DÜNYAManşet

Burjuva “Demokrasisi”ni Tümden Bir Kenara Fırlatmıyorlarsa Sokakların Gücü Sayesindedir

Filistin’de süren katliam ve işgal saldırılarına tek gerçek bariyer direnenler oluyor.

İsrail’de Netanyahu Hükümeti’ne karşı kitlesel protestolar, emperyalist devletlerin saldırılarla bastırmaya çalıştığı üniversiteler ve sokaklarda Filistin’e destek eylemlerinin baskısı bu ülkelerin Filistin katliamına açıktan desteklerini frenlemek zorunda bıraktı.

Her hafta düzenlenen İsrail’in başkenti Tel Aviv’de 80 binden fazla gösterici, Hayfa, Kudüs, Be’er, Sheva ve Netanyahu’nun Caesarie konutunun önünde de gösteriler ve polisin saldırısı çatışmalar yaşandı.Talepler aynıydı: Netanyahu’nun istifası, erken seçimler ve Hamas’ın elindeki rehinelerin serbest bırakılması için anlaşma. Filistin’deki katliama tepkiyi de dolayımlı ateşkes çağrısıyla içeren bu eylemler Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve 1947 sınırlarında egemen bir Filistin devletinin kurulması, 6 milyon Filistinli mültecinin geri dönüşünün önündeki engellerin kaldırılması çerçevesinde sürdürülen mücadele ve dünya çapında enternasyonal dayanışma açısından önemli bir yerde duruyor.

ABD ve Avrupa’nın burjuva kapitalist devletleri, burjuva egemenliğinin iki biçiminden biri olan burjuva demokrasisinin bütün göstermelik karakterini de tümden bir kenara fırlatmıyorsa sokakların gücü sayesindedir. Fakat o da çifte standartlı, ikiyüzlü ve işlerine geldiği biçimdedir.
Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında tutuklama kararı çıkarması, ABD başta olmak üzere AB emperyalistlerinin ortaya koydukları tutum, uluslararası hukuk dedikleri şeyin niteliğini gözler önüne sermektedir. Aynı şey BM’ye bağlı ‘Uluslararası Adalet Divanının (UAD) İsrail’in Refah’a yönelik saldırılarının “Derhal durdurulması” kararı karşısında takındıkları tutumda da görüyoruz.

İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik bir soykırıma dönüşen saldırı, işgal ve katliamları aralıksız sürüyor. Buna karşı ABD ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu emperyalist kapitalist ülkelerin İsrail’le askeri ve ticari ilişkileri sürüyor. Yine dünya çapında direnişin gücüyle katliamların durdurulması için Netanyahu’ya nafile çağrılarla ikiyüzlülüklerini sürdürüyorlar. Yükselen öfke ve tepkileri yumuşatma, “ilerici” devletlerin insafına bırakma içerikli bu çağrılara inanan üniversiteler başta olmak üzere sokaktaki bir tek gösterici de bulunmuyor. Tam tersi onlar her eylemde, her işgalde bu ikiyüzlü politikayı da teşhir ediyorlar. ABD ve AB ülkelerinin de Filistinde süren katliamdan sorumlu olduğunu teşhir ediyorlar.

Emperyalist devletler, Filistin’deki katliamlar için direnen Frankfurt Goethe Üniversitesi öğrencilerine yaptıkları gibi “Nehirden Denize” sloganının ne kadar yasadışı olduğu, dünyanın bütün üniversitelerinde direnen öğrencilere saldırmakla nerede durduklarını göstermekle meşguller.
Filistin’in büyük bir bölümünü işgal altında tutan ve milyonlarca Filistinliyi göçe zorlayan, Gazze’ye yönelik bir işgal harekatı başlatan, 100 bine yakın Filistinlinin en son sığınakları Refah’ta kadın çocuk demeksizin katleden siyonist İsrail’in saldırıları sürerken Netanyahu’ya destek için diplomatik ziyaret kuyruğuna girdiler. ABD ve Almanya başta olmak üzere, emperyalistlerin bu soykırım suçunun da ortağı oldukları -manevralarına rağmen- her geçen gün daha da netleşiyor.
ABD ve AB emperyalist ülkeleri, bu ikiyüzlülüğü demokrasi ve hukuk diyerek, UCM’nin Netanyahu hakkında çıkardığı yakalama kararı karşısında sergilediler. Netanyahu hakkında çıkarılan göstermelik karara bile tepki gösteriyorlar.

UCM’nin Hamas yöneticileri ile birlikte Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Gallant için yakalama kararı almasına bu kez de “demokratik bir yönetim” ile bir “terör örgütünü”nü eşitlediğini bahane ederek, UCM’nin “demokratik bir yönetim” hakkında böyle bir karar alma yetkisi de bulunmadığını ileri sürdüler.
Böylece Birleşmiş Milletler ve ona bağlı burjuva kurumların rolünün kendi emperyalist-gerici müdahalelerine dayanağın ötesine geçmemesi gerektiğinin altını çizdiler. Yetkilerini ve hadlerini bilmeliydiler!

Ama tüm direnenler olarak biz de bu tür manevralara kanmadığımızı, Filistin dahil direnen halkların mücadelesinin ancak bugün olduğu gibi her yerde direnerek ve bunu savaşa karşı daha geniş bir direniş cephesi halkasına bağlayarak; hem işgalci katliamcı devletleri, hem de emperyalist “Üstün Demokrasi” palavralarına indirilmiş darbeler olacağının altını çiziyoruz.

Daha fazlası

İlgili

Close