DÜNYAManşet

Almanya’da seçimlerin gerçekliği

Dünyada kendisine giderek daha fazla gösteren eğilim son Almanya seçimlerinde de karşımıza çıktı

Sürprizlerin belirlediği istikrarsız bir denge! Hem kazananın çok küçük bir farkla önde çıkması hem de muhtemel sonuçların özellikle son 3 ayda farklılaşması bu sonucun öne çıkan çizgilerini oluşturuyor. Her 10 seçmenden 4’ünün son güne kadar kararsız olması da bir başka önemli gösterge.

Aynı kararsızlık şimdi nasıl bir koalisyonun şekilleneceği konusunda da kendini gösteriyor. Sosyal demokrat SPD önderliğinde Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’yle kurulacak koalisyon ne ölçüde olası ise seçimin mağlubu Hristiyan Demokratlar önderliğinde aynı bileşenlerle bir koalisyonun oluşması da o kadar olası. Sonucu, burjuva düzen partileri arasındaki ilkesiz pazarlıklar belirleyecek

Ortaya çıkan tablo her iki büyük burjuva partisinde çözülme ve oy kaybının devam ettiğinin bir kanıtı niteliğinde. Buna karşın çevre ve iklim konularını öne çıkaran Yeşiller, tarihinin en büyük başarısını elde etti. Bunda çevre hareketinin payı büyük. Yeşiller’in bu dönem hükümet ortağı olmaması durumunda bir sonraki seçimlerde birinci olma olasılığı yüksek görünüyor.

Almanya’da seçmen gerçekte kime oy verdi?!

Son derece reel sonuçların yorumlanması gereken bir konuda başlıktaki soru bir parça garip görünebilir. Fakat sandık başına gitmeden önce toplumsal muhalefetin neler istediği düşünüldüğünde, ‘seçmenin sokakta istediğini almak için parlamentoda seçtiklerini sıkıştırmak adına oy verdi’ denilebilir. Kerhen oy da denilebilecek oy dağılımlarında ”Yalan vaatlerinizi gerçekleştirmeniz için oy veriyoruz ama o vaatleri gerçekleştirmezseniz de size rahat yok” oylarıdır.

Seçimlerin sonucunu biraz da pandeminin etkisiyle sesini duyuramayan parlamento dışı toplumsal direniş hareketleri belirledi. İşçi emekçilerin ‘0’ zam sözleşmesi dayatmasına karşı direnişlerine, öldürülmeye devam edilen, kürtaj hakkı, eşit işe eşit ücret hakkı ellerinden alınan kadınlara, ırkçılık, ayrımcılık, gerici göçmen politikaları eleştirilerine, savaş ve küresel ısınmaya, gençliğin harçların kaldırılması, parasız eğitim gibi taleplerine, yüksek kiralara karşı eylemlere, dış politikayı silah tekellerinin istemlerine göre ayarlayarak kulaklarını tıkayanlar oy olarak tarihi yenilgilerini aldılar.

Geleceğine sahip çıkma

Kimin başbakan olacağı da dahil ülke genelinde yeni bir kitlesel “Friday for Future” eylemleri yapan gençliğin önemli bir rol oynadığı açıktır. Küresel iklim protestoslarında, iklim değişikliği, küresel ısınma ve karbon emisyonunun azaltılması talepleri dile getirildi, acil önlem alınması istendi. Katılan onbinlerce kişinin ağırlığını gençler oluşturdu. Bu anlamda dünya çapında olduğu kadar Almanya’da da inatçı ve kararlı sürdürülen geleceğine sahip çıkan gençlik eylemiydi.

Bu genç kitlenin söylediği “Biz buradayız. Sesimiz yüksek çıkıyor, çünkü siz geleceğimizi çalıyorsunuz” sözünde somutlanıyordu. Özünde gençler, hükümetlerin iklim değişikliğini durdurabileceğine inanmıyor. 10 ülkede 10 bin gençle yapılan araştırmaya göre, gençlerin yüzde 65’i hükümetlerin iklim değişikliğine karşı uyguladıkları politikaları ‘başarısız’ buluyor. Yüzde 64’ü hükümetlerin önlemler konusunda gerçekleri söylemediğini, yüzde 60’ı da insanların yaşadığı sıkıntılarla ilgilenmediğini düşünüyor.
Almanya’da NRW Eyaleti ve çevresindeki sel felaketinde hükümetin sergilediği beceriksizlik, basit önlemlerle çözülebilecek sorunlardan onlarca kişinin ölmesi gençliği sistem partilerinden umudu kesmeye doğru götüren etkenlerden sadece biriydi.

