MAKALELERManşet

Corona günlerinde neler yapmalıyız?

Nazım’ın dediği gibi “”Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz ya dünyamıza inecek ölüm”. Tercihimiz her zaman “ölü yıldızlara hayatı götürmek” olmalı. 

Cihan Çetin

İçişleri Bakanlığı’nın 16 Mart 2020 günü yayınladığı “Coranavirüs Ek Genelge”siyle Türkiye yarı karantina sayılabilecek günler yaşamaya başladı.

Erdoğan’ın 18 Mart günü (yarın) tam karantina açıklayacağına dair de ciddi söylentiler var ortada.

İlk vakanın resmi olarak dillendirilmesine kadar geçen süreçte AKP Hükümeti cılız denebilecek önlemler dışında süreci takip etmenin ötesine pek geçemedi. Bir yandan maske ithalatına sınırlama getirmek gibi kararlar alınırken diğer yandan Umre’den dönecek binlerce insanın dönüş günleri önceden bilinmesine rağmen vak’a tespit edildikten sonra Allahlık denebilecek “karantina tedbirleri” uyguladılar.

Resmi sayıya güvenecek olsak bile karantina tedbirleri ‘dostlar alışverişte görsün’ü henüz geçemedi. Hasta sayısına dair bilgilerin güvenilmezliğinden tutun Umre’den dönenlerin bazılarının kapatıldıkları yurt binasından kaçmak için polisle çatışmayı göze almalarına kadar pek çok önlem pamuk ipliğine bağlı.

Son yıllardaki bütün konuşmaları gaz vermenin ötesine geçemeyen Erdoğan ise korkusundan mıdır nedir bilinmez birkaç gündür ortalıkta görünmüyor.

Son birkaç gündür dünya genelinde de ortaya çıkan tablo Corona salgınının salt bir sağlık meselesi olmadığını artık net biçimde  göstermeye başladı. İtalya ve İspanya’da sağlıkları hiçe sayılan işçilerin ve sağlık emekçilerin fiili grevleri salgının esas yönünü oluşturan sınıfsallığın altını çiziyor. Türkiye’de ise öncelikle sağlık çalışanları, temel korunma araçları dahi olmadan kurbanlık koyun gibi ön cepheye sürülmelerine karşı isyan bayrağını yükseltmeye  başladılar.

Ne istiyoruz ? 

Peki Corona günlerinde ne yapmalı?

Alınteri sitesinde yer alan “İstemeliyiz!” başlıklı yazıdaki talepler başta olmak üzere bilimin ve aklın gereği olan talepleri artık “İstiyoruz!” seviyesine çıkarmak gerekir:

1- Amasız, fakatsız salgın hakkında TAM bilgilendirme istiyoruz!

2- Tüm halka salgın ile ilgili temel hijyen ve korunma araçlarının ÜCRETSİZ ve DERHAL temin edilmesini istiyoruz!

3- Salgın ile ilgili tüm testler ve tedavilerin ÜCRETSİZ yapılmasını istiyoruz!

4- Salgını azaltmak için üretime 1 ay ara verilmesini ve işçilerin, emekçilerin ÜCRETLİ İZNE çıkarılmalarını istiyoruz!

5- Üretimin zorunlu olduğu sektörlerde 4’er SAATLİK VARDİYA istiyoruz!

6- Sadece öğrencilere değil eğitim sektöründeki tüm çalışanların İZNE ÇIKARILMASINI istiyoruz!

7- Salgın fırsatçılarının, karaborsacıların TEŞHİRİNİ ve CEZALANDIRILMALARINI istiyoruz!

8- Hasta tutukluların DERHAL SERBEST BIRAKILMASINI istiyoruz!

9- Salgın döneminde kredi kart borçlarının SİLİNMESİNİ istiyoruz!

10- Zorunlu olarak kapatılan yerlerdeki işçi ve emekçilerinin ÜCRETLERİNİN TAM OLARAK ÖDENMESİNİ istiyoruz!

Peki neler yapmalıyız? 

Corona’ya yakalanan İran Sağlık Bakan Yardımcısı her ne kadar “Corona çok demokratik bir virüs, yoksul zengin ayrımı yapmıyor” dese de salgına karşı alınan (ve alınmayan) önlemler de uygulanan tedaviler de sınıfsaldır.

Corona virüsüne  karşı aşı geliştirmede oldukça yol aldığı bilinen bir Alman ilaç firmasına Trump’ın “Aşı sadece ABD’nin elinde olsun” diye 1 milyar dolar teklif ettiği haberlere konu oldu bile. Avrupa’daki pek çok ülke karantina uygularken İngiltere “Toplum kendi kendine zamanla bağışıklık kazanır, bu arada ölen ölür kalan sağlar bizimdir” mantığıyla dişe dokunur hiçbir kamusal önlem almadı bugüne kadar. Sorunun sınıfsal karakterine ilişkin bir diğer vahim kanıt ise İtalya’dan geldi: Doktorlar yetersiz ekipman ve yatak sayısı nedeniyle 85-90 yaşındaki hastaları tedavi etmek yerine daha genç hastaları tedavi etmek gibi çok büyük ahlaki ikilem içine girmek zorunda kaldıklarını açıkladılar.

Bu olaylar bize, “Corona değil, kapitalizm öldürür” düşüncesini akıllardan asla çıkarmamamız gerektiğini gösteriyor.

Öte yandan salgın kapitalizmin sistem olarak zaten içinde debelendiği krizi kamçıladı. Sadece son haftanın borsa ve döviz hareketleri bu etkinin çapını görmeye yeter. Anlaşılan o ki, kapitalistler salgının yarattığı korku ve panik nedeniyle ellerinde ne var ne yok satıp nakit paraya dönüştürmekteler. Bu yönelim mevcut  kapitalist kriz üzerinde çarpan etkisi yaratmaktadır.

Yapılması gerekenlerin başına halkın sağlığını salgına karşı koruyacak taleplerin sürekli bir şekilde istenmesini ve bu doğrultuda güçlü bir kamuoyu baskısının yaratılmasını yazmak gerekir. Ancak bu taleplerin yanı sıra kapitalist krizin yükünün işçi ve emekçilerin omuzuna yıkılmasına da sessiz kalamayız. Bu durumda sadece istemek ve takip etmek yetmez, genel grev başta olmak üzere üretimden gelen güçlerimizi sonucu alıcı biçimde harekete geçirmek zorundayız.

Bunların dışında yarı-karantina denebilecek bu süreçte temel hijyen ve korunmayı gerçekleştirdikten sonra moral motivasyonu yüksek tutmak gerekir. Her şeyden önce Psikolojik gerginliğin moral bozukluğunun, depresif hallerin vücudunun bağışıklık sistemini zayıflattığı bilinmektedir.

Bu noktada dayanışma en önemli toplumsal savunma aracı olarak karşımızda durmaktadır. Bilindiği gibi Corona virüsüne karşı en hassas grubu yaşlılar, özellikle 65 yaş ve üzerindeki kişilerle kronik hastalar, özellikle solunum yolları, tansiyon hastaları oluşturmaktadır. Yaşadığımız yerlerde çevremizdeki yaşlı ve kronik hasta kişilerin temel ihtiyaçlarını gidermeyi hedefleyen yerel örgütlenmelere gidilmelidir.

Kimi sektör ve işletmelerde işçi ve emekçilerin işten atılmasalar dahi ücretsiz izne zorlanmaları yüksek ihtimaldir. Bu sınıf kardeşlerimize para yardımı mümkün olmasa bile gıda yardımlaşmasını gözeten dayanışma ağları kurulmalıdır.

Salgınlarda toplumsal  panik ve korku en büyük tehdittir. İnternetin, avantajların yanında kirli bilginin yayılması gibi dezavantajları da vardır. Kirli bilgi de toplumsal panik ve korkunun temel beslenme alanıdır. Bu noktada devlet adına yapılan resmi açıklamalara güvensizlik haklı bir kuşkudur, o nedenle Türk Tabipler Birliği (TTB), Eczacılar Odası, Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) gibi kitle örgütlerinin, kamuoyunda tanınan güvenilir demokrat doktor ve bilim insanlarının söylediklerine ve önerilerini ciddiye almak gerekir.

Salgına karşı önlem olarak “sosyal mesafelenme” adına tüm toplu etkinlikler ertelenmiştir. Bu durumun bir süre sonra kendisine has bir baskılanma yaratacağı aşikardır. Ancak internet gibi bir araç bu noktada devreye sokulabilir. Özellikle akıllı telefonlardaki iletişim uygulamaları aktif biçimde kullanılabilir. Konserler mi iptal edildi şarkıları biz söyleriz; tiyatrolar mı ertelendi oyunları biz oynarız, tanıdığımız sağlık emekçilerine moral destek mi gerekiyor onlara videolar, ses dosyaları göndeririz, ailelerimiz uzakta mı yaşıyor görüntülü ve sesli iletişim kurarak onların endişelerini giderebiliriz, sokağa çıkıp eylem yapamıyor muyuz sosyal medyada ortalığı inletebiliriz…

Nazım’ın dediği gibi “”Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz ya dünyamıza inecek ölüm”. Tercihimiz her zaman “ölü yıldızlara hayatı götürmek” olmalı.

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Ayrıca bak..

Close
Close