KADINManşet

Almanya’da kadın cinayetlerinin anatomisi

Almanya’da her gün bir kadın, eski sevgilisi veya ayrıldığı eşi tarafından öldürülmek isteniyor. Her üç günde bir ise bir kadın söz konusu erkekler tarafından öldürülüyor.

Almanya’nın Frankurt kentinde savcılık yapan Julia Schafer’ın telefonu bir Pazar günü çalıp da olay yerine davet edildiğinde şöyle bir manzara ile karşılaştı: 32 yaşında bir doktor, eski sevgilisi tarafından 18 yerinden bıçaklanmış ve dakikalar sonra da evinin kapısının önünde yaşamını yitirmiş.

Bu, Schafer’in oldukça sık karşılaştığı bir manzara. Schafer, “Kadın adamı terk etmiş. Adam bir süredir onu yeniden kazanmaya çalışıyor. Bu arada kadını tehdit ve taciz etmiş. Kadın bunun üzerine polise başvurmuş. Uzaklaştırma kararı çıkarmışlar. Bir gece onu saatlerce beklemiş. Kadın ona her şeyin bittiğini bir kez daha söylediğinde bıçağına sarılmış ve onu öldürmüş” diye anlatıyor.

Son veriler, geçen yıl erkek şiddetinin önceki yıllara kıyasla arttığını ortaya koyarken Avrupa Birliği ülkeleri içinde Almanya, önceki sene kadın cinayetleri sıralamasında ilk sırada yer aldı.

Julia Scafer’a göre kadın cinayetleri birdenbire ortaya çıkan vakalar değil. Hessen Eyaleti İçişleri Bakanlığında Suç Önleme Birimi’nin başında olan Schafer, “Çoğu zaman hakaret, aşağılama ve ekonomik baskı ile başlayan ve yıllarca devam eden şiddetin doruk noktası” diyor.

Peki bunun sebebi ne?

Haber dili ve farkındalık

Kadın hakları aktivistleri, Alman medyasında, özellikle de bulvar gazetelerinde, kadın cinayetlerinin “aşk trajedisi”, “tutku cinayeti” veya “aile dramı” gibi ifadelerle sansasyonelleştirildiği ve romantikleştirildiği görüşünde.

Bu haber dili, kadın hakları örgütü Terre des Femmes’den Vanessa Bell’e göre, kadın cinayetlerini Alman toplumundaki aksaklığın bir parçası olmaktan çıkarıp iki kişi arasındaki özel bir mesele veya tekil bir vakaya indirgiyor. Bell, bu durumun, insanların kadın cinayetlerine bakış açısını da etkilediğini belirterek “Kadın cinayetleri Almanya’da halen tabu bir konu” değerlendirmesini yapıyor.

İstatistiklere yansıyanlar, öldürülen kadınların faillerinden yalnızca resmi olarak suçlanan veya mahkum edilenler. Ancak 2014 yılında AB çapında yapılan bir araştırma, erkek şiddeti vakalarının yalnızca üçte biri polise bildirildiğini ortaya koymuştu.

Cazalara yönelik eleştiriler

Mahkemelerin kadın cinayeti davalarında “yumuşak davranmakla” suçlanması da konunun başka bir boyutu. Almanya’da bazı hakimler, kadın cinayeti davalarında sanığın içinde bulunduğu duygusal sıkıntıları hafifletici sebep olarak görüyor. Böyle durumlarda sanığın alacağı ceza müebbeten on yılın altına bile düşebiliyor.

Bunun yasal dayanağı da 2008 yılında Federal Adalet Mahkemesi tarafından verilen bir karar. Federal Mahkeme, bir alt mahkemede bir sanığın, cinayet suçundan ceza vermesini haksız bularak sanığın eyleminde “kötü niyetli olmadığına” hükmetti. Mahkeme ayrıca “ayrılığın kurbanın kendisi tarafından başlatıldığını ve öldüren sanığın kaybetmek istemediği şeyden mahrum kaldığını” gerekçe gösterdi. Karar ayrıca, cinayet mağduru kadının “failin kendi belirlediği bir yaşam sürmesine izin vermediği için öldürüldüğüne” hükmediyor.

