KAPİTALİZM ELEŞTİRİSİMAKALELERManşet

Makrofaj tedavi yöntemi tarihten neden silindi?

Her virüs her bakteriyi tercih etmiyor. Belli bakterileri hedef alan, onlarla beslenen belli virüslerin olduğu anlaşılınca Sovyet bilim insanları bu doğal hareketi toplum yararına kullanabilmenin yol ve yöntemlerini araştırdılar

Devrim Şen

Herkesin “virüs” kavramından nefret ettiği şu günlerde virüslere biraz övgü dizmek nasıl olur? Karabasan gibi tüm dünyanın üzerine çökmüş korona salgını esnasında virüsleri övmek olur mu?

Sosyalizm sonrası Sovyet bilim insanlarının doğa ve diğer bilim alanlarında sıçramalı bir gelişim izlediği, teknolojik alanda ise bu bilim aracılığı ile bambaşka bir çağ açtığı o dönemi inceleyenlerin malumudur.

Diyalektik her şeyin ancak karşıtıyla var olduğunu söyler. Sovyet bilim insanlarının felsefesi de bunun üzerine kurulmuştur. Mikrobiyoloji alanında yaptıkları keşifler sayesinde yıllarca Sovyet toplumunda antibiyotik kullanılmamış olduğunu biliyor muydunuz? Ve bu bilimsel buluş daha sonradan emperyalist kapitalizmin eline geçtiği halde bu keşif ve makrofaj tedavisi denilen tedavi yönteminin unutturulduğunu? Neredeyse tarihten silindiğini?

Makrofaj tedavisinin mantığı şöyle: Kimi virüs türleri kendilerinden daha büyük mikro organizmalar olan bakterilerle yaşarlar. Virüs bakteriye nazaran oldukça küçük bir mikro organizmadır. Bakteriye bağlanır, onun içinde çoğalır ve bakteriyi yok ettikten sonra hücre duvarını patlatarak çoğalan bu virüsler kendilerine yeni bakteriler aramaya koyulur.

İnsanlarda ve diğer canlılarda hastalıkların pek çoğunun nedeni bakterilerdir. Antibiyotikler bakterilere karşı bir çözüm olabiliyorken virüslere karşı etkisiz kalırlar.

Her virüs her bakteriyi tercih etmiyor. Belli bakterileri hedef alan, onlarla beslenen belli virüslerin olduğu anlaşılınca Sovyet bilim insanları bu doğal hareketi toplum yararına kullanabilmenin yol ve yöntemlerini araştırıyorlar.

Çok basit bir üretime, çok rahat bulunabilme özelliğine sahip belli virüs türlerini doğadan ediniyorlar. Öyle ki bu virüsler herkesin iğrenerek baktığı pis su atıkları, bataklık vb. yerlerde yaşıyor. Bulunması son derece kolay adresler. Ve maliyeti de son derece ucuz!

İnsan vücudunda hastalığa neden olan bir bakteriye karşı etkili olan virüs vücuda veriliyor. Yalnızca belli bir bakteriyi hedef alan virüs hızlı bir şekilde bedenin içinde yayılmaya başlıyor. Üremesi geometrik bir şekilde artıyor. Artık vücutta yeni besin kaynağı bulamadığı, yani karşıtı olan bakteriyi tükettiği noktaya kadar bu süreç devam ediyor. Yeni konakçı bulamadığı, tüm besin kaynağını tükettiği noktada ise kendisi de yok oluyor. Böylelikle hastalığın nedeni olan bakteriden kurtulunmuş oluyor.

Kızıl Ordu yıllar boyu antibiyotik kullanmıyor. Küçük ve değişik renklerdeki şişelerde tüm askerlere bu makrofajlardan veriliyor. Antibiyotiklere göre daha hızlı etkileri var. Ve yan etkileri de bulunmuyor. Üstelik bakteriler antibiyotiklere karşı zaman içerisinde direnç geliştirerek tedavi süresini uzatarak, tedavinin başarı şansını azaltma yönünde evrimleşiyorlar. Ancak makrofajlara karşı direnç geliştiremiyorlar. Çünkü konağındaki değişimlere göre makrofajlar da değişiyor!

Revizyonizm dağıldıktan sonra sosyalist temelde doğan bilim ve teknolojinin yağmalanması için emperyalist kapitalizm akıl almaz çabalara girişti. Akıl almaz miktarlarda rüşvetlerle ve akla gelebilecek her türlü yöntemle bu bilim ve teknolojiye sahip olmaya çalıştı. Makrofaj tedavi yöntemi de bunlardan birisiydi.

Neden bu derece etkili, gerek yatırım maliyeti (bir kulübede bile üretilebiliyor) gerek üretimi son derece ucuz bu yöntem geliştirilmedi? İşte burada karşımıza hep aynı şey çıkıyor: Emperyalist kapitalizmin işleyiş yasaları. Antibiyotik piyasası dünya ilaç piyasasında neredeyse en büyük paya sahip devasa bir pazar. Önceki nesil antibiyotiklere direnç geliştiren bakterilere karşı yeni nesil antibiyotikler ise çok daha fahiş fiyatla piyasaya sürülüyor. Dünyanın genelinde tüketilen antibiyotik miktarını ve bunun fahiş fiyatlarıyla çarpımından doğan devasa karlılığa, marka ve patent hakları ile konan ilaç firmalarının böyle bir tedavi yöntemini kabul etmelerini, doymak bilmeyen ilaç tekellerinin tatlı karlarından vaz geçmelerini bekleyebilir miyiz?

Bilimin, teknolojinin, tıbbın ve toplum sağlığının gelişmesinin önündeki en büyük engel emperyalist kapitalizm ve onun doymak bilmez azami kar hırsıdır. Kapitalist toplumsal ilişkiler yıkılıp yerine sosyalist toplumsal ilişkiler kurulmadan bilimin dahi özgürce gelişebilme şansı yoktur. Kapitalizmde ‘bilim’ tekellerin karlılığını merkeze koyduğu sürece bir anlam ve önem taşır. Toplumsal fayda ilkesi ikinci planda dahi değildir.

Daha fazlası

İlgili

Close