İŞÇİ SINIFIManşet

Sermayenin “Gerçekçi Değil” Dediği, İşçinin “İnsanca Yaşam” Talebidir

NRW’de toplu taşıma işçilerinin dört günlük grevi, sendikal bürokrasiyi aşan taban basıncının eseri. Sermaye “gerçekçi değil” derken, işçi sınıfı “insanca yaşam” diyor. 37 saatlik mesai talebi, aslında sınıfın geleceği için bir direniş.

 

Serhat Tuna

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) eyaletinde toplu taşıma işçilerinin bu hafta dört güne yayarak gerçekleştirdiği uyarı grevleri, sadece bir ulaşımda “aksama” haberinin ötesinde kamusal hizmetin geleceğine dair bir sınıf savaşının ta kendisidir. Birleşik Hizmet Sektörü Sendikası (Ver.di) öncülüğündeki 30 bini aşkın işçi, pazartesi günü idari birimlerde başlattığı eylemi salı ve perşembe günleri tüm otobüs ve tramvayları durdurarak, çarşamba günü ise işin mutfağı olan bakım atölyelerinde iş bırakarak sürdürüyor.

Bu grev dalgası, tıkanan toplu sözleşme görüşmelerini hızlandırmak için başvurulan “klasik” bir yöntem olmanın ötesinde, işçi sınıfının örgütlü taban gücünün somut bir tezahürüdür. Sermaye “kasa boş” bahanesinin arkasına sığınırken işçilerin hizmeti durdurma iradesi, bu bahanenin perde arkasındaki gerçekleri deşifre ediyor.

Sendikal Bürokrasiyi Zorlayan Taban Basıncı

Eylem takviminde önce idari birimlerde başlayan, ardından ulaşımı tamamen durduran ve son olarak araçların kalbi olan bakım atölyelerini vuran bir plan işletiliyor. Ancak bu planı hayata geçiren asıl güç sendika bürokrasisi değil her sabah işe gitmeme kararlılığı gösteren binlerce işçidir. Tabanın bu kararlılığı olmadan en iyi sendika stratejisi bile kâğıt üzerinde kalır.

Bu noktada sendikal bürokrasinin vücut bulduğu sendika yöneticileri, müzakere masasında oturmayı, işverenle muhatap olmayı “uzlaşma” ve “ılımlılık” olarak kodluyorlar. Tabanın günlük yaşadığı baskıyı, atölyedeki yorgunluğu, vardiyaların yıpratıcılığını birebir hissetmiyorlar. İşte tam da bu nedenle, sendika bürokrasisinin işçi lehine hareket edebilmesi için tabanın onu sürekli zorlaması, geri adım atmasını engellemesi gerekiyor.

NRW’de yaşanan da tam olarak budur. Ver.di yönetimi, işverenin “çalışma gruplarında yakınlaşma” önerisini masada bırakıp grev kararı alabildiyse, bunun tek nedeni tabandan yükselen kararlılıktır. İşveren temsilcisi Torsten Herbert’in “sendika reddetti” sitemi, aslında bir itiraftır: İşçiler o kadar kararlı ki, sendika bürokrasisi onların gerisinde kalamaz, onların hızına ayak uydurmak zorunda kalır. Taban basıncı olmasa, sendika yöneticileri büyük olasılıkla “gerçekçi olalım” diyerek masada uzlaşma arayışına gireceklerdi. Ama işçiler kendi gerçekliklerini dayatarak bürokrasiyi kırdılar.

Sermaye cephesinin sözcüsünün “gerçekçi değil” diye nitelediği talepler, işte bu kırılmanın ürünüdür. 39 saatlik mesaiyi 37’ye indirmek bir lüks değil iş kazalarını azaltacak, işçilerin sosyal hayatını düzenleyecek bir zorunluluktur. Pazar günü çalışmanın karşılığını almak ise haftanın yedi günü dönen bu çarkın bir parçası olmanın en doğal gereğidir.

Grevi Kırma Girişimleri ve Tabanın Yanıtı

Alman basınına yansıyan bir ayrıntı sermayenin gerçek yüzünü gösteriyor: Düsseldorf’ta “Pro Wein” fuarı için 30 özel otobüs tahsis edilmiş. Bir yandan “paramız yok” diyerek işçilerin taleplerini geri çeviren patron, diğer yandan grevi kırmak ve özel etkinliklerin çıkarlarını korumak için kaynak bulabiliyor. Bu, işçi sınıfının grev hakkına karşı yürütülen sistematik bir baskının parçasından başka bir anlam ifade etmez.

İşte böyle anlarda taban basıncının önemi daha da artar. Özel otobüsleri kullanacak işçilerin dayanışma duygusu, sendikanın uyarıları ve kamuoyu desteği, bu tür girişimleri etkisiz kılacak olan güçtür. Tabanın örgütlü iradesi patronun “kırma” taktiklerini boşa çıkarır.

NRW’deki bu grev, tüm Avrupa’da kamusal hizmetlerin geleceğine dair bir sınavdır. Özelleştirme baskısı altında inleyen, dijitalleşme adı altında ticarileştirilen ve personel maliyetleri kısılarak “verimli” hale getirilmeye çalışılan bir kamu sektörü ile karşı karşıyayız. Bu sektörde çalışan işçilerin taban örgütlülüğü, sadece kendi ücret ve koşullarını değil aynı zamanda halka sunulan hizmetin kalitesini ve kamusallığını da koruyacak olan temel güçtür.

Ver.di’nin “Eğer bu koşullar düzelmezse, NRW’de toplu taşıma tehlikeye girer” uyarısı, işçiyi kölelik koşullarına iten bir sistemin halka da kaliteli hizmet götüremeyeceğinin açık itirafıdır. Bu uyarı, aynı zamanda tabandan alınan bir mesajdır: ”Mücadele etmezsek, sadece biz değil, tüm toplum kaybeder.” Ancak unutulmamalıdır ki, bu uyarıyı yapacak kadar ileri bir pozisyon alabilmesi için sendika bürokrasisinin de taban tarafından sürekli itilmesi gerekiyor.

24 Mart’ta başlayacak üçüncü tur görüşmeler öncesinde işçilerin bu kararlılığı, tüm işçi sınıfına ilham vermelidir. Çünkü bu mücadele sadece 37 saatlik mesai değil; aynı zamanda kamusal zenginliği yaratan işçilerin o zenginlikten daha fazla pay alma ve insanca yaşama mücadelesidir. İşverenin “gerçekçi değil” dediği her talebin arkasında bir işçinin daha az yorgun daha insanca bir yaşam kurma hakkı yatmaktadır.

Tabanın örgütlü gücü, sendika bürokrasisini işçi lehine kırar ve sendikanın pazarlık gücünü katlayarak artırır. Direnen NRW’li işçilerin yanındayız! Onların kararlılığı, hepimizin geleceğidir.

Alınteri Gazetesi

Daha fazlası

İlgili

Close