İŞÇİ SINIFIMAKALELERManşet

Pandemi günlerinde öncü işçilere düşen

İşçi sınıfının krizden ve pandemiden mümkün olan en az hasarla çıkması için “devletin kolları” “patronların insafı” yanılsamasının defedilmesi yaşamsal gereklilik halini almıştır artık.

Ege Deniz

Pandemi ile birleşerek derinlik ve yaygınlık kazanan emperyalist-kapitalizmin krizi, dünya proletaryası ve ezilen halkları açısından daha boyutlu yıkımları beraberinde getirecek bir seyir izliyor.

Koronavirüs atağı karşısında çuvallayan neoliberal dünya ve onun tepesindeki mali oligarşi, kendisi açısından buradan çıkışı kimi liberallerin sandığı gibi “sosyal devlet” e filan dümen kırma şeklinde değil, artık yürümeyen neoliberal politikaların bazılarını yeni sömürü ve talan yöntemleriyle birleştirerek devam etmekte görüyor.

Eğer dünya proletaryasının mücadele dinamikleri onun karşısına engeller dikmez ise, pandemi sürecinden başlamak ve sonrasında sürdürmek üzere uluslar arası tekelci kapitalizm yeniden yapılanma sürecini başarıya ulaştırmak, hiç değilse krizi sürdürülebilir kılmak için her türlü dalavere ve alçaklığı sergileyecek.

Ki Almanya örneğinde olduğu gibi daha şimdiden “esnek üretim”in binbir türlü çeşidinin önünü açmak üzere iş yasasında değişikliklere gidiyorlar. (Almanya’da haftalık 60 saatlik çalışma, Pazar günleri de işçilerin işe koşulmasını sağlayacak bir düzenleme yapıldı). “Kısa çalışma” ödeneğinin süreğenleştirilmesi, “sıfır zam” dayatması, sendikal hakların askıya alınması, işçi sınıfına yönelik diğer ciddi saldırılardan sadece bir kaçı.

“Pandemi ile birlikte kaybedilenlerin telafi edilmesi” adı altında dünya burjuvazisinin daha pek çok hinliğine yakın zamanda çokça tanık olacağız. Burjuva hükümetler aracılığıyla işçi ve emekçilere “Biz destek paketleri hazırladık, şunu şunu yaptık, sıra sizde” diyecekler pişkince. “Yardım paketleri”ni esas olarak kapitalistleri, zorda kalan tekelleri ve şirketleri kurtarmak için devreye sokan, işçileri patronların insafına bırakan, ücretli izne çıkarılan işçilerin aylık “gelir”leri aşağıya çeken, yetmiyormuş gibi temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatlarına fahiş zamlar yapılmasını (bunun sonucunda bazı burjuva kesimlerin daha da zenginleşmesini, yeni türedi zenginlerin ortaya çıkmasını) izlemekle yetinen bir burjuva devlet gerçekliği yokmuş gibi utanmazca bunu diyecekler.

“Biz yaptık, fedakarlık sırası sizde” diyecekler. Kapitalizmin tarihi boyunca dillerinden düşürmedikleri “fedakarlık” klişesini yineleyip duracaklar. İşçi sınıfından istenen “fedakarlık”ın sermayenin karı ve birikiminin çoğalması anlamınsa geldiği gerçeğini perdeleyerek…

Kapitalizmin 600 yılı aşkındır süren varlığı zaten “fedakarlık” ve ona bitişik kullanılan “tasarruf” gibi kavramların toplumda yarattığı yanılsamaların, şanlı Ekim Devrimi gibi proleter devinimlerin bir süreliğine yok ettiği bu tip yanılsamalar üzerinden yükselmedi mi? “İşçinin sermayeye, yatırıma ihtiyacı vardır; yatırım olmazsa işçiler işsiz kalır; şirketler, fabrikalar ayakta kalacak ki işçileri işe gidebilsinler, ‘gelir’ elde edebilsinler; bu nedenle fedakarlık..” denmedi mi her krizde?

O işin öyle olmadığını, gerçekliğin anlatılagelenin tam tersi olduğunu, üretken olanın sermaye değil işçinin emek-gücü olduğunu, sermayenin işçinin yarattığı artı-değerlerin gaspı yoluyla biriktiğini, bağımlılık ilişkisinin tam aksi içerikte, yani asıl kapitalistlerin işçiye muhtaç olduğunu, toplumsal üretimin sürmesi için kapitalistlere hiç te ihtiyaç bulunmadığını hatırlamanın, daha doğrusu bilince çıkarmanın ve bunun gerektirdiği bir eylemselliğe geçmenin vaktidir.

Zira zaman daralmaktadır! İşçi ve emekçilere bu sefer dayatılacak yıkım, kapitalizmin her kriz evresinde yaptığı gibi “faturayı emekçiye ödetmek”ten çok daha ötedir. Çünkü pandeminin yıkıcı etkileri, içerdiği tehlikeler geçmiş değildir. Tehlikeyi büyüten, kapitalistler ve onların koruyucusu devletlerin bazı alanlarda durma noktasına gelmiş “üretim çarklarının yeniden çalışması” için sabırsızlanmalarıdır.

Avrupa’dan Amerika’ya bir çok ülkede kapatılan fabrika ve işyerlerinin yeniden açılması yönünde hazırlık yapılıyor. Bir yandan bilim insanları ve epidemiyologlar virüsün sürekli mutasyon (değişim) geçirdiği, bu nedenle pandemide yeni dalgaların muhtemel olduğu yönünde “uyarılar” yaparken, beri tarafta işçileri virüs karşısında tümden savunmasız bırakacak şekilde yeniden işe koşmanın adımları atılmaktadır.

İşçinin emeğinin daha yoğun sömürüsü ötesinde doğrudan hayati riskin büyümesi anlamına gelmektedir bu durum.

Zorunlu toplumsal üretimin ve toplum yaşamının sürmesi için kapitalistlere hiç ihtiyaç bulunmadığını hatırlamanın, daha doğrusu bilince çıkarmanın ve bunun gerektirdiği bir eylemselliğe geçmenin vaktidir, derken tam da bundan dolayı ve kelimenin gerçek anlamıyla “vaktidir” diyoruz.

“Hatırlamak” fiilini ise az çok sınıf bilincini almış işçiler, ‘özneleşecek birey’ler için kullanıyoruz. Öncü işçilerin, daha geç değil bugün harekete geçmesinin zamanıdır! Sınıf kardeşlerinin, emekçilerin pandeminin etkilerine karşı kitlesel biçimde savunmasız bırakılacakları süreçlerin önünü almak göreviyle karşı karşıyadır. Toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayan zorunlu alanlar dışında kapitalist üretimin sürdürülmesine, kapatılmış fabrika ve işletmelerin tekrar açılmasına müsaade etmemek durumundadır.

Şimdi denecektir ki “işçi sınıfının siyasal örgütleri onyıllardır dağıtılmış, sınıfın dinamik/mücadeleci bölükleri atomize edilmiş, bağımsız sınıf sendikacılığı sıfıra doğru indirilmiş, varolan ve güçten düşürülmüş sendikalar zaten patronlarla iç içe geçmiş, bunun sonucu eski öncü işçiler bürokratlaşmış” vs vs.

Doğrudur. Buradan bakınca tablo hiç iç açıcı değildir. Ama bir yerden, tam da bugün vakit yitirilmeden başlanmak zorundadır.

“Biz yaptık, sıra sizde” diyenlere karşı “Evet yaptınız, bizi ölümlere yıkımlara sürüklediniz, yaptığınızın yanınıza kar kalmasına izin vermeyeceğiz” ve eğer “biz ettik siz etmeyin” feryatlarınız yükselirse kulak asmayacağız” demek için vakit bu vakittir!

Pandeminin sonuçlarına karşı hükümetten, devletten, patronlardan medet ummak, onlardan vicdanlı olmalarını beklemek gibi düşünce ve tutumların bizleri ketleyen, beklemeciliğe iten bir rol oynadığını görelim.

Devletten, hükümetten, patronlardan hesap soralım; acil taleplerimizi onlara biz kendimiz dayatalım! Fakat bununla yetinildiğinde işçi ve emekçileri çok daha zor günlerin beklediğini de bilelim.

Emperyalist kapitalizmin şakası yok! Boşa geçirdiği zaman da. Sermayenin kendisini büyütmesi, kârlarını çoğaltmak için işçi ve emekçilerin üzerine daha fazla abanacaklar. Pandeminin etkileri karşısında kendileri için her türlü korunma önlemleri alan burjuvalar, yapabildikleri yerlerde ve alanlarda kapitalist üretimin çarklarını yeniden döndürmeye çalışacaklar, milyonlarca işçiyi hastalığa açık hale getirerek.

İşçi sınıfının krizden ve pandemiden mümkün olan en az hasarla çıkması için “devletin kolları” “patronların insafı” yanılsamasının def edilmesi yaşamsal gereklilik halini almıştır artık.

İkinci olarak, işçi ve emekçilerin dayanışma ağlarını örmenin, kendi öz örgütlenme ve mücadele araçlarını çoğaltmanın yolları bulunmak zorundadır. “Hiç bir sınıf kardeşimiz yalnız kalmamalı” duygusu davranışlarımıza yön vermeli.

Bu noktada öncü işçilerin daha fazla öne çıkmalarına ihtiyaç var! Emekçi semtlerinde, fabrikalarda, sanayi havzalarında kısacası sınıfın yaşamının sürdüğü bütün alanlarda örgütlenmeye hız vermeye, İnşaat-İş sendikasının “Dayanışma yaşatır” kampanyası gibi sınıf dayanışması örnekleri yaygınlaştırıp yeni biçimlerle zenginleştirmeye, sanayi havzaları ve organize sanayi bölgelerinde farklı sektörlerden işçilerin birleşik örgütlenmelerini kurup yaygınlaştırmaya şimdiden girişilmek zorundadır!..

“Gücümüz ne ki”, “İşçiler örgütsüz” yakınmalarının bizleri belirlemesine izin vermeyelim! İleriye doğru atılacak küçüklü büyüklü her adım birbirini besleyerek, birikerek, çoğalarak çok şeyi değiştirme potansiyeline erişebilecek.

Kapitalizmin kriziyle iç içe gelişen ve muhtemel yeni dalgalara yol açabilecek pandemi koşullarının olağanüstülüğü, “normal”in dışında davranmayı koşulluyor. Sınıf bilincini az çok almış her bir işçinin (ve tabii ki her devrimcinin) buzkıran rolü oynayabileceği, oynamak durumunda olduğu günleri yaşadığımızı akıldan çıkarmayalım!

Etiketler
Daha fazlası

İlgili

Close