Alman Kadın Avukatlar Derneği’nden Leonie Steinl’e göre karar “(erkek egemen) mülkiyet fikrinin ve cinsiyet eşitsizliğinin” bir sonucu. Steinl, “Burada sorun, kararın bir tür kurbanı suçlamaya dönüşmesi. Kadın cinayeti tam da budur. Bir kadının kadın olduğu için öldürülmesi. Bir erkek, kendisini terk ettiği veya ondan ayrılmak istediği için eski veya şimdiki partnerini öldürdüğünde, cinayet olarak görülmeli. Çünkü bu eylemin motivasyonu insan onurunu ihlal eden cinsiyet temelli bir sahiplik kavramı” diyor.

Symbolbild Junges Mädchen als Opfer von häuslicher Gewalt (picture-alliance/Photoshot)

Aynı suça farklı tavır
Steinl’e göre erkek egemen bakış açısı, “namus” veya “kıskançlık” cinayetleri olarak resmedilen kadın cinayetlerinin temelinde var. Kadınların kadın olmalarından ötürü öldürüldüğüne vurgu yapan Steinl, “Failler, kadınların erkeklerden (erkek egemen bakış açısından) farklı olarak kendi değerlerine, inançlarına göre bağımsız bir hayat sürmesine izin vermiyor” değerlendirmesini yapıyor.

Kadınların eski sevgilileri veya eşleri tarafından öldürülmesinin yanında bir de “ailenin namusu” öne sürülerek aile bireyleri tarafından öldürülmesi konusu var. Her iki durumda da bir cinayet söz konusu olsa da Steinl, “Bu davalardaki yargılamaları karşılaştırırsak, Alman mahkemelerinin “namus “cinayetlerini farklı bir toplumsal bağlama koyduğunu ve onlara daha sert cezalar verdiğini görüyoruz” diyor.

Bunun sebebini göçmen karşıtlığı ile ilişkilendirenler de var. Terre des Femmes’den Vanessa Bell ise “Almanya’daki kadın cinayetleri, dini veya etnik azınlıklar ile ilişkilendirildiğinde, sosyal bir sorun olarak kabul edilme olasılıkları çok daha yüksek. Ancak aslına bakacak olursanız faillerin üçte ikisi Alman vatandaşı” değerlendirmesi yapıyor.

Julia Schafer ise şiddet toplumun her kesiminde ortaya çıkabildiğine dikkat çekerek “Bu bir din, milliyet veya eğitim sorunu değildir. Görmezden gelmek ve bunun kendini ilgilendirmediğini söylemek yerine, dahil olmak, yardım etmek veya yetkilileri aramak bizim yükümlülüğümüz” yorumunu yapıyor.

İlerleme var mı?

Almanya, kadın cinayetlerini toplumda yapısal bir sorun olarak kabul eden, erkek şiddeti önlemek ve mücadele etmek için dünyanın ilk bağlayıcı yasal belgesi olan İstanbul Sözleşmesi’ni 2008 yılında imzaladı.

Sözleşmede mağdurların nasıl korunacağı vurgusı ile hukuk sisteminde hangi önlemlerin alınması gerektiğini detaylı bir biçimde açıklanıyor. 2021 yılında gözlemci bir ekip Almanya’da kaydedilen ilerlemeyi inceleyecek. Ancak Alman Kadın Avukatlar Derneği’nden Steinl’e göre,

Almanya toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede lider rolü üstlenmek almak istese de çok gerilerde kalıyor.

Steinl, durumu şöyle özetliyor: “Buradaki çoğu insan ya daha önce kadın cinayeti terimini duymadı, ya da bu olayların kadınların kaçırıldığı, tecavüze uğradığı, öldürüldüğü ve parçalandığı Meksika’da gerçekleştiğini düşünüyorlar. Dünya çapında insanlar kadın cinayetlerine karşı sokaklara çıktı. Ama Almanya’da , henüz genel bir tartışma konusu değil. Diğer ülkelerden çok şey öğrenebiliriz.”

Rina Goldenberg/ Deutsche Welle Türkçe

Daha fazlası

İlgili

Close