MAKALELERManşet

Psikolog Özge Şahin: Bu süreçten dayanışarak çıkarsak umut edebileceğimiz bir gelecek var

Uzman Psikolog Özge Şahin’le pandemi günlerindeki toplumsal psikolojiyi, ortaya çıkan/çıkabilecek ruhsal-toplumsal sorunları, çözüm önerilerini konuştuk

Uzman Psikolog Özge Şahin’le sokağa çıkmanın ve tüm sosyal ilişkilerin sınırlandığı, çocukların evde kalmak zorunda olduğu, gerek ekonomik-gerekse pek çok toplumsal kaygının “kalın” denilen evlerde ciddi sorunların baş göstermesini tetiklediği, kadına yönelik şiddette artış yaşandığı, tüm gündelik hayat alışkanlıklarının değiştiği bu pandemi günlerindeki toplumsal psikolojiyi, pandemi bittikten sonra neler olabileceğini ve önerilerini konuştuk:

Alınteri: Yaşadığımız sürecin uzaması durumunda asosyalleşmenin getireceği psikolojik rahatsızlıklara karşı önerileriniz nedir?

Özge Şahin: Yaşadığımız süreç olağanüstü bir süreç. Günlük rutinlerimizin, çalışma koşullarımızın, sosyal ilişkilerimizin sekteye uğradığı, devam edebilmesi için tekrardan bir düzenlemeye gidildiği bir süreç. Bu nedenle insanların duygusal, fiziksel, sosyal olarak zorlanmaları gayet doğal tepkiler.

Salgının fiziksel sağlığımızı tehdit ettiği bir gerçek, ancak bunun yanı sıra alınan-alınmayan önlemler, salgının ardından gelen yeni düzenlemeler, ekonomik zorluklar bireylerin psikolojik sağlıklarını da etkileyebiliyor.

Yaşadığımız süreç bize sosyal mesafeden ziyade fiziksel mesafeyi zorunlu kılmakta. Teknoloji çağında olmamızı bu sürecin avantajı olarak sayabiliriz. Fiziksel olarak yüz yüze olamasak bile, teknoloji sayesinde arkadaşlarımızla, ailelerimizle, sevdiklerimizle temas sağlayabiliyoruz. Sürecin ne kadar süreceği belirsiz. Çocukların bu sürede yaşıtlarından (sadece okuldaki arkadaşlarından değil, mahalledeki, kurslardaki, parklardaki), öğretmenlerinden, bazen ailelerinden (sağlık emekçilerinin çocukları) uzak kalması şüphesiz ki onları etkileyecektir. Bu duruma ilişkin zaman içinde yeni uyumlanma süreçleri gelişecektir. Balkondan balkona isim, şehir, hayvan oynamak ya da her gün belli bir saatte balkonlardan şarkı söylemek gibi.

Alınteri: Korku ve paniğin hüküm sürdüğü bugünlerde çocuklarda oluşabilecek/oluşan kaygı bozukluğu gibi psikolojik sorunların üstesinden gelebilmek için yetişkinlere önerileriniz nelerdir?

Özge Şahin: Salgın sürecinde korku, kaygı, üzüntü, çaresizlik gibi duyguların hem yetişkinlerde hem de çocuklarda görülmesi oldukça doğal. Bir dereceye kadar bu duyguların olmasının da işlevsel olduğunu biliyoruz. Örneğin korku duygusu hiç olmasa kendimizi ya da sevdiklerimizi korumak için gerekli önlemleri almayız.

Öncelikle ebeveynlerin kendilerinin bu süreçte neler hissettiklerini, neler düşündüklerini yani bu sürecin onları nasıl etkilediğini bilmeleri önem taşıyor. Çünkü bilinmeyen bir şeyle mücadele edilemez. Aileler salgın sürecinin kendilerini nasıl etkilediğini bilmeliler çünkü biliyoruz ki her ne kadar ebeveynler çocuklarının yanında haber izlememeye, kendi duygularını kontrol etmeye çalışsalar da çocuklar duyguları sezme konusunda birer uzman. Süreci bilişsel olarak anlamlandıramadıklarında bile bir şeylerin ters gittiğini anlayabilirler. Tıpkı uçaklardaki uyarı gibi (acil durumlarda önce maskeyi kendinize takın) çocukların ruh sağlığını korumanın ilk adımı ebeveynlerin kendi ruh sağlığını korumaları ve kendileriyle ilgilenmeleri.

