
Bazı insanların hayatlarımızdaki yeri yaşıyorlarken de çok müstesnadır. Şaban Amca o insanlardandı.
Mürüvet Küçük
Şaban Amcayı kaybettik. Bu öylesine bir cümle değil bizim için. Onlarca yıllık mücadele yaşamımızda usulca yer almış, bulunduğu yere hiç sarsılmayacak bir kıymet biçmiş ve onu ısrarla korumuş, bizim vefasızlıklarımıza karşı bile “neden aramıyorsunuz sizi kıracak bir şey mi yaptım?” diyecek kadar önemsemiş bir dostumuzu, yoldaşımızı kaybettik aslında. “Nefes almak” istediğinde büromuza gelen, bundan duyduğu mutluluğu her haliyle hissettiren, memleket meseleleri üzerine yaptığımız sohbetlerde ayrı noktalardan baktığımızda bile o beyefendi tavrıyla gülümseyen, farklı düşünüşlerimize asla takılmayıp dostluğumuzun, yoldaşlığımızın tarihsel serüvenine verdiği değerle yoluna devam eden Şaban Amca…
Bir tarafı Ege bir tarafı İstanbul ve Anadolu’ydu Şaban Amcanın. O yüzden olsa gerek ilk gençlik yıllarından beri Demirelci olmuş ama hiçbir zaman milliyetçi olmamıştı. Evrensel bir yürek katmıştı ona Ege’nin bir yakasıyla Anadolu’yu birleştiren hayatı. Yunanistan’da doğmuştu. Türkiye’ye okumak üzere gelmiş, Aydın’da yatılı okuduğu lisenin ardından İTÜ inşaat mühendisliğini bitirmişti. Türkiye’nin ilk kuşak yüksek mühendislerinden biri olarak devam ettirdiği hayatında ilkeli olmayı içselleştiren tertemiz bir yol yürümüştü. Rüşvetin, dalaverenin döndüğü, ilkeleri olmasa devasa bir servet edinebileceği görev alanlarında dürüstlüğüyle sivrilmiş, doğal olarak “sevilmemişti”!
Gururla anlatırdı çalıştığı projeleri. Mersin Belediyesi’nde Fen İşleri Müdürlüğü, Varto ve Erzincan’da deprem konutları, sayısız köprü, bina, fabrika yapımını yönetmişti. Soluğu hep Ege kokarken dolaştığı memleketin her yerinden bir parça katmıştı kendisine. Vanlı bir Kürt kızı olan eşi Sabiha teyzeyle bu yüreğe Kürtlüğü de eklemişti.
Yunan İç Savaşı yıllarını, köylerine gelen partizanları, korucu olanları, o yıllara dair belleğinde iz bırakmış anılarını aktarırken aynı zamanda hangi badirelerden geçerek buralara geldiğini de canlandırırdınız kafanızda. Hayatında iz bırakan her şeyi kişiliğinin inşasına kattığını anlardınız.
Üretken olmayı yaşam felsefesi haline getirdiğini her halinden anlardınız. İleri yaşlarına rağmen disiplinli hayatından hiç taviz vermedi. Ömrünün son demlerinde iki kitap yazdı. Üretmezse yaşayamayacak insanlardandı Şaban Amca.
Şaban Amcayla yolumuz Uşak Cezaevi’nin görüş kabininde kesişti. Yoldaşımız olan kızının görüşüne gelmişti. İlk tanışmamızda hepimizi merak ve ilgiyle dinlemiş, varlığımızı belleğine kazıdığını, yaşadığı her şeye anlamlar yükleyerek yüreğini büyüttüğünü hissettirmişti.
Biz bir grup yoldaşla Burdur Cezaevi’ndeki operasyonla Uşak’a getirilmiştik. İlk görüşçülerimizden biri olarak yaşadıklarımız karşısında o her zamanki sakin tavrıyla dehşete kapılmıştı. Hepimizin düzenli görüşçüsü yoktu. Ailelerimiz içinde en düzenli gelen ve her gelişinde sadece kızı için değil hepimiz için geldiğini hissettiren bir baba sıcaklığı yayardı. Kabinleri dolaşır, herkesle sohbet ederdi. Daha sonra ölüm orucunda ölümsüzleşen Sevgi Erdoğan’la kurduğu özel bir dostluğu vardı, her görüşte mutlaka ona da uğrar, kendi durduğu yerden kışkırtıcı sorular sorarak sohbet etmekten büyük zevk duyardı.
Devrimcileri kızının örgütlü mücadeleye atılmasıyla tanımıştı. Onun için bambaşka bir dünyaydı. Dünya görüşü, yaşam alışkanlıkları açısından objektif olarak karşı karşıya gelmemiz gerekirdi. Ama o Egeli yüreğiyle hiçbir şeyi yadırgamayan bir merakla anlamaya çalışırdı. Kendi dünyasının da değiştiğini ve bundan mutluluk duyduğunu hissettirirdi.
Yaklaşık 3 yıl kaldık o cezaevinde. 3 yıl boyunca hemen her ay, bazen haftada bir kilometrelerce yol teperek gelirdi/gelirlerdi Sabiha Teyzeyle birlikte. İhtiyaçlarımızı karşılar, yoldaşlarımızdan haber getirir, haber getirmenin, aracı olmanın gururunu taşırdı.
Bize yabancı olan bu adam bizi içten bir şekilde benimsemiş, ilkelerimizi, nasıl davranacağımızı çok iyi anlamıştı. Bunlara her zaman saygı duydu, her zaman değer verdi. Kendi ilkeli duruşuyla özdeşleştirdi hep. “Komünist olmasam da komünistlerin çok dürüst-temiz insanlar olduğunu biliyorum” derdi. O farkında olmasa da bizimle etkileşimi onu bu dünyanın bir parçası haline getirmişti bile. Zamanla özsel olarak yoldaş olmuştuk. O bu değişimi “Kızımla Büyümek” kitabında kendine mahsus titizliğiyle anlatmıştı da.
Bizi çok iyi tanıyordu, verdiği değer de tanıdıkça güçleniyordu. F Tiplerine geçişimiz ve ölüm orucu direnişinin başlamasıyla birlikte bir süre sonra açık görüş hakkı tanınmıştı. Bizim kolektif tutumumuz görüşe çıkmamaktan yanaydı. Fakat Şaban Amca bize bunu söylememişti, açık görüşe çıkalım diye “sizinkiler çıkıyor” demişti. Sonra muzip gülümsemesiyle bizi yanılttığını ele vermişti. Kızamamıştık. O gün onun hayatının çok önemli bir günüydü ve çok mutluydu. Kızına, bize sarılmış olmak için göstereceğimiz tepkileri göze almıştı.
O, dostluklarına emek harcamayı ve bu emeğe değer vermeyi ilke edinmiş biriydi. Komünistlere mahsus bir yaklaşımı vardı bu konuda. “Dost kolay bulunur mu ki, bir tartışmada ya da zorlukta kestirip atılıyor. İnsan dostuyla anlamlıdır” derdi çeşitli kişisel ya da örgütsel sorunlar nedeniyle kopup gidenlerin ardından. Şaşkınlıkla söylerdi bunu. “Ben hiç anlamıyorum”la başlayan cümlelerinin arkası bir yoldaşınız konuşuyormuş gibi gelirdi.
Bazen faaliyetin yoğunluğunun verdiği yorgunluğu yüzümüzden okurdu. “Genç olsaydım size yardım ederdim” derdi. O kurumun yaşaması, sürdürülmesi bizim için ne kadar önemliyse onun için de o kadar önemliydi. Tanıdığı herkesi sahiplenmeye çağırırdı. İşleyişi-ilişkileri bilmediği için bazen bilgimiz olmadan insanlara fırça atar, “neden sahiplenmiyorsunuz, burada sizin de emeğiniz yok mu?” diye kızardı. En azından bağış vermelerini isterdi. Sonra gelip bunları anlatırdı, bize omuz verdiğini anlatmanın mutluluğunu yaşayarak… Onun için değer verdiği her şey desteklenmeli, büyütülmeli, çoğaltılmalıydı.
“En yakın dostlarım sizlersiniz” derdi. Bizim için de o en yakın dostumuz, yoldaşımızdı. Hayatımızdan hiç eksilmeyen gölgesiyle sadece zor zamanlarda kapısını çaldığımız değil iyi ve sevinçli zamanlarda mutluluğumuzu paylaşacağımız bir yoldaş omzuydu.
Bazı insanların hayatlarımızdaki yeri yaşıyorlarken de çok müstesnadır. Şaban Amca o insanlardandı. Fakat kaybı o yerin sandığımızdan da büyük ve özel, eksikliğinin kabullenilmesinin ise zor olduğunu gösterdi.
Hoşçakal Şaban Amca! Gözün arkada kalmasın, bu kurumlar hep açık kalacak ve sen her zaman olduğu gibi yanımızda olacaksın, yüreğimizde yaşayacaksın!
Alınteri Gazetesi



