
Stuttgart’ta yapılan faşizme ırkçılığa ve savaşa karşı etkinlik saatlerine kavga iradesi, yoğun duyguların eşlik ettiği enternasyonal atmosfer damgasını vurdu.
Stuttgart’ta yapılan faşizme, ırkçılığa ve savaşa karşı etkinlik saatlerine kavga iradesi, yoğun duyguların eşlik ettiği enternasyonal atmosfer damgasını vurdu.
Salonda en sık atılan sloganlardan birinin “Yaşasın enternasyonal dayanışma!“ olmasına da yansıyan biçimiyle salonda dolanan enternasyonal bir atmosferdi. Emperyalist savaş, faşizm ve ırkçılığa karşı Altes Feurewehr’da yapılan etkinlik saat 14.30’de ölümsüzleşenlerimiz için saygı duruşuyla başladı. Tural Aslan‘ın her hali heyecan yüklü sahne performasında, Maviş’e yapılan türkü, Ethem’in türküsü olmuş ezgilerin de olmasıyla sahnede ölümsüzlerimizin fotoğraflarının olduğu dev pankarttan bize bakışları eşliğinde dinlendi. Bizimleydiler!
Ardından Aufruhr&Dynamo Grubu salonun içinden komünizm nedir sorusunu soran, kısa tanımlarla da yanıtlayan bir girişle sahneye çıktı. Alman siper yoldaşlarımız ve onlara eşlik eden yoldaşlarımız sorunun yanıtını salondaki dinleyicilerle birlikta arayan tiyatro tadında müzik dinletisi sundular. Seslendirdikleri Çav Bella’dan, Biz Kazanacağız marşına oradan Almanca , Türkçe ve Rojava’ya selam yollayan Herne Peş marşlarıyla salondaki enternasyonal ruhu dinamize ettiler.
Gecedeki konuşmasıyla sürecin gereklerine, devrimci görevlere dikkat çeken H. Selim Açan yoldaş bu anlamlı günümüzde yanımızda olan herkese teşekkür ederek başladığı konuşmasını salona “Dünyanın gidişini nasıl görüyorsunuz“ ironik sorusuyla sürdürdü.
Açan, konuşmasına şunları söyleyerek başladı:
Dünyanın haline baktığınız zaman ne hissediyorsunuz? Sizin de içiniz kararıyor mu? Sanki bir çöplüğe bakıyormuşsunuz gibi mideniz bulanıyor mu? Gidişin gidiş olmadığını görerek kaygılanıyor, çocuklarınız ve gelecek nesiller adına korkuyor musunuz?
Kimileri ‘küresel ara buzul dönemi’ olarak tanımlıyor yaşadığımız bu tarihsel evreyi kimileri ‘yeni bir karanlık çağ’ olarak. Tarihin en utanç verici ve ürkütücü günlerini yaşadığımız kesin. Birçok yönden 1930’ları hatırlatıyor. Faşizmin yükseldiği ve arkasından o korkunç 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın yaşandığı kesiti.
Alman Savunma Bakanı Pistorius, geçtiğimiz aylarda Allgemeine Zeitung’a verdiği demecinde ‘Son barışçıl yaz mevsimini geride bıraktık’ dedi zaten.
Sahi, dünyayı kasıp kavuracak yeni bir savaşın çok uzakta olmadığının hepimiz farkındayız değil mi?
Ardından şöyle sürdürdü:
Yalnız öncekilerden farklı olarak bu savaşın hiçbir kazananı olmayacak biliyor musunuz? Silahlanma yarışı ve barış konularındaki kimi ciddi araştırmalar, yeni bir dünya savaşı çıkacak olursa 8 milyar olan bugünkü dünya nüfusundan geriye en fazla 2 milyar kişinin kalacağını öngörüyor. Öyle bir savaşta kullanılacağı kesin olan nükleer silahların neden olacağı radyoaktif kirlenme dünyayı geriye kalanlar için de yaşanmaz hale getirecek.
Dünyanın kanını emen ultra zengin emperyalist burjuvalar gözlerden uzak küçük adacıklarda milyarlarca dolara yeraltı sığınaklarını boşuna mı inşa ediyorlar sanıyorsunuz? Ya da Elon Musk denilen kan emici ‘hobi’ olarak mı Mars’ta koloni inşa etmenin peşinde?..
İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, komünistlerdevrimciler, demokratlar olarak yaklaşan savaşın yıkıcı sonuçlarını bizler aslında bugünden yaşamaya başladık. İnsanlığa tarihte büyük acılar çektirmiş Irkçılık ve faşizmin hortlamakla kalmayıp dört bir yanda iktidarlaşması bu gidişten kopuk değil ki?
H. Selim Açan konuşmasını, parti şairi olarak onur üyemiz kabul ettiğimiz Adnan Yücel yoldaşın “Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz” dizeleriyle sürdürdü:
O nedenle tüylerimizi diken diken eden her olay ya da gelişme karşısında ‘ne yapmalıyım’ sorusunu da sormalıyız artık kendimize. Her şeyden önce insan olarak ne yapmalıyım? Sonra inandığımız değerler ve dünya görüşümüzü hatırlayarak sormalıyız: Bir komünist olarak ne yapmalıyım? Devrimci olarak ne yapmalıyım? Demokrat ya da hümanist olarak ne yapmalıyım?
Yoldaşlarımla birlikte bizler yıllardan beri sürekli bu soruyu soruyoruz kendimize: Devrim ve sosyalizm için mücadele bayrağını yere düşürmemek için ne yapmalıyız? Bu uğurda ölümsüzleşen yoldaşlarımız yanında bugün yollarımız ayrılmış olsa da bir zamanlar omuz omuza vererek elbirliğiyle yarattığımız değerleri kurda kuşa yem etmeyip yaşatmak için ne yapmalıyız? Mış gibi yaparak içini rahatlatanlardan olmamak için ne yapmalıyız?
Verdiğimiz yanıtın özü yalın aslında: Bir avuç dahi kalmış olsak canımızı dişimize takarak inandığımız yolda yürümek! Ne koşulların elverişsizliğinden korkuya kapılmak ne gücümüzün ve olanaklarımızın sınırlılığı bahanesinin arkasına saklanmak! Zaten bizim tarihimiz bu ruhun eseridir.
H. Selim Açan yoldaşın konuşmasını uzun yıllar aradan sonra aramızda olmalarıyla bile herkesi çok uzun bir tarihsel yolculuğa çıkaran Kutup Yıldızı sahne alması izledi. “Tarlaya pancar ekerim”le tempo, ‘Kürdün Gelini’ ile halay, “Biz Kazanacağız”, “Bir Adım” marşıyla bu tarihe layık olma sözü, Gazze türküsüyle Gazze’de teslim olmayan Filistin Halkı, “No Pasaran” ile enternasyonal taburlar sözü verildi adeta. Coşku aramızda olmayanlara özlem, yaptıklarımız ve yapacaklarımızda bir adım daha diyen coşku dalgasını salonda boydan boya dolandırdı.
Ver.di Sendikası sekreteri Ariane Raad konuşmasında savaşın, faşizmin, halkların katliamının ancak birleşik bir genel grev dalgasıyla frene basılabileceğini vurguladı. Anti faşist birleşik mücadelenin büyütülmesi Organisierte Autonomie Stuttgart’ın konuşmasına güçlü vurgularla yansıdı.
ADGB Stuttgart’ın sahnede okunan mesajı, devrimci kurumların mesajları siper yoldaşlarımızı omuz başımızda hissettirdi. ATİK ve AGİF’li siper yoldaşlarımızın zaman darlığından okunmayan mesajlarına sahneden teşekkür edildi.
Devrimci kalmanın, başı dik yürümenin anlamlarının her karesine serpiştirildiği sözleriyle en son Suavi sahnede dimdik duruşuyla yer aldı. Salonun hep birlikte eşlik ettiği ezgileri ve ayakta alkışlarla kendi deyimiye “Nota değil önemli olan; onu herkes öğrenir, ama şaşmayan bir rota“ diyen faşizme, gericiliğe, emperyalist politikalara teslim olmamanın mesajlarıyla sahneden uğurlandı.