Çocukların süreçle ilgili soruları olabiliyor. Ailelerin bu sorulara içtenlikle, doğru ve yaşa uygun açıklamalar yapması gerekir. Bazen aileler kendi kaygılarıyla beraber çok ayrıntılı açıklamalar yapabiliyorlar. Bunun yerine kısa ve net yanıtlar verilmelidir. Verilen cevap çocuk için yeterli olmadığında zaten çocuk ayrıntılandırmak için ek sorular soracaktır. Öte yandan birçok çocuk özellikle ergenlik döneminde olanlar kendi başlarına bilgiye ulaşabiliyorlar. Bilindiği gibi internette doğru bilgi kaynakları olabildiği gibi, yanlış bilgiler de yer alabiliyor. Çocuğun ne bildiği, ne hissettiği, ne düşündüğü sorulmalı, sağlıklı temas kurulmalıdır. Çocuklar doğru bilgi kaynaklarına yönlendirilmelidir.

Alınteri: Sokağa çıkma yasaklarıyla sosyal medya kullanımı her yaş grubunda ciddi artış gösterdi. Sanal dünyada patlama yaşanan cinsel ve diğer suçlarla ilgili aileler nasıl önlemler almalı? Hem yetişkinler hem de çocuklar sosyal mesafeyi nasıl korumalı?

Özge Şahin: Devam eden düzenin değişmesi ve evde geçirilen zamanın artmasıyla beraber dediğiniz gibi sosyal medya kullanımı da yetişkinlerde de çocuklarda da arttı. Bu süreçte bireyler sosyal medyayı ya da çeşitli uygulamaları (Skype, zoom, facetime gibi) sosyalleşme aracı olarak kullanabiliyorlar. Ancak her şeyde olduğu gibi bunda da bir sınır olmalıdır. Her ne kadar eski rutinler artık olmasa bile, ev içi yeni rutinlerin oluşturulması hem sürece uyumu kolaylaştıracak hem de sınırların belirlenmesinde yardımcı olacaktır.

Sınırlar çocuklar açısından güvenlik duygusunun gelişmesini sağlar. Çocuğun yaşına göre sınırların tekrardan düzenlenmesi gerekmektedir. Sadece cinsel ya da diğer suçlarla ilgili değil, internette hiçbir suç ortamı olmasa dahi kullanım yaşına uygun olarak sınırlandırılmalıdır. Ev içi rutinler ve kurallar oluşturulurken çocuğun da katılımı önem taşımaktadır.

Öte yandan zaten sosyal medya kullanımında en erken yaşın kurallar gereği 13 olması gerekmektedir. 13 yaşın öncesinde evde bilgisayar varsa ortak kullanım alanlarında olmalı, çevrimiçi güvenlik önlemleri alınmalıdır. Aileler bu süreçte çocukları oyun oynarken onları izleyebilirler, oyuna katılabilirler, çocukların konuştukları dili, sevdikleri oyunları öğrenebilirler. Bu hem ebeveyn çocuk arasındaki ilişkiyi arttırabilir hem de çocuğun zaman geçirdiği oyunlar hakkında ebeveyne bilgi verebilir.

Okulların kapanması ve sokağa çıkma yasaklarıyla çocuklar ve gençler sosyal yaşamdan kopmuş oldular. Veliler bu süreçte fahri öğretmen olma sorumluluğuyla karşı karşıya. Ve ne yazık ki maddi olanaklar ve eğitim seviyesi olarak her çocuğun yeterli ilgiyi görmeyecegi ya da eşit koşullara sahip olmadığı gerçeği var. Bu koşullarda maddi sıkıntısı olan çocuklarına yeterli olanak sunamayan, birden fazla okul çocuğuna sahip olan ailelere önerileriniz var mı?

Şu anda bunun herkes için yeni bir süreç olduğu aşikar. Veliler, öğrenciler, öğretmenler herkes yeni duruma uyum sağlamaya çalışmakta. Bir yandan devamlı evde zaman geçirmek, hemen hemen bütün aile bireylerinin evde olması, etkileşimin artması, özel zamanların ve alanların azalması, uzaktan eğitim gibi her bireyin uyumlanmasını sağlayan süreçler. Her şeyden önce bu sürecin herkes açısından zorlayıcı olduğu unutulmamalı. Evde zaman geçirmeyi çok özleyen insanlar bile rutinlerinde meydana gelen değişimlerden dolayı zorluk yaşayabiliyorlar.

Aileler bu süreçte öğretmen olmadıklarını unutmamalı. O çocuğun ebeveyni onlar. Kendilerinden yapabileceklerinden fazla bir şey beklemeleri ebeveynleri hayal kırıklığına uğratabilir, bu da ebeveyn çocuk arasındaki ilişkiyi zedeleyebilir.

Ev içinde yeni bir düzen oluşturulmalıdır. Sabah kalkma, ders çalışma, oyun oynama, yemek saatleri olabildiğince düzenli olmalı. Bu düzen oluşturulurken ailedeki tüm bireylerin katılımı önemli.

Önerilerde genel ifadelere yer verildiğinin farkındayım. Ancak unutulmamalı ki her aile ve her çocuk biriciktir. Yapılması gereken en temel şey sağlıklı bir duygusal temasın ve iletişimin kurulması. Bu beraber oyun oynarken de olabilir, yemek yaparken de. Çocuklarla temas etmek için çeşit çeşit oyuncağa, tablete gerek yok. Tencere kapakları da, kullanılan çarşaflar da yastıklar da pekala oyuncak olabilir. Ebeveynler hem çocuklarına hem de kendilerine yaratıcılık konusunda güvenebilirler.

Ayrıca çocukların her saatinin planlanmasına gerek yok. Sıkılmak da bu sürece dahil olan bir şey. Bazen sıkılsınlar, belki yeni oyunlar üretebilirler ya da sadece hayal kurabilirler.

Alınteri: Önceden psikolojik rahatsızlıkları olan bireyler var olan kısıtlamalar, maddi ve manevi kaygılarla daha yoğun boğuşma yaşarken bu süreci onlar ve onlarla aynı ortamı paylaşan diğer bireyler daha az hasarla nasıl atlatabilirler? Artan aile içi istismar ve şiddetin önüne nasıl geçebilirler?

Özge Şahin: Bu süreçte işini kaybetmek, hasta olmak ya da bir yakınını kaybetmek, bireylerin kendisinin, ailesinin ya da sevdiklerinin hastalanacağına dair olan kaygısı, ekonomik zorluklar gibi birçok etken ruh sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebilir. Bireylerin kendilerini korumaları için öz bakımlarını yapmaları önemlidir. Düzenli uyku, yeme düzeni, ev içinde yapılan spor, nefes egzersizleri, bir kahve molası, ılık bir duş, bireye ne iyi geliyorsa onun için zaman ayırabilmeli. Burada tabi ki devlet kurumlarına da çok ciddi bir görev düşmekte. Çünkü vatandaşların fiziksel sağlığı kadar ruh sağlığı da korunmalı. Bununla ilgili yapılan çalışmalar devam ediyor. Hem sivil toplum hem de devlet kurumları psikolojik sağlık ile ilgili olan süreçleri hızlandırmış durumdalar.

Ev içinde gerçekleşen şiddetin ise şüphesiz ki hiçbir gerekçesi kabul edilemez. İşini kaybetme, ekonomik zorluklar vb şeyler gerekçe değildir. Salgın süreci ve sonrasında gerçekleşen şeyler küçüğünden en büyüğüne kadar tüm aile bireylerini etkilemektedir. Şiddetin pek çok nedeni bulunmaktadır. Bu nedenlerin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği, şiddetin normalleştirilmesi, çarpık kadın ve çocuk algısı yer almaktadır. O nedenle hem toplumsal hem de yasal olarak şiddetin engellenmesi için ve ortaya çıktıktan sonra şiddete maruz bırakılan kişinin korunması- şiddeti uygulayan kişinin ise gerekli cezayı alması gerekmektedir. Af kapsamına istismarcıların dahil edilmesi tartışmaları bile kabul edilemez. Bu süreçte kadınların ve çocukların bilmeleri gereken şey ise yalnız olmadıkları. Ülke hatta dünya gündeminde salgın olabilir ancak şiddet bu süreçte de devam etmektedir. Evde kal çağrısıyla evlerin güvenli yerler olduğu varsayılmakta, istismarların ve şiddet vakalarının çoğunluğunun ev içinde gerçekleştiği unutulmaktadır. Evde kal denerek yaşam hakkı korunmaya çalışılan bireylerin, evde kalırken yaşam haklarının elinden alınması en az salgın kadar önemli bir konu.

Alınteri: Hane içi duygu patlamalarının önüne nasıl geçebiliriz? Veya bu duygu birikimini önleyebilir miyiz?

Özge Şahin: Bireylerin duygularını farkında olması ve bunları sağlıklı bir biçimde paylaşması çok önemli. Sadece fiziksel sağlıkla ilgili değil, sürecin belirsizliği, zaten zor olan yaşam şartlarının daha da zorlaşması, ekonomik kaygılar… Bunların hepsi üzüntü, öfke, keder duygularını ortaya çıkarabilir. Bunun normal olunduğunun bilinmesi gerekiyor. Yaşadığımız dönem olağanüstü bir dönem ve hayatımızın normal akışında gitmemesi, bizler için normal olan bazı şeylerin artık olmamasına karşın verdiğimiz bu duygusal tepkiler gayet doğal. Ancak salgın öncesinde olduğu gibi bu süreçte de duygularımızın yoğunluğu, nedeni ne olursa olsun davranışlarımızın kendimize ve diğerlerine zarar vermemesi gerekiyor.

Duyguları farkında olmak, bu duyguları neyin ortaya çıkardığını fark etmek önemli. Bu nedenlerden bazıları ev içi iletişim nedeniyle olabilir bazıları ise işle, haberlerle vb ile ilgili olabilir. Ev içinde olan bir şey bu duygunun ortaya çıkmasını sağlıyorsa, aile bireyleriyle bu konu konuşulup ortak biz çözüm aranabilir ya da bazen bireysel olarak yapılan şeyler (resim yapmak, bulaşık yıkamak, içimizden ondan geriye doğru sayarak yavaş yavaş nefes almak, şarkı söylemek vb) rahatlamayı sağlayabilir. Rahatlama sağlansa bile sonrasında konu eğer ev içiyle ve aileyle ilgiliyse konuşulmalıdır.

Alınteri: Ekonomik yıkımın evlere çok daha yakıcı yansıyacağı bu süreç ve sonrasında yaşanacak sorunlarla ilgili öngörünüz ve önerileriniz nedir?

Özge Şahin: Salgın sonrası sürecin nasıl olacağı en büyük belirsizliklerden, dolayısıyla en çok kaygı uyandıran konulardan biri. Salgın öncesindeki durum zaten endişe vericiyken, bu süreçte yaşananlar, hak ihlalleri bireylerde çaresizlik, karamsarlık ve öfke duygularını ortaya çıkarabilir.

Süreç sonrasının nasıl olacağı sürecin nasıl ele alındığı, insan haklarına yaraşır bir biçimde önlemlerin ayrım gözetmeden yapılmasıyla yakından ilgilidir. Bu sadece işsizliğin ya da ekonomik yıkımın olduğu ailelerde değil, toplumsal bir sorun yaratacaktır.

İnternette rastladığım Hong Kong’taki bir duvar yazısında şöyle yazdığı belirtiliyor: “Normale dönemeyiz çünkü eski normalimiz sorunun ta kendisidir.”  Salgın öncesinde yaşadığımız gibi yaşamaya devam edersek, türler arasında, sınıflar arasında ayrımcılığa karşı mücadele etmezsek yıkımlar gerçekleşecek. Bu süreçten bir şey öğrenerek, dayanışarak çıkarsak umut edebileceğimiz bir gelecek var.

Gazete Alınteri

Etiketler
Daha fazlası

Ayrıca bak..

Close
Close