DÜNYAManşet

“Emperyalist Savaş ve Göç Politikalarına Hayır” panellerinin üçüncüsü Köln’de yapıldı

Emperyalist savaş ve göç politikalarına hayır kampanyamız çerçevesinde düzenlediğimiz panellerden üçüncüsü Köln’de Alte Feuerwache’de yapıldı.

Emperyalist Savaş ve Göç Politikalarına Hayır” panellerinin üçüncüsü Köln’de yapıldı.

Emperyalist Savaş ve Göç Politikalarına Hayır kampanyamız çerçevesinde düzenlediğimiz panellerden üçüncüsü Köln’de Alte Feuerwache’de saat 14:00’de başladı. Alınteri Gazetesi yazarı H. Selim Açan ve avukat A. Magdalena Busl’ın konuşmacı olduğu panelde ilk konuşmayı H. Selim Açan yaptı:

Sınıflı toplumların/sistemlerin ortaya çıkışından bu yana yerkürenin irili-ufaklı on binlerce savaşa sahne olduğunu” hatırlatarak sunumuna başlayan Açan, “Bunlardan sadece ikisinin ‘Büyük Savaş’ ya da ‘Dünya Savaşı’ özelliği taşıdığını” belirtti. Bu farkın hem çatışmaların bir-iki alanla sınırlı kalmayıp çok geniş coğrafyaları kapsayacak şekilde yaygınlığından, ittifaklar biçiminde doğrudan katılan tarafların çokluğundan, seferber edilen askeri güçlerin kalabalıklığından ve savaşın yol açtığı can kayıpları ve yıkımın büyüklüğünden kaynaklandığının altını çizdi. Örnek olarak da 70 milyon askerin seferber edildiği ve 9 milyon insanın öldüğü Birinci Dünya Savaşı ile 30’dan fazla ülkeden 100 milyondan fazla askerin katıldığı ve 70 ila 85 milyon arasında ölümün olduğu İkinci Dünya Savaşı’nı verdi.

Bunların her ikisinin de emperyalist kapitalizmin doğasından kaynaklanan eşit olmayan gelişme ve hegemonya çekişmesinden kaynaklanan paylaşım savaşları olduğunu vurguladı. İnsanlığa büyük acılar yaşatan ve olağanüstü boyutlarda yıkıma yol açan bu paylaşım savaşlarının aslında bağırarak geldiklerini ama hem toplumların hem de dönemin yönetici sınıflarının sergilediği kayıtsızlık ve aymazlık nedeniyle bunların önlenemediğine dikkat çekti. Benzer bir aymazlık ve kayıtsızlığın bugün de sergilendiğine işaret ettikten sonra yeni bir dünya savaşını çatışan tarafların çok sayıda olmasında birinci ve ikinci paylaşım savaşlarının nedenini burjuva tarihçilerin çarpıtarak açıkladıklarını söyledi. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesi yapılan emperyalist işgallere de değinen Açan, bugün üçüncü dünya savaşı riskine değindi, bunun çok daha tahrip edici sonuçlara yol açacağını vurguladı.

Olası üçüncü paylaşım savaşının diğer savaşlardan farklı olacak yönlerini ise, “Emperyalistler dolaylı yöntemler yerine dolaysız, vekâlet savaşları yerine doğrudan savaşlara giriyorlar. Bombalar artık Güneydoğu Asya, Afrika ya da Latin Amerika’da değil Ukrayna’da olduğu gibi Avrupa’nın göbeğinde patlıyor. Bu savaşlarda hiçbir değer ve kural tanınmıyor. Buna bir de burjuva politikacıların çapsızlığı ekleniyor. Fakat bugün emperyalist ülkelerin elinde ürkütücü bir silah teknolojisi bulunuyor. İnsanın aklına ister istemez Birinci ve İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesi geliyor. O kesitlerde de çok alâmetler belirmişti ama akıl almaz bir aymazlık, kayıtsızlık, dar görüşlülük etkendi” diyerek savaş tehlikesi karşısında Komünistlerin, devrimcilerin, ilerici insanlığın konformist düşünce yapısından çıkarak iktidar perspektifli bir önderlik geliştirmesi gerektiği noktasının altını çizdi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında İsviçre’nin Zimmerwald kentinde Lenin önderliğinde toplanan konferansın savaşa karşı koyduğu iradenin ve tarihsel haklılığının yarattığı sonuçların bugün örnek alınması gereken bir tavır olduğunu belirterek konuşmasını bitirdi.

İkinci konuşmacı A. Magdalena Busl emperyalist savaşları ve bunun tetiklediği göç dalgalarını, emperyalistlerin uyguladığı mülteci politikalarını ve Avrupa’da gerileyen burjuva demokrasisini değerlendirdi. Emperyalist kapitalist ülkelerde ileri olan bütün yasaların direnişlerle kazanıldığını ve çoğunun da sosyalizmden araklandığını söyleyen Busl, bunun, emperyalist kapitalist ekonomiden, onun ihtiyaçlarından bağımsız ele alınamayacağını söyledi. Konuşmasının ilerleyen bölümlerinde ise şunları vurguladı:

Emperyalistlerin gözünde işçiler ve emekçiler ekonomiye katkı sağlıyorsa gereklidirler. Bu koşul yerine getirilmiyorsa gereksizdirler, yok hükmündedirler. Emperyalistlerin geliştirdiği savaşlardan kaynaklı göçlerde durum şudur; savaşlarda emperyalistler gider, savaşların sürdüğü ülkelerde yıkım gerçekleştirirler, üstüne bir de o ülkelerdeki vasıflı işgücünü alıp getirerek bir yıkım daha gerçekleştirirler. Savaşlarla O ülkelerdeki alt yapıyı şehirleri yıkmakla kalmazlar, oralardaki zekayı, bilimsel teknik beceriye sahip inanları çekip alarak o ülkeleri bir kez daha yoksulluğa mahkum ederler. Sınırlar, bu türden vasıflı işgücüne açılır ve ama örneğin politik göçmenlere kapatılır.

Alman devletinin uyguladığı göçmen politikaları bu noktada tipiktir. Düzenlenen yeni mülteci yasalarının özünü bu oluşturur. Ekonomiye katkı sağlıyorsan, vasıflı işgücüysen Almanya’ya gelişin iyi karşılanır. Fakat göçmenler özellikle politik göçmenleri bu gün çok daha hızlı sınırdışı edecek yasalar çıkartıldı. Ve Almanya bu politikanın oluşturulmasında Avrupa ülkelerinin ortak politika oluşturması konusunda belirleyici oldu“ dedi.

Verilen aradan sonra soru cevap bölümüne geçildi. Verimli ve canlı katkıların da olduğu bu bölüm, savaş politikaları ve onun doğurduğu sonuçların ortadan kalkması için herkesin bu politikalara karşı direnişlere omuz vermesi çağrısıyla bitirildi.

 

Daha fazlası

İlgili

Close