özde fazla bir farklılık yoktu aralarında, farklılık daha çok söylemlerindeydi. Bu anlamda AfD oylarını ikiye katlamakla kalmadı. Sağ ve soluyla merkez partiler denilen burjuva partilerin hemen hepsinin bir biçimde AfD’lileştiği gerçeği duruyor karşımızda. AfD’nin “Almanya Çöküyor“ çığlıkları arasında savunduklarına baktığımızda kendisine sağ ve sol diyen burjuva partilerin hemen hepsinin programları ve propagandalarının birbirinin benzeri olduğu görülür. Hiç biri işçi sınıfına ve emekçilere daha iyisini vaat dahi etmedi, edemedi. Sadece Sol Parti çıktı bu çemberin dışına, sonucunu da aldı.
Hitler’in mirasçısı olmakla kalmayıp neoliberalizmin emek düşmanı sömürü ve soygun politikalarını savunup sürdürmekte ısrarlı AfD’nin eski Doğu Almanya toprakları yanında Batı’da da işçi ve emekçiler yanında göçmenler içinde bile oylarını katlamış olması üzerinde çok ciddi olarak durup düşünülmesi gereken acı bir gerçek. Bu sonuç sadece faşizmin demagoji ve manipülasyon yeteneğiyle açıklanamaz. Bu konudaki ikiyüzlülüğün kuşkusuz büyük payı var. Fakat AfD asıl sokağın dilini kullanarak, emekçilerin kaygı ve korkularına hitap ederek ilerledi. Diğer toplumsal sorunları adeta hiçleştirerek elitlerin vıdı vıdıları olarak gösterdi. “İklim sorunları, cinsiyet eşitliği, mülteciler, göçmenler, işsizler gibi hiç bir şeyi hak etmeyenlere ayrıcalık tanınıyor, diğer partiler salt bunları dert ediyor” diyerek zaten var olan geri bilince, göçmenin göçmene dahi düşman olduğu kesimlerin korkularına hitap ederek korku ve endişeleri buna altlık yapmakta başarılı oldu.
Faşist AfD ve CDU/CSU tarafından körüklenen tartışmalara SPD, Yeşiller, FDP ve BSW de katıldı. Böylece ırkçı faşist savunuların halk arasında korku ve endişeleri körükleyerek güç toplamasına zemin yaratıldı. Sol Parti’nin son turdaki atağını saymazsak sınıfın ve emekçilerin sorunları diğerleri tarafından arka plana itildi.
Seçimlerden sonra yapılan anketlerde “Oy vermenizde hangi konular belirleyici oldu” sorusuna verilen yanıtlarda “iç güvenlik” ve “sosyal güvenlik” yüzde 18 ile birinci sırayı alıyor. “İç güvenlik”ten kastedilen asıl olarak son aylarda yaşanan saldırılara karşı polisiye önlemler alınması. Bu iki konuyu yüzde 15 ile “göç” ve “ekonomideki büyüme” takip etti. Artan hayat pahalılığı ise arka plana düştü. “İç güvenlik” ve “göç” konularını en fazla kullanan aşırı sağcı AfD oylarını bu nedenle son seçimlere göre ikiye katladı.
Özetle, her biri kendi cephesinden AfD’lileşen partilerin programlarının benzerliği, dillerinin aynılığı, yeni tek bir söylem dahi üretememelerinin ırkçı faşist dalgaya kattıkları azımsanamaz.
Seçimlerde bir diğer düşünmemiz gereken etken ise gençliğin tercihi olmalı. Önceki seçimlerde daha çok Yeşiller ve FDP‘ye oy veren gençlerin bu seçimlerdeki birinci tercihi Sol Parti oldu. Özellikle CDU/CSU’nun AfD ve BSW ile birlikte göçmen düşmanı yasayı meclisten geçirmek istemesinden sonra bütün kentlerde ağırlığını gençlerin oluşturduğu büyük antifaşist gösteriler yapıldı. Faşizm tehditi karşısında genç kesim Sol Parti’nin kampanyasında aktif rol aldı. Sol Parti‘nin oyu bu sayede kısa sürede arttı.
Sandık çıkış anketlerine göre 18-24 yaşları arasındaki seçmenlerin yüzde 25’i Sol Partiye, yüzde 20’si ise AfD’ye oy verdi. Daha önceki seçimlerde gençlerden en fazla oy alan Yeşiller yüzde 12, FDP yüzde 6 alabildi.
Fakat Sol Parti’nin kısa sürede yaptığı sıçramanın asıl nedeni, göç ve mültecileri değil sosyal konuları öne çıkarmasıydı. Hayat pahalılığı, yüksek kiralar, düşük ücretleri gündeme getirmesiydi. Sol Parti’nin çıkışı, diğer burjuva partilerin çöküşünün verdiği mesaj çok açık:
Emekçilerin hayatlarına dokunan, onlar için yakıcı sorunlar konusundaki tepki ve öfkeyi örgütleyen bir politik hatta ilerlemenin zorunluluğu. Geçmiş yıllarda kendilerini „sol“ olarak gösteren partileri desteklemiş işçi ve emekçi kesimlerin dahi şimdilerde yüzlerini AfD’ye döndüren korku ve kaygı iklimini dağıtmanın yolu buradan geçiyor çünkü.