
Avrupa’da yükselen grev ve protestolar sınıf mücadelesinde yeni bir dönemin işaretleri mi?
Hollanda’nın en büyük işçi sendikası FNV’nin hükümetin sosyal güvenlik alanındaki tasarruf adı altında yürüttüğü politikalarına karşı eylül ayında demiryolları, limanlar ve kamu sektörünü kapsayacak geniş çaplı greve hazırlanıyor.
Holalnda’da grev hazırlığı, Avrupa’da son aylarda giderek büyüyen grev ve protestoların yeni halkalarından biri olarak öne çıkıyor. İşsizlik ödeneğinin kısaltılması, uzun süreli iş göremezlik ödeneklerinde kesintiye gidilmesi ve uzun yılların mücadelesi ile kazanılmış hakların tasfiyesine karşı yükselen tepki, yalnızca Hollanda ile sınırlı değil. Kıta genelinde işçi sınıfı, sermaye hükümetlerinin krizin faturasını emekçilere yükleme girişimlerine karşı giderek daha yaygın ve daha militan bir mücadele hattı örüyor.
Son aylarda Belçika’da kamu çalışanları ve ulaştırma işçileri hükümetin emeklilik reformları ile bütçe kesintilerine karşı defalarca greve çıktı. Fransa’da kamu hizmetleri, eğitim ve sağlık çalışanları ücretlerin erimesi ve sosyal harcamalardaki kısıntılara karşı kitlesel gösteriler düzenledi. Almanya’da kamu sektörü, ulaşım ve posta işçilerinin yürüttüğü toplu sözleşme mücadeleleri yalnızca ücret artışı talebiyle sınırlı kalmadı; artan yaşam maliyetleri ve sosyal hakların budanmasına karşı da güçlü bir itiraz niteliği taşıdı. İngiltere’de demiryolu, sağlık ve eğitim sektörlerinde son iki yılda başlayan grev dalgası güncele taşınırken, İtalya ve İspanya’da da kamu emekçileri ile lojistik işçilerinin iş bırakma eylemleri dikkat çekti.
Bu mücadelelerin ortak noktası, Avrupa sermayesinin uzun süredir uyguladığı kemer sıkma politikalarının yeni bir evreye taşınmasıdır. Sağlık, eğitim, emeklilik ve işsizlik sigortası gibi sosyal haklarda kesintiler gündeme gelirken, aynı dönemde askeri harcamaların devasa artışı ve büyük tekellere sağlanan teşviklerin sürdürülmesi, sınıf ve emekçilerin tepkisini büyütüyor.
Hollanda’da FNV’nin demiryolları, limanlar ve kamu sektörünü kapsayan grev kararı da bu genel tablonun bir parçasını oluşturuyor. Sendika, işsizlik ödeneğinin süresinin kısaltılması ve WIA kapsamındaki sosyal hakların budanmasına karşı mücadele çağrısı yaparken, liman işçilerinden kamu emekçilerine kadar geniş bir kesimin ortak hareket etmesi dikkat çekiyor. Sağlık çalışanlarının ise hastaları mağdur etmeden farklı protesto biçimleri geliştireceklerini açıklaması, toplumsal desteği koruma arayışının bir yansıması.
Avrupa’da yaşanan bu grevler ilk bakışta ücret artışı veya belirli sosyal hakların korunmasına yönelik sendikal mücadeleler gibi görünse de, giderek daha geniş bir siyasal içerik kazanıyor. Çünkü emekçilerin karşı karşıya bulunduğu sorunlar tek tek işyerlerinden değil, doğrudan ekonomik ve siyasal tercihlerden kaynaklanıyor. Bir yandan sosyal harcamalar kısılırken diğer yandan savaş bütçelerinin büyütülmesi, silahlanma programlarının hızlandırılması ve büyük sermayeye yönelik desteklerin devam ettirilmesi, emekçiler açısından krizin sınıfsal niteliğini daha görünür hale getiriyor.
Mücadelenin farklı sektörleri kapsayacak biçimde yaygınlaşması, kamu çalışanlarıyla sanayi işçilerini, ulaştırma emekçileriyle sağlık çalışanlarını ortak talepler etrafında buluşturması, sınıfın farklı bölüklerini birleşik bir zeminde birleştiriyor ve birleştirmeye de devam edecek.
Ancak bu potansiyelin kalıcı bir güç haline gelebilmesi, mücadelelerin yalnızca ulusal sınırlar içinde kalmamasına ve farklı ülkelerdeki işçi hareketleri arasında daha güçlü bir dayanışma ve koordinasyonun kurulmasına bağlı olacaktır.
Avrupa’nın birçok ülkesinde yükselen grev ve direnişler, emekçilerin ortak sorunlarının ortak mücadele zeminlerini de güçlendirirken, sermayenin uluslararası saldırılarına karşı işçi sınıfının uluslararası dayanışmasının her zamankinden daha yakıcı bir ihtiyaç olduğunu da bir kez daha gözler önüne seriyor.