Gençliğin, özellikle üniversite gençliğinin başka bir talebi parasız eğitim harçların kaldırılmasıdır. Her seçimde biraz daha yerlerde sürünen Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) oyların yüzde 25,7’sini alarak birinci parti olmasında seçim vaatleri arasına iklim krizi ve gençliğin taleplerini iyi propaganda etmesinin etkisi azımsanamaz. Sol Parti’nin oylarının sosyal demokratlara kaymasında da…

Oy dağılımı da aynı şeyleri söylüyor

Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Armin Laschet’i başbakan adayı gösteren Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partileri ise yüzde 24,1’lik oy oranıyla SPD’den sonra ikinci sırada yer aldı.
CDU ve Bavyera eyaletinde teşkilatlanmış kardeş parti konumundaki Hristiyan Sosyal Birlik Partisi’nden (CSU) oluşan CDU/CSU’nun oy oranı 2017’deki seçimlere göre 8,9 puan azaldı. Bu, CDU/CSU’nun, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan genel seçimlerde aldığı en düşük oy oranıydı.

Yeşiller Partisi oy oranını 4 yıl önceki seçimlere göre 5,8 puan arttırarak 14,8 ile üçüncü olurken oy oranını 0,7 puan yükselten Hür Demokrat Parti (FDP) yüzde 11,5 ile dördüncü sırada yer aldı. Yeşiller Partisi, şimdiye kadarki genel seçimlerde en yüksek oy oranını yakaladı.

Göçmen ve İslam karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisi ise 2017’ye göre oy oranında 2,3 puan düşüş yaşayarak 10,3 ile beşinci parti oldu. Bu aynı zamanda ırkçılık kafatasçılık üzerinden politika yapılmasına duyulan tepkinin de dışavurumuydu.

Sol Parti de bir önceki seçimlere göre 4,3 puan oy kaybederek 4,9 ile altıncı parti çıktı.
Yüzde 5’lik seçim barajını geçememesine rağmen en az 3 bölgeden milletvekili çıkaran Sol Parti Alman Seçim Yasası’na göre elde ettiği oy oranında milletvekili kazandı ve gelecek yasama döneminde mecliste grup olarak temsil edilecek. Sol Parti’nin oylarının önemli oranda sosyal demokratlara kaymasına, bu partinin toplumsal sorunlarda sergilediği aymazlığın cezası demek yanlış olmayacaktır. Seçim propagandasını sönük geçirmesinin nedenlerinden birisi de giderek sağa kayan pasifist duruşudur.

Anlamıyla seçim sonuçlarını sollayan referandum

Aslında seçmen neye kime oy verdi sorusunu düşündürten ikinci ciddi gösterge Berlin‘de kiracı hareketinin önemli bir kazanım elde etmesidir. “Emlak şirketlerinin elindeki 250 bin konutun kamulaştırılması” referanduma götürüldü ve halk yüzde 57 ile”kamulaştırma” dedi. Genel seçim ile birlikte Berlin’de yapılan referandumda konut şirketlerinin kamulaştırılması oylandı ve kabul edildi. Kiracı hareketinin topladığı imzalar sonucu gidilen referandumda, başta konut tekeli Deutsche Wohnen olmak üzere şirketlerin elindeki 250 bine yakın konutun kamulaştırılması karar altına alındı. “Evet” kararının sadece Berlin için değil, Avrupa’da benzer sorunlar yaşayan pek çok büyük kent için bir çözüm önerisi olacağı açıktır.

Referandumun sonuçlarından yola çıkarak Berlin Hükümeti’nin kamulaştırma için yasa çıkarmak zorunda olduğu düşünüldüğünde, bu hareketin ikinci adımının kurulacak Berlin Eyalet Hükümetine bu yasayı çıkarttırmak olacağı, eğer konut tekeller lehine yan çizerlerse de sokakların bu kez de bununla ısınacağı görülmektedir. Referanduma gitmek için gereken 172 bin imzanın iki katını toplayan kiracı hareketi, 26 Eylül’de kamulaştırma talebinin referanduma gitmesini sağladıysa bu moralle arkasını da getirecektir.

Mücadelenin önemli dinamiklerinden birisi de kadınların mücadelesidir. Son yıllarda “Eşit işe eşit ücret” hakkı başta olmak üzere talepler listesinden; sadece Berlin’de yasal olarak tatil olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün Almanya çapında tatil olmasının yasallaşmasıyla moral bulan kadın mücadelesi, son 28 yılın en yüksek enflasyonunu yaşayan ülkede pandemi koşullarının ağırlığı eklendiğinde taleplerini daha gür haykıracağı aşikardır.

Sıfır zam dayatmalarına karşı sınıfın sendikaları da zorlayan greve çıkartan öfkesi hangi koalisyon kurulursa kurulsun onu zorlayan dinamik olacaktır.

Özetle, sokaktaki taleplerini, parlamentoda denetlemek üzere verilen oylara hiçbir burjuva partisi ya da reformist parti güvenmemelidir. O oylar nasıl geldiyse, hangi dinamiklerden geldiyse, vaatlerini geri çektikleri ölçüde de geri gitmesini, yeni direnişler yaratmasını da bilecektir.

Daha fazlası

İlgili

Close