DÜNYAManşet

İran’daki Muhalefetin Genel Durumu

“Feminists for Jina-Stuttgart”tan bir aktivistle, İran’a emperyalist saldırı koşullarında, rejim karşıtı güçler açısından ortaya çıkan genel durumu ve politik atmosferi konuştuk.

Rejim karşıtları ABD ve İsrail’in saldırılarına karşı nasıl bir tutum ve görüşe sahipler?

Feminists for Jina – Bizler, diasporada İran’ın siyasal bileşenlerinden feministlerin oluşturduğu bir ağ örgütlenmesiyiz. Yoldaşlarımız dünyanın yaklaşık 15 şehrinde yaşıyor. Birçoğumuz İran’da siyasi olarak aktifti. Eylül 2022’de Jina Amini’ye yönelik devlet kaynaklı kadın cinayetinin ardından dünya genelinde yeniden bir araya geldik ve bir ağ kurduk. Bizim feminizm anlayışımız, mevcut ataerkil ve kapitalist düzene karşı, Queer-düşmanlığı ve ırkçılığa karşı sınıf mücadelesidir. Bunlar emperyalist ve sömürgeci yapılarda kök salmış ve insanın ve doğanın sömürüsüne hizmet eden araçlardır.

İran’daki sol güçler savaşa nasıl bakıyor, hangi pozisyonu alıyorlar ve halkta karşılıkları var mı?

Feminists for Jina– İran muhalefeti son yıllarda o kadar parçalanmış ve örgütsüz hale gelmiştir ki, bu karmaşık durumu açıklamak kolay değildir. Genel olarak çok yönlü, ancak ciddi biçimde bölünmüş ve derin ayrışmalarla karakterizedir. Bu hem ülke içindeki – büyük ölçüde baskı altında olan ve sürdürülebilir, açık bir örgütlenme imkânı neredeyse bulunmayan – güçleri hem de yurt dışındaki güçleri kapsar.

Bugüne kadar İran muhalefeti, sağdan sola farklı siyasi akımlar arasında, farklılıkları gözeten, kalıcı bir diyalog kurmayı başaramamıştır. Başka bir deyişle: ortak bir asgari uzlaşma temelinde farklı siyasi güçlerin yakınlaşması için gerekli koşullar henüz oluşturulamamıştır. Yine de kabaca “sağ” ve “sağ dışı” muhalefet olarak ikiye ayrılabilir.

Önce muhalefetin sesi en cok çıkan kesimiyle başlayalım – muhtemelen sizin de aşina olduğunuz monarşistler. Bu grup ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını desteklemiş ve hatta çağrıda bulunmuştur. Bugün ise bu savaşın meşrulaştırılmasının bir aracı haline geldikleri görülmektedir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, bu kesim gerçek bir siyasi etki için gerekli maddi bağlara sahip değildir. Savaş sürecinde “ulusal söylemleri” de giderek daha fazla sorgulanmış, liderleri Rıza Pehlevi İran’ın yıkımına katkıda bulunmakla suçlanmıştır.

Bunun yanında özellikle Jina isyanından sonra çok sayıda küçük ve büyük grup ortaya çıkmıştır. Ancak bunların hepsi faaliyetlerini sürekli hale getirememiştir. Diasporadan yakın tarihli bir örnek “İran’ın Özgürlüğü Kongresi” adlı oluşumdur. Bu oluşum, çoğulculuk iddiasına rağmen farklı muhalif sesleri dışlama girişimlerinde bulunmuşlardır. Örneğin, kongre başlamadan önce davet edilen Kürt konuşmacıların isimleri listeden çıkarılmış, ancak tepkiler sonrası yeniden eklenmiştir. Bu durum, mali şeffaflık eksikliği ve kongrede yapılan savaş yanlısı konuşmaların yanı sıra, sert eleştirilere yol açmış ve kendi iddialarındaki çelişkileri açığa çıkarmıştır.

“Sol” muhalefet; muhalefetin bir diğer kesimi ise bireylerden, gruplardan ve küçük kolektiflerden oluşan; sağ dışı, sol ve antimilitarist yani savaş karşıtı olarak tanımlanabilecek kesimdir.

Örgütsel yapılarının zayıf olması ve askeri kararlara doğrudan etki edememelerine rağmen bu kesimin konumu daha karmaşıktır: Hem savaşı ve militaristlesmeyi hem de İslam Cumhuriyeti’ni reddederler. Onlara göre, savaş ve dışardan askeri müdahaleler karşı-devrimcidir; çünkü halkın ve sivil toplumun siyasal eylem kapasitesini / yeteneğini “bombalarin altında gömer” ve ezilenler lehine toplumsal değişim olanaklarını ciddi biçimde sınırlar.

Bunun yerine “üçüncü bir yol”dan söz ederler. Halkın gücüne ve devrimci güçler arasında dayanışmayı esas alan bir yol. Odak noktaları, tabandan mücadele, kadınların, işçilerin ve ezilenlerin örgütlenmesi ve toplumsal hareketlerin birleşmesidir. Bu gruplar şu anda daha çok diasporada aktiftir. İslam Cumhuriyeti’nin özellikle aktif gruplara yönelik ağır baskısı nedeniyle, İran içinde güçlü bir muhalefet kurmak oldukça zorlaşmıştır. Buna rağmen, bazı diaspora grupları ülke içindeki aktivistlerle bağlarını sürdürebilmiştir.

Molla rejimine karşı örgütlü bir güç var mı? Hem savaşa hem de rejime karşı halkı savunabilecek silahlı bir güç var mı ya da böyle bir güç oluşuyor mu?

Feminists for Jina- İran’ın hem içinde hem dışında, bir yandan İslam Cumhuriyeti’nin sağcı, otoriter niteliğine ve neoliberal politikalarına karşı, diğer yandan da emperyalist saldırılara karşı muhalefet etmek, en ağır siyasi bedelleri olan duruşlardan biridir. Bu tutum, teorik açıdan zorlu olmakla kalmaz, aynı zamanda pratikte de önemli sınırlamalar ve ağır bir baskı ile karşı karşıya kalır.

Baskı altında tutulan rejim karşıtı güçlerin parçalılığı; İran içinde eleştiri dile getirmek – yayınlanan içerikler şeklinde olsa bile – hızla “düşman”la işbirliği yapmak olarak yorumlanabilir. Özellikle askeri gerilimlerin arttığı böylesi dönemlerde, savaşa ya da sonuçlarına dair herhangi bir tepki gösteren kişilere yönelik çok sayıda tutuklama bilgisi gelmektedir. Bu durum bugüne değin sürmektedir; son günlerde en az dört kişi muhalif gruplarla işbirliği suçlamasıyla idam edilmiştir. Kolektif hareket ve örgütlenme neredeyse olanaksız hale gelmiş, bombardıman koşullarında siyasi faaliyet daha da riskli olmuştur.

Yurt dışında ise bu kesimler çifte marjinalizasyon yaşamaktadır: Bir yandan, dışardan askeri müdahale yanlıları tarafından rejim yanlısı olmakla suçlanmaktadırlar. Diğer yandan hem rejime karşı olup hem dış müdahaleye karşı olmanın nasıl mümkün olduğunu sürekli açıklamak zorundadırlar. Bu bölünme, diasporadaki İranlılar arasında açıkça görülmektedir. Savaş üzerine ortak bir anlatının olmaması, derin bir parçalanma yaşanmış ve bu da ortak bir ses yükseltmeyi olağanüstü zorlaştırmıştır.

Ülke içinde de çelişkili bir durum sözkonusudur. Bir kesim hükümetin zayıflamasını memnuniyetle karşılarken, geniş bir kesim bombardıman sonucu ölüm korkusu ve Irak ya da Suriye’deki gibi bir yıkım, istikrarsızlık ve olası benzer deneyimler yaşama korkusu hakimdir. Bu çelişkiler toplumsal alanı karmaşık ve öngörülmesi zor hale getirmiştir. Bu koşullarda, antimilitarist muhalefet neredeyse çıkışsız bir durumdadır. Bu kesimler, ne askeri gelişmelere etki edebilecek, ne ülke icinde örgütlenebilecek güce, ne de yurt dışında medya gücüne sahiptirler. Sonuç, gerçek güç dengeleri içinde kendi iç tutarlılığına karşın, yalnızca sınırlı bir ifade ve etki olanaklarına sahip bir siyasal duruşun zayıflamasıdır.

Kürtler, Azerbaycanlılar, Beluçlar ve Arap nüfusun savaş içindeki durumu ve pozisyonu nedir?

Feminists for Jina- Muhalif “etnik gruplar”ın genel durumu: yıllardır İslam Cumhuriyeti, siyasi baskı, idamlar ve şiddet yoluyla Kürtlerin, Arapların, Beluçların ve kısmen Türklerin yaşam koşullarını militarize etmiş ve güvenlik odaklı ele almıştır. Bu nedenle, bu gruplar için askeri koşullar ve güvenlik politikaları yeni değildir, Yüz yılı aşkın bir geçmişe sahiptir. Ancak mevcut savaşın bu kesimler üzerindeki etkileri de göz ardı edilemez. Araplar, özellikle güney ve güneydoğuda özellikle petrol bölgelerine ve stratejik alanlara yakın yaşadıkları için, savaşın doğrudan etkilerine daha fazla maruz kalmaktadır. Bu durum günlük yaşamlarını ve yaşamsal kaynaklara erişimlerini ciddi şekilde etkilemektedir. Aynı zamanda, bugüne kadar yaşadıkları siyasi ve ekonomik marjinalleşme deneyimi bu kırılganlığı daha da artırmakta ve bu toplumu, kesimleri daha da zayıflatabilmektedir.

Türkler açısından ise, İran ile Azerbaycan arasındaki gerilimler nedeniyle baskı artmıştır. Bu gerilimler, yaşadıkları bölgelere güvenlik politikası ve siyasi açıdan daha fazla baskı uygulanmasına yol açabilir ve onları savaşın doğrudan sonuçlarıyla karşı karşıya bırakabilir.

Bu savas seferberliğinin ortasında Kürtler ise çok daha özel ve ağır bir tablo ile yüz yüzedir. Kürt halkı ve siyasi partileri, birçok cepheden daha fazla siyasi ve askeri-güvenlikçi baskı altındadırlar.

Rojhilat’taki (Doğu Kürdistan) beş partili koalisyonun ABD ve İsrail ile işbirliği yaptığı iddiaları sonrası, hem İran devleti hem de sağcı ve milliyetçi güçler Kürtleri ayrılıkçılıkla suçlamıştır. İran ve aralarında Haşdi Şabi’nin bulundugu vekil güçleri, Başur’daki (Güney Kürdistan) Kürt partilerinin mevzilerine yönelik İHA ve roket saldırıları düzenlemiştir.

Öte yandan bazı sol çevreler de Kürt aktörleri “ihanet” ve Amerika ve İsrail’le işbirliği ile suçlamıştır. Bazı ABD ve İsrail medya kuruluşları, CIA’nin Kürtleri silahlandırarak, İran’da ayaklanma çıkarmak istediğine dair haberler yapmış ve bir medya kampanyası başlatmışlardır Ancak bu iddialar, Kürt partileri ve Irak Kürdistanı özerk yönetimi temsilcileri tarafından reddedilmiştir.

Bu bilgiler ışığında, İran’ın siyasi coğrafyası içindeki etnik grupların, ABD, İsrail ve İran arasındaki savaşa yönelik farklı konumlar alabileceği söylenebilir. Ancak hepsini birleştiren ortak deneyim vardır; asimilasyon, siyasi baskı, ekonomik kalkınma eksikliği, güvenlikçi politikalar ve bunun sonucu olarak Kendi Kaderini Tayin Hakkı mücadelesi.

Diasporada bu etnik grupları temsil eden siyasi yapılar, son yıllarda, özellikle Jina isyanından sonra, daha fazla yakınlaşma ve dayanışma yönünde anlamlı adımlar atmıştır. Bu bağlamda savaş, bu grupların işbirliği ve ittifaklar konusunda daha fazla kafa yormasına ve gelecekte ulusal haklarını elde etmek için daha etkili stratejiler ve programlar geliştirmesi için bir fırsat da yaratabilir.

Daha fazlası

İlgili

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ayrıca bak..

Close
Close