GÖÇMEN EMEKÇİLERManşet
Sınırlardan geriye itilen göçmenlerin ölümünden emperyalizm sorumlu

Yaşanacak Dünya Gazetesi olarak avukat Anna Busl ile yeni çıkarılan mülteci yasaları ve emperyalist kapitalist ülkelerin bu yasalarla neyi hedeflediği üzerine yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz:
Yaşanacak dünya: Almanya’daki yeni mülteci yasaları hakkında farklı bilgiler var. Şu anda tartışılan yeni mülteci yasaları nelerdir?
Anna: Kısaca tarihçeden bahsedecek olursak: 1993’e kadar Almanya’da “iltica uzlaşması” (Asylkompromiss) olarak adlandırılan uygulama geçerliydi: (jeder politisch Verfolgte erhält Asyl.) “siyasi olarak zulüm gören her kişi iltica hakkına sahiptir”.
Bu 1993’te kaldırıldı; daha doğrusu, güvenli bir üçüncü ülke ya da Avrupa Birliği ülkesi üzerinden gelindiği ve buraya yönlendirilebildiği için önemli ölçüde sınırlandırıldı. Öte yandan, esas olarak “Dublin” prosedürü olarak bilinen bir Avrupa iltica sistemi parça parça kuruldu. Şimdi yeni bir Ortak Avrupa Sığınma Sistemi kurulacak. Bu sistemde önemli olan sınır prosedürleridir. Yani her şeyden önce gelen kişinin yani mültecinin sığınma başvurusunda bulunmasına izin verilir.
Ve ama; her bir ülkenin sınırında mülteciler için toplama kampları kurulmakta ve mülteciler bu kamplarda alıkonulmaktadır. Bu da mültecilerin tutuklanması ve hapsedilmesi anlamına gelmektedir. Bunun Almanya’da nasıl uygulanacağı henüz belli değil. Ancak sınır prosedürlerinin -gözaltı ile sonuçlanan- burada da sınırlarda yapılıp yapılmaması gerektiği şimdiden tartışılıyor. Net olan bir şey var: AB düzeyinde alınan kararlar Almanya’da da uygulanacaktır.
Yaşanacak Dünya: 8 Haziran’da AB ülkelerinin içişleri bakanları bir araya gelerek mültecilere yönelik “geri itme” adı verilen yeni yasaları görüştü, bu yasalar neleri içeriyor?
Anna: Evet, tam olarak yukarıda anlattıklarımı. Buna ek olarak, başka “geri itmeler” de olacak. Bunu herkes biliyor, çünkü bu zaten bir gerçek. Akdeniz’de şimdiden 50 binden fazla insan öldü. „Avrupa Kalesi“ tarafından öldürüldü. Kale Avrupası tarafından öldürüldü.
Yaşanacak Dünya: Güvenli üçüncü ülke sistemi denilen şey aslında ne anlama geliyor? Göçün sebebi olan emperyalist ülkelerin (savaşı başlatanlar, doğayı talan edenler…) “ölü göçmenleri” makul görmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Anna: Almanya zaten vasıflı işçileri vize ile getiriyor. Yani vasıflı işçileri vize ile getiriyor ve Almanya’da iş bulduklarında onları istihdam ediyor. Alman emperyalizmi vasıflı işçileri burada eğitmek yerine dışarıdan getirmek istiyor, kendisi hiçbir şey ödemiyor ama eğitimi başka ülkelere ödetiyor. Yoksa vasıfsız işçileri zaten sınırlarda tutuyor. Onları oradan dağıtıyor ya da geri gönderiyor. Bizim için sorun aslında bu. Siyasi mülteciler. Gerçekten ülkelerinden kaçan siyasi mültecilerin zaten sınırlarda tutulması gerekiyor çünkü vasıfsız yani kaçak yollarla buraya geliyorlar. Sınırlardan farklı ülkelere gönderiliyorlar. Onları farklı ülkelerde tutmaya çalışıyorlar ve Avrupa ülkelerine girmelerine izin verilmiyor. Almanya bu yasaları uygulamak istiyor. Yani: Vize ile gelemeyen siyasi olarak zulüm gören insanlar kilit altına alınacak. Alınanlar sermayenin ihtiyaç duyduğu kişiler.
Yaşanacak Dünya: Son haberlere göre Almanya’ya vize ile gelenler iş buldukları takdirde burada kalabiliyor. Ama Almanya Türkiye’den gelenlere vize vermiyor. Bu yeni ölümler (kaçak gelmek zorundalar) anlamına gelmiyor mu?
Anna: Almanya Türklere vize veriyor, parası, eğitimi ya da ailesi burada olanlara vize veriyor. Başka bir deyişle; burada yatırım yapanlar ve iş kuranlar kolayca vize alıp buraya gelebiliyor. Vize alamayanlar ise Türkiye’de yaşayamadıkları için, siyasi nedenlerle, zulüm gördükleri için kaçmak zorunda kalanlardır. Onlar için vize olmadığı için “düzensiz” gelmek zorundalar. Ancak bu yeni bir şey değil: Alman emperyalizmi ilk nesil “misafir işçileri” getirdi çünkü Alman emperyalizminin işgücüne ihtiyacı vardı. Ancak 1980’lerdeki cunta nedeniyle gelen siyasi mülteciler istenmedi.
Bugün de durum aynı: Ama sonuçta Almanya kalifiye işçi ihtiyacı nedeniyle vize verilmesini kolaylaştırıyor. Ancak durumları kötü olduğu için ya da siyasi mülteci oldukları için gerçekten Türkiye’den ayrılmak zorunda olanları Almanya istemiyor. Onların yaşamını riske atıyor. Onları bilerek ölüme gönderebiliyor. Çünkü Almanların onlara ihtiyacı yok. O zaman ne yapıyor? Onları geri çeviriyor. Sınır prosedürleri, geri itmeler, daha fazla ölüm anlamına gelecektir. Bizim için bu bir katliam. İnsanların ölmesine izin vermek. Ancak Almanya, Almanya’ya girmelerine izin vermektense orada ölmelerine izlemeye razı.
Yaşanacak Dünya: Kimi savaş yüzünden, kimi açlık ve yoksulluk yüzünden ülkelerini terk ediyor. Avrupa’da bir umut aramak için yola çıkıyorlar, ölüm yolculuğuna.. Denizler en son, 14 Haziran’da 500 kişiye mezar oldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Anna: Bu, emperyalizm tarafından – sadece Yunan sınır muhafızları tarafından değil, çünkü onlar AB ve dolayısıyla Alman emperyalizmi tarafından inşa edilip finanse ediliyor – bu mültecilerin ülkeye girmesini engellemek için gerçekleştirilen bir katliamdır. Başka bir deyişle, orada kasıtlı olarak gerçekleştirilen bir katliam var. Bu yüzlerce insanın denizde kaybolmasına neden oldu.
Yaşanacak Dünya: Mültecilerin ölmemesi ve daha insani koşullarda yaşamalarının sğlanması için neler yapılmalı?
Anna: Nihai çözüm sosyalizmde, sosyalist bir iktidarın kurulmasında yatıyor. Çünkü biliyoruz ki; kapitalizm dünyada olduğu sürece savaşlar da olacaktır. Ve böyle olduğu sürece insanlar kaçmak, göçmek zorunda kalacaktır. Bugün uluslararası mücadeleyi geliştirmek ve güçlendirmek zorundayız. Bu, her ülkedeki işçi sınıfının olduğu kadar ezilen halkların da bu meseleyi ne kadar sahiplendiği ile ilgili bir sorundur. Çünkü göçmenlere karşı geliştirilen ırkçılık, tüm ülkelerin emekçilerine, yoksullarına karşı Avrupa sınırlarında sürdürülen bir savaş anlamına gelmektedir.
Emperyalist savaşlara karşı daha güçlü bir şekilde mücadele edilmelidir. Bu noktada zayıflıklar var. Örneğin Almanya’da son göçmen katliamına karşı yapılan sokak gösterilerine baktığımızda katılımın son derece düşük, kitlesellikten, bunun sınıf mücadelesinin bir cephesi olması gerçekliğinden son derece uzak olduğunu gözlemliyoruz. Sokak gösterileri kitleselleşip yaygınlaşsa bile, bu tek başına göçmen ölümlerini ve ırkçı mülteci yasalarının uygulanmasını engelleyemez. Örgütlü mücadele büyümeli ve sosyalizme doğru ilerlemelidir. Ancak sosyalizm, insanların kaldıkları, yaşadıkları, doğdukları ülkelerde onurlu bir şekilde çalışıp yaşamalarını ve istedikleri zaman başka ülkelere özgürce seyahat etmelerini sağlayabilir, böylece göç yollarına düşmelerini ve ölüm yolculuğuna çıkmalarını önleyebilir.



