DÜNYAGENÇLİKManşet

Almanya’da “Gen Z Regelt!” eylem günü

Sosyal hakların budanmasına, savaş politikalarına, zorunlu askerliğe karşı gençler onlarca şehirde sokağa çıkıyor

Almanya’da her dört gençten biri, günbegün hayatta kalabilmek için adeta tırnaklarıyla kazıyarak bir geçim kaynağı oluşturmak zorunda kalıyor. Federal hükümet, sanki bir kefen dokurcasına bu yoksunluğu bizzat örgütlüyor: Çocuklar için sağlanan ek destekler (Kindersofortzuschlag) kaldırılıyor, ebeveyn ödeneği (Elterngeld) ve nafaka avansı (Unterhaltsvorschuss) gibi kalemler kuşa çevriliyor, öğrenim destek yasası (BAföG) ise etkisizleştiriliyor. Bu esnada eğitim sistemi çökertiliyor; eğitimcilerin eksiklikleri gidermek uğruna kendi sağlıklarını feda ettikleri kreşlerden, tavanı çökme tehlikesiyle karşı karşıya olan ve hem öğretim görevlilerinin hem de öğrencilerin can güvenliğini tehdit eden üniversite amfilerine kadar her yer dökülüyor. Entegrasyon destekleri ve psikoterapi hizmetleri de aynı şekilde işlevsizleştirilmiş durumda. Bu sistemin, umutsuz gençliğe sunduğu tek bir “alternatif” var: Alman emperyalizmi uğruna, elinde “G36” tüfeğiyle, iyi bir maaş karşılığında ölmek!

Gençlerdeki geleceksizlik duygusu ve savaş politikalarına karşı biriken öfke şimdi dışa vuruyor. Fransa’daki gençlik protestolarının etkisiyle kendiliğinden ortaya çıkan “Gen Z regelt” (Z Kuşağı inisiyatifi ele alıyor , işi hallediyor) adlı hareket, bugün sokağa çıkıyor. 160 binden fazla genç bu çağrıya kulak vererek şunu talep ediyor: “Genç nesilden tasarruf etmek yerine; eğitime, sosyal güvenliğe, sağlığa ve insanca bir yaşama yatırım yapan bir siyaset istiyoruz.” Zorunlu askerliğe ve topyekûn gözetim sistemine ise şiddetle karşı çıkıyorlar. Bir kıyaslama yapmak gerekirse; eğitim sistemindeki yatırım açığı 200 milyar euroyu aşmış durumda. Federal hükümetin 2027 yılı için bu açığı kapatmak üzere ayırdığı miktar ise sadece 2,5 milyar euro; buna karşılık silahlanma için ayrılan bütçe 110 milyar euro.

Ancak gelinen noktada, bu çizginin katı savunucuları artık hiçbir sosyal demokrat talebe bile tahammül edemez hale geldi. Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, radikal solun “demokratik sisteme karşı bir mücadelesinden” söz ederken; polis sendikası başkanı Jochen Kopelke, “taşkınlık çıkaran göçmenlerin” şehirleri “yakıp yıkmayı” planladığını öne sürdü. Hatta iş öyle bir noktaya vardı ki, CDU’nun gençlik örgütü Junge Union gençlerin üzerine ordunun salınmasını talep edecek kadar ileri gitti. ülke genelindeki lüks mağazalar vitrinlerini barikatlarla kapattı.

Diyelim ki, eylemi organize edenlerin “şiddet yanlısı değiliz” tavrına karşın yine de, polisin provakasyonlarının da etkisiyle “yağmalama” yaşandı; peki, burjuva sınıf devleti Almanya Federal Cumhuriyeti’nin (BRD) uyguladığı gündelik şiddetin yanında bu tür “kargaşaların” lafı mı olur? Nihayetinde her şey bir sınıf meselesidir.

Daha fazlası

İlgili

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close