DÜNYAManşet

İran-ABD Savaşında Hürmüz Düğümü

İran-ABD savaşının geldiği aşama yalnızca askeri boyutta değil; bölgesel enerji hatları, emperyalist çıkar çatışmaları ve bölge devletleri arasındaki gerilimleri de açığa çıkartan bir hatta ilerliyor.

ABD emperyalizmi ile bölgenin gerici devletlerinden İran arasında, Hürmüz Boğazı merkezli süren savaş; İran’daki burjuva klikler arasındaki gerilimleri, ABD’nin savaşın maliyeti konusundaki sıkışmışlığını ve Suudi Arabistan gibi ABD’nin sadık müttefikleri arasındaki çatlakları daha görünür hale getiriyor.

Karşılıklı psikolojik savaş unsurlarını da içeren gelişmelerde; “İran savaşı sona mı eriyor?”, “ABD ile İran 14 maddelik tek sayfalık bir mutabakat muhtırasında uzlaştı mı?”, “Trump’a Suudi Arabistan mı geri adım attırdı?” türünden çelişkili haber ve yorumlar gündemi kaplamış durumda.

Diplomasi ve Propaganda Savaşı

Savaş yalnızca askeri değil aynı zamanda yoğun bir propaganda ve diplomasi mücadelesi şeklinde sürüyor. ABD ile müzakereleri yürüten İran heyetine başkanlık eden Muhammed Bakır Kalibaf, iki tarafın uzlaşmaya yakın olduğuna dair haberlerle alay eden bir sosyal medya paylaşımı yaptı. Kalibaf, bu haberlerin; Hürmüz Boğazı’nı açma girişiminde başarısız olan ABD’nin propaganda hamlesi olduğunu söyledi.

Bu açıklama, ABD merkezli haber sitesi Axios’un savaşın sona ereceği beklentisini artıran haberinin ardından geldi.

Beyaz Saray kaynaklarına dayandırılan haberde tarafların 14 maddelik, tek sayfalık bir mutabakat muhtırası üzerinde anlaşmaya yakın oldukları, Washington’un Tahran’dan önümüzdeki 48 saat içinde “kritik birkaç konuda” yanıt beklediği aktarıldı. Haberde ayrıca, “savaşın başlamasından bu yana tarafların bir anlaşmaya ilk kez bu kadar yaklaştığı” ifade edildi.

ABD ile İran arasında arabuluculuk yaptığı belirtilen Pakistanlı kaynaklar da tarafların tek sayfalık metin üzerinde uzlaşmaya çok yakın olduğunu öne sürdü.

ABD televizyon kanalı NBC News’ün “Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma planındaki ani U dönüşü, müttefiklerin tepkisinin ardından geldi” başlıklı haberi de dikkat çekti. Haberde ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın Hürmüz ablukasını kırmak amacıyla başlattığı “Özgürlük Projesi” operasyonunu, Suudi Arabistan’ın Amerikan Ordusu‘na üslerini ve hava sahasını kullandırmayı reddetmesi nedeniyle askıya almak zorunda kaldığı belirtildi.

Bu haberlerin arka planında, ABD ile İran arasında kapalı kapılar ardında sürdürülen görüşmeler bulunuyor. Ancak Hürmüz Boğazı merkezli savaşta ABD, yüksek maliyetli savaş gemileri de dahil olmak üzere astronomik düzeyde harcama yapmasına rağmen yalnızca Hürmüz Boğazı’nı geçici olarak açtırmak ve İran’ın uranyum zenginleştirme programını sınırlı süreliğine askıya almak dışında önemli bir kazanım elde edememiş görünüyor.

Enerji Hatları ve Bölgesel Hesaplar

Savaşın enerji yolları üzerindeki etkisi ve bölgesel güçlerin alternatif enerji koridorları oluşturma çabaları sürüyor.

Öte yandan İsrail’in, İran’daki savaş sürecinde burjuva klikler arasındaki çatlakları büyütmeye ve suikastlar üzerinden iç istikrarsızlığı derinleştirmeye yönelik hamleleri de sürüyor.

İran ise Rusya ve Çin’den beklediği somut desteği alamadı. Ayrıca İran halklarının gerici rejime destek vermekten çok ABD saldırganlığına duydukları öfke üzerinden iç cepheyi konsolide etme çabası da başından itibaren zorlu bir hedef olarak öne çıktı.

Savaş bu gerilimler üzerinden sürerken alternatif enerji rotalarının oluşturulmasına dönük projeler de yeniden gündeme geliyor.

Bab el-Mendeb Boğazı’na bağımlı olan Suudi Arabistan, İran-Irak Savaşı döneminde inşa ettiği Petrol hattının kapasitesini artırmaya çalışıyor. İsrail ile ilişkilerini, Bab el-Mendeb’e hâkim adalarda İsrail’in askeri ve istihbarat tesisleri kurmasına destek vererek derinleştiren BAE ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimin bir boyutu da bu enerji arayışlarına dayanıyor.

Petrolünü taşıyacak güvenli güzergâhlar bulmak zorunda kalan Suudi Arabistan’ın OPEC’ten çıkma yönündeki hamlesi, Suudi Arabistan-BAE gerilimini daha ileri bir aşamaya taşıdı.

Yıllardır gündemde olup hayata geçirilemeyen Irak-Ürdün hattı gibi projeler de yeniden tartışılıyor. Bunun yanında ABD’nin desteklediği Hindistan-Körfez ülkeleri-İsrail-AB hattı şeklinde planlanan IMEC projesi de öne çıkıyor. Ancak Suudi Arabistan’ın, Hürmüz ve Bab el-Mendeb’e bağımlılığı azaltmayı hedefleyen bu projede enerji akışının merkezine İsrail’in yerleşmesine dair çekinceleri bulunuyor.

Türkiye’yi güvenli rota olarak gören emperyalist ülkeler ise, Türkiye’ye uzanan petrol ve doğal gaz hatlarının Suriye’den geçmesi ve ülkedeki istikrarsızlık nedeniyle temkinli davranıyor.

Chevron gibi enerji şirketleriyle Kerkük-Banyas hattının yeniden işler hale gelmesi için anlaşmalar yapan Şam’daki yönetim Amerikan ve Suudi şirketlerinin desteğini aldı. Böylece Türk tekelci burjuvazisinin de iştahını kabartan projeler gündeme geldi. Bu projelerin bir kısmı Lazkiye ve Tartus üzerinden Akdeniz’e ulaşırken, Katar doğal gazı ile Suudi petrolünün Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını hedefleyen planlar da tartışılıyor.

Sonuç olarak Hürmüz merkezli İran-ABD gerilimi, yalnızca iki devlet arasındaki askeri bir çatışma değil enerji hatları, bölgesel ittifaklar ve emperyalist rekabet üzerinden şekillenen çok katmanlı bir güç mücadelesi olarak derinleşiyor. Savaşın seyri bir yandan diplomatik pazarlıklarla yön bulmaya çalışırken diğer yandan Ortadoğu’daki kırılgan dengeleri daha da istikrarsız hale getirmeye devam ediyor.

Daha fazlası

İlgili

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